YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta öykü ve roman türünde kitaplarıyla tanıdığımız “Tuba Ayşe Özgür” var.
Merhabalar Tuba Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Çok teşekkür ederim, davetiniz beni mutlu etti. Yazmak benim için sadece kelimelerle değil, imgelerle de düşünmek anlamına geliyor. Uzun yıllar reklam sektöründe ve dergi gruplarında çalıştım; bu da anlatım dilimi çok yönlü kıldı. Bunların içinde ise sanırım en çok beni besleyen tiyatro ile olan ilişkim oldu. 4 yıl kadar amatör olarak uğraşım bana çok şey kazandırdı. Şimdi tüm bu birikimleri kelimelerle süslemeye çalışıyorum. Genellikle içsel kırılmaları ve varoluşsal sorgulamaları merkez alan metinlerle yazı hayatım ilerliyor.
“Kedi Uykusu” ismiyle ne anlatmak istediniz? Bu başlık okura nasıl bir kapı aralıyor?
“Kedi Uykusu” aslında uyanıklıkla uyku arasındaki o belirsiz, gri hâli anlatıyor. Tam uykuda değiliz ama tamamen uyanık da değiliz. Zihin, gerçekliğin kıyısında gezinirken bilinçdışının kapısı aralanıyor. Bu başlık, okura bir davet sunuyor: Kendini tanıdığını sandığın yerden bir adım öteye geç ve başka bir uyanıklığın mümkün olup olmadığını sorgula.
“Kedi Uykusu” bir metafor mu sizin için? Eğer öyleyse, uyanmak mümkün mü?
Evet, kesinlikle bir metafor. Bazen hayat, bir kedi uykusu gibi hafif, geçici ve tetikte. Ne tam olarak içindeyiz ne de dışında. Uyanmak mümkün mü? Sanırım bu, soruyu kimin sorduğuna bağlı. Bazen uyanış bir travmayla, bazen de sessiz bir yüzleşmeyle gelir. Ama her uyanış, aynı zamanda yeni bir rüyaya açılan başka bir kapı olabilir.
Bu kitapta sizi önceki eserlerinizden farklı kılan ne oldu? Yazarken içsel olarak sizde neler değişti?
Bu kitapta daha fazla durdum, daha çok sustum. Önceki metinlerimde dış dünyayla kurduğum bağlar daha belirgindi; bu kez içe dönen, neredeyse sessiz bir anlatım arayışındaydım. Karakterlerimin iç seslerine daha çok kulak verdim. Yazarken bir tür soyunma hissi yaşadım. Katmanlarım azaldıkça, anlatacaklarımın özüyle yüzleşebildim.
Yazarlığa reklâmcılıkla, tiyatroyla ve edebi dergilerle iç içe bir geçmişten geliyorsunuz. Bu çok katmanlı birikim, roman yazım sürecinizi nasıl etkiliyor?
Bu alanlar bana anlatının farklı ritimlerini öğretti. Reklâmcılık, yoğunluk ve ekonomi kazandırdı; tiyatro, ritim ve sahne duygusu; dergi ise edebi sorumluluğu ve ses çeşitliliğini. Yazarken her birikimin sesi kulağımda olur ama roman yazım süreci onların ötesinde, daha kişisel ve yavaş bir alandır benim için.
Sizin için bir cümle ne zaman güçlü bir cümle olur? Hangi ölçütlerle yazdıklarınıza “tamamdır” diyorsunuz?
Bir cümle bende fiziksel bir yankı uyandırıyorsa, tamamdır. Sözün ritmi, anlamın sesiyle buluşmuşsa ve içerdiği boşluk da anlamlıysa güçlüdür. Bazen yazdığım bir cümle beni susturur; içimde bir şey tamamlanır gibi olur. İşte o an, “tamamdır” diyebiliyorum.
Yazma rutinleriniz var mı? Belirli saatler, belirli objeler, ritüeller?
