YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Ihlamur Çıkmazı” kitabıyla tanıdığımız ” Pınar BEKDEMİR” var.
Merhabalar Pınar Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhabalar Hakan Bey, röportaj teklifiniz için asıl ben teşekkür ederim.
1982 Burdur doğumluyum. Evli ve iki çocuk annesiyim. Burdur’da yaşıyorum. Uzun yıllar kadın girişimci olarak çalıştım halen de çalışmaktayım. Okumayı, araştırmayı, gözlemlemeyi çok seviyorum. Yoğun iş tempoma rağmen kendimi geliştirmek ve yetiştirmek adına paneller, seminerler, kurslara aktif olarak katılım sağlıyorum. Zaman yönetimimi iyi planlayıp, günümü en verimli hale getirebilmek için disiplinli çalışmalar yapıyorum. Doğada kitap okumayı, yürümeyi ve denizi seyretmeyi çok seviyorum. İnsanların hayat öykülerini dinlemeyi seviyorum. Yaşamayı seven, gülümseyen pozitif, olumlu düşünen, anlayış ve hoşgörüyü her zaman hayatımın merkezinde tutmaya çalışan enerjik bir karakterim. Yazarken de ciddi ve suskun biri haline dönüşebiliyorum.
“Ihlamur Çıkmazı” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Kitabımda yaşanmışlıklar, dinlediğim farklı hayat hikâyeleri, bazen de kurgular herkesin bir parça kendini bulabileceği deneme yazılarım var. Hayatın karmaşasından, duyguların sahteliğinden, muzdarip olduğumuz bir dönemde, kalplere dokunup, ruhlara şifa olması temennilerim ile yazmış olduğum bir eserdir aslında “Ihlamur Çıkmazı”. Okurlarımın sıkılmadan akıcı bir halde belki de bir çırpıda okuyabilecekleri bir kitap. Geç kalınmış bir kitap ve bu gecikmenin kendime yansımaları, içimin bir köşesinde hep taze tuttuğum ideallerimin kitabımdaki izdüşümünü görebiliriz.
Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?
“Ihlamur Çıkmazı” profesyonel anlamda ilk eserim. Uzun yıllardır yazmayı çok seviyorum, kitap çıkarma fikri her zaman aklımdaydı. Hayat şartları beni ne kadar zorlarsa zorlasın bu fikirden asla uzaklaşmadım. Eğitimlerimi tamamladım. Okurlarımın karşına daha donanımlı çıkabilmek için, çok çalıştım. Çok uykusuz kaldım. Sürekli yazdım. Bıkmadan usanmadan sürekli yazdım. Sonucunda ise verilen çaba ve emeklere değdi. Kitabın ismine bir anda karar verdim. Hatta birkaç dakikada. “işte bu” dedim. Olur ya bazen şimşekler çakar kafanızda aynen böyle bir şey oldu ve içime çok sindi. Benim en önemli rutinim disiplinli çalışmamdır. Günlük çalışma rutinlerimi aksatmamam olmuştur. Yazarken elbette belli ritüellerim var. Sessiz bir ortamda çalışmayı seviyorum. Gün içerisinde, aklıma gelen her şeyi not ediyorum. Gecesinde de o notlar yazıya dönüşüyor. Yazılar belki defalarca müsvedden geçiyor, tekrar tekrar okunuyor ve son halleri oluşuyor. Bazen de ilk halleri ile kalıyor. Yaşamak başlı başına bir ritüel aslında, yaşamanın hakkı vererek yaşamak!
Denemelerinizde nelerden bahsettiniz? En çok beğendiniz yazınız hangisi?
Denemelerimde bizi biz yapan duygularımızın ve bunları yönetebilme becerilerimizin hayatımıza yansımalarını, bazen yolumuzu şaşırdığımız anlarda bir pusulaya ihtiyaç duyabileceğimiz nitelikte yazılar var. İnsani sezgilerimizin yazıya dönüşmüş halleri. Kısacası denemelerimde yaşamın içinde aşina olduğumuz her duyguyu bulabiliriz. Aslında bir yazar kitabının tamamını çok beğenir fakat illa ki bir tanesini seçecek olursam. “Mütevazı Bir Haziran Akşamı” yazımı seçebilirim.
