YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Büyü Bozumu” kitabıyla tanıdığımız “Tuba Ayşe ÖZGÜR” var.
Merhabalar Tuba Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
– Merhaba, ben teşekkür ederim. İstanbul’da doğdum büyüdüm. Küçüklüğümde masallar uydurarak başlamışım aslında diyebilirim. Kalabalık bir ailede olduğum için kuzenlerim çoktu ve hepsine ayrı hikayeler yazardım kafamda. İlk 11 yaşlarındaydım anneme yazar olmak istediğimi söylediğimde. Ama açıkçası yazar ne demekti o zaman bilmiyordum. Lise yıllarımda Kafka ile tanışınca yazmaktan başka bir seçenek yoktu benim için. Biraz şans biraz kader beni bu yolda ilerletti. İngiliz menşeeli “Comminication Arts Studio” adlı bir okula 1000 kişi içerisinden ilk 8 de ve burs alarak giriş yaptım. Burası benim dönüm noktalarımdan oldu. Okulun ilk mezunları olduk ama özelliği birebir çalışma ve uygulama imkanımızın olmasıydı. Yani hem ders alıyor sonra da aldığımız dersler üzerinden uygulamalı çalışmalar yapıyorduk. Sonrası Metin Yazarlığı ile reklam sektörüne giriş yaptım. O dönemlerde tiyatro ile tanıştım. 4 yıl kadar amatör olarak bir grupla çalıştım. Ve ikinci dönüm noktam annemi kaybettim. Her şey çok çabuk geçiyordu açıkçası. O dönemde ilk defa hayatımda 3 ay hiçbir şey yapmadan durdum. Ani bir kayıp yıkmıştı. Önceleri daktilo ile yazdığım öykülerimi toparlamaya başladım. Hatta şu an basılan kitabım ilk o dönemlerde oluşmaya başlamıştı. Sonrasında hayata karışmak ve çalışmak için bu sefer dergi sektörünü tercih ettim. 13 yıl kadar makaleler, röportajlar arası dolaşmak ve yazmak iyileştirmeye başlamıştı. Birkaç iş deneyimimden sonra artık kendim için yazmaya karar verdim ve şimdi buradayım.
“Büyü Bozumu” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
– Büyü Bozumu az önce de bahsettiğim gibi ilk yazdığım kurgum. Sancılı bir dönemde kendimi ve hayatı sorgularken oluşmaya başladı. Hayaller dünyasının gizemli yollarında kaderin çizdiği bir yol. Beş nesil kadın ve geçmişten gelen her nesile ayrı ayrı yüklenen yükler. Gizemli bir yolculuk ve gerçek ile hayal arası bir dünya var kitapta. Belki hiçbiri yaşanmadı belki de hepsi ve daha fazlası yaşandı. Alt metnine bakacak olursak kadının toplumdaki yeri, kaderin işleyişi ve çokça altını çizmek istediğim seçimler. Bir insan içinde iyiyi de kötüyü de barındırıyor ve hangisini beslerse onu büyütüyor. Düşünün ortada sadece aşk vardı kitapta ama nasıl lanete dönüştü. İçlerinden biri negatif baktı olaylara. Ve gerisi geldi. Dilerim bir gün herkes içindeki sevgiyi besler.
Roman yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Eserinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa kurgu mu?
– Aslına bakacak olursanız her yazar içindekilerden ibarettir. Yaşanmışlıklarından ve yaşayamadıklarından. Ama yazmak için o masaya oturduğunuzda artık siz olmaktan çıkar her şey. Daha doğrusu çıkmalıdır. Yoksa otobiyografi okuruz herkesten. Her yazarın teknikleri vardır bende de bazen konu gelir, bazen karakterler bazen de sadece kitabın ismi. Yazdığım her karakterde benden bir şeyler var, etrafımdaki herkesten bir şeyler var. Ama her karakterim kendine has kişilikler. Yaratım sürecinde içime bakarım çevreme bakarım ama sonrasında benden çıkar ve bir kişi olur.