Keskin rutinlerim yok ama bazı alışkanlıklarım var. Geceleri uyanıp yazdığım oluyor. Ama sabah erken saatlerde yazmayı seviyorum; zihin henüz kirlenmemişken. Belli kalemlerle not almak, aynı fincandan kahve içmek, not defterleri biriktirmek gibi küçük ritüellerim var. Yazarken dışarıya kapanıyorum o yüzden illa sessizlik olması gerekmiyor ben kendi içimdeki sessizliğe bürünüyorum. Yazarken sadece yazının sesiyle kalmayı seviyorum.
“Büyü Bozumu”, “Benim Kalbim Dikdörtgen” ve “İçime Karga Uçuştu”… Bu üç kitap arasında nasıl bir bağ ya da evrim olduğunu düşünüyorsunuz?
Her biri bir dönüşümün, bir iç göçün izlerini taşıyor. “Büyü Bozumu” ile sözcüklerin yüzeyini kazımaya başladım. “Benim Kalbim Dikdörtgen”de sınırlarını zorladım, biçimle oynadım. “İçime Karga Uçuştu” ise o sınırların içinden, daha sade ama daha derin bir söylemle çıktı. Evrimsel bir çizgi değil, daha çok bir döngü gibi görüyorum bu süreci.
Yazmak sizde neyi dönüştürdü? Özellikle ilk kitabınızdan bu yana kendinize baktığınızda ne görüyorsunuz?
Yazmak beni daha çok susturdu. Söylemekten çok dinlemeyi öğretti. İlk kitapta daha çok anlatmak istiyordum; şimdi daha çok sezdirmenin peşindeyim. Kendi içimdeki boşluklara bakma cesaretim arttı. Yazmak, kendimle konuşmanın en derin biçimine dönüştü zamanla.
Yazmak isteyen ama nereden başlayacağını bilmeyen birine ilk olarak neyi önerirsiniz?
Mutlaka düzenli yazsınlar. Her gün küçük alıştırmalarla on dakika bile olsa. Mümkünse bir iki saat kadar. Okusunlar. Kendisinden kaçmadan, sabırla okusunlar. Sonra yazmaya başladıklarında kimseyi ikna etmeye çalışmasınlar. Bir sesi olsun; ister çatlak, ister kırık, ama yazana ait bir ses. Ve en önemlisi, yazmak için mükemmel zamanı beklemesinler. Yazı, kararsız anlarda bile yola koyulabilir.
Sizce bir yazar, kendi travmalarından çıkıp kolektif bir dile ulaşmak için hangi eşikleri aşmalı?
Önce kendi hikâyesini kabullenmeli. Acısını estetize etmeden, ama onunla da yüzleşmekten kaçınmadan. Travmayı sadece anlatmak değil, dönüştürmek gerekiyor. Bu da zaman, sabır ve dürüstlük istiyor. Ancak kendini aşabildiğinde, ortak dile doğru yürümek mümkün olur.
Tuba Ayşe Özgür’ün dünyasında “gerçeklik” ne demektir?
Gerçeklik, tek bir katmandan ibaret değil. Zihnin yarattığı, bedenin duyduğu, ruhun sezdiği her şey gerçekliğin farklı biçimleri. Bazen bir rüyadaki duygu, gündüz yaşadığımız herhangi bir andan daha sahici olabilir. Benim için gerçeklik, görünenin çok ötesinde bir şey. Biraz bana özgü belki biraz farklı ama çeşitli.
Bundan sonraki kitaplarınızda bizi nasıl temalar bekliyor? İçsel yolculuk devam edecek mi?
İçsel yolculuk hiç bitmeyecek. Ama bu kez hafızayla daha doğrudan ilgileneceğim. Bellek nesneleri, hatırlamanın biçimleri, zamanı büken duygular… Yeni metinlerimde hem daha sessiz hem de daha derin sulara ineceğim gibi hissediyorum. Aralık gibi bir öykü kitabı geliyor müjdesini verebilirim, ardından da 2026 Mayıs gibi bir roman daha.
Değerli Tuba Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Ben teşekkür ederim. Umarım yollarımız yeni kitaplarla yeniden kesişir.





