“…Bu bir aile geleneğiydi. ‘Aşk Çayı’ demini aldığında kokusunu içine alır, derin bir nefes çeker; şimdi, şu andan itibaren geçmişten gelen, bilerek ya da bilmeyerek edindiğim tüm olumsuz duygu ve düşüncelerden özgürleşiyorum. Sevmeyi ve sevilmeyi seçiyorum, diye duamızı ederdik.” Çok güzel ifade etmişsiniz. Sevmeyi ve sevilmeyi seçiyorum. Günümüzdeki sevgi anlayışı hakkındaki düşünceniz nedir?
– Maalesef her şeyin içini boşalttık. Gerçek ve öz sevgi hala birilerinde var umarım yayılması için ellerinden geleni yapıyorlardır. Bahsettiğim gibi kişinin içinde tüm duygular var ama asıl önemli olan sizin neyi beslediğiniz. Çünkü hangi duyguyu besliyorsanız onu büyütüyorsunuzdur.
Bu sizin ilk romanınız. Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
– İddialı olmak istemem ama her zaman öğrenmeye ve eleştiriye açık bir tavır yürütürüm. Yazmak için doğduğumu düşünüyorum. Kaç tane metin, makale, kitap yazsam da her zaman öğrenciyim ve acemiyim. Ama yazmak benim için her şey.
Peki, bu kitap yazma serüveni nasıl başladı?
– En başına gidecek olursam kendi masallarımla başladı. Sonra öyküler geldi. Sonra baktım ben içine girmek istiyorum o dünyanın. Her bir karakterimle bir süre gezmek istiyorum. Bir meselem var ve hayatların üzerinden anlatmak istiyorum. O zaman daha uzun öyküler gelişmeye başladı ve derken roman yazmaya başladım. Şu an ilk romanım yayınlandı, ikinci için bir yayıneviyle görüşmedeyim. Üçüncü hazır, dördüncüyü yazıyorum.
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
– Gerçeküstücü akım benim için inanılmaz bir serüven. Bu akımın her yazarını her kitabını okumaya çalışıyorum. Ama şu var ki bir akımın peşinde kalamam yazabilmek için her şeyi okuyorum. Komedi, polisiye, korku hatta masal. Marquez en özel yazarım. Diğer anlamda her yeni kitabı, yeni yazarı tanımaya çalışıyorum. Bir de arada sürekli aralıklarla okuduğum kitaplarım oluyor. Her seferinde başka bir şey bulduğum Yüzyıllık Yalnızlık gibi.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
– Bu anlamda benim yaşayamadıklarımı yaşatabilmek için bir yazma atölyem var “Atölye bütünsel Değişim”. Benim dönemimde atölyeler yoktu. Şanslıydım uygulamalı bir eğitim kazandım. Onun dışında “Edebiyat oku” diyordu herkes. Şimdi atölyeler çok tabii bunların içinden doğruyu bulmak da bir o kadar zor. Bazı atölyelerden gelen arkadaşlar yazmayı bıraktıracak eğitmenlerden bahsediyor, bazıları yazmak için yanıp tutuşturan. Ehil olanı ve kendileri için tatmin edici olanı bulmalarını tavsiye ederim. Yazmak isteyen herkese tek söylediğim “Bu yol uzun ve yorucu ve bir o kadar muhteşem. Sabrınız varsa bu yola girin”.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
– Yeni dünya ve yeni akımlar. Klasikler belki okunmuyor ama yeni akımlar var ve gençlerin ilgisini hayli çekiyor. Gençlerin okumaları için elimizden geleni yapmalıyız açıkçası. her kelime her cümle insanın hayatına başka bir pencere açmaktır. Gelişen dünyaya ayak uydurmak ve gelecek nesilleri okumaya teşvik etmeliyiz.
Değerli Tuba Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Ben teşekkür ediyorum herkese bol kitaplı günler diliyorum.




