“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Ben sanal ortamda çok okumayı sevmiyorum. Okurken hissetmeliyim. Sayfaları çevirirken o kokuyu, duyumsamalıyım. Gelişen ve değişen teknolojinin bize olumlu yönleri çok var elbette. Örneğin bilgi edinme amaçlı kullanıldığı zaman hızlı bir şekilde, bilgiye ulaşabilmek çok güzel. Aslında dijitalleşme, kendini bir adım öteye taşıyabilmek isteyen insanlar için çok güzel fırsatlar sunuyor. Edebiyata etkisinin ben daha çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Okumaya yönlendirecek güzel platformlar var, genç neslin ilgisini çekebilecek ve kitaplara ilgi uyandıracak kısa bilgi içerikli podcastlere rastlamak mümkün. Bu sebeple ben daha çok olumlu yönlerini görüyorum. Çağın getirdiklerine uzak kalmamız mümkün değil, tüm bunları kendi lehimize dönüştürebiliriz. Ben dijitalleşmenin özümüzden kopmadığımız müddetçe faydalı olduğunu düşünüyorum.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Yazmak isteyenlere en önemli tavsiyem, yazın ne olursa olsun yazmaktan ve kalem kağıttan uzaklaşmayın. Cesaretinizi ve şevkinizi kırmak isteyen insanlara hiç aldırış etmeden yazın. Onlar sizi daha güçlü kılacak. Ve yine yazar adaylarına naçizane tavsiyem, kitabınızın oluşum aşamasında, yazılarınızı kimseyle paylaşmayın. Korkmayın, kaleminizin gücüne inanın ve onu asla susturmayın. Nasıl başlanması gerektiğiyle ilgilide kısaca şöyle bahsedebilirim. Yazmak birazda insanın içinden gelen ve engellenemeyen bir tutku olduğunu düşünüyorum. Eğitimlerle ve belirli bir donanımla yola çıkıldığı zaman özgüven duygusu perçinleniyor. Sonrası da zaten akışta hızla ilerliyor. Hayata geçirilmeyen hiçbir fikrin ve hayalin insana bir faydası olamaz. Yazmayı düşünen adaylara bir an önce korkmadan uygulayama geçin diyebilirim.
“Türk ve yabancı yazarları düşündüğünüzde özellikle Türkiye’den hangi yazarları tercih edersiniz okurken? Beğendiğiniz, okumaktan zevk aldığınız kitaplar neler?”
Doğan Cüceloğlu, İclal Aydın, Zülfü Livaneli, Tarık Tufan, Ayşe Kulin, Şermin Yaşar gibi yazarların kitapları, kitaplığımın ilk raflarında tuttuğum ve severek okuduğum yazarlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra birkaç defa okuduğum dünya klasikleri de yer alır. Montaıgne denemeler, Victor Hugo “bir idam mahkümunun son günü” Gömülü Şamdan” Stefan Zweıg gibi daha niceleri var elbette. Bazı külliyatları da birkaç defa okuduğum olmuştur. Maneviyatıma olumlu etki sağlayan dini kitapları okumayı da çok severim. Aslında kitap seçimim anlık duygularımla da ilişkili oluyor. O an içimden ne geliyorsa, alıp okuyorum. Kitaplar beni çok güzel motive ediyor. Hatta bazen bir süre etkisinde kalabiliyorum, Laetıta Colombanı’ın “saç örgüsü” kitabı şuan aklıma ilk gelen ve bende etkisi süren kitaplardandır.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Maalesef okuma oranları çok düşük. Okuma oranlarının artması, kitap sevgimizin artması ve bunu genç nesillere aktarabilmek adına eğitimcilerle birlikte güzel çalışmalar yapıyoruz. Dönüşler olumlu oluyor ama bana kalırsa yine de yetersiz.
Genç nesiller bizim umudumuz, onlar bizim geleceğimiz. Temelinin ailede atılıp, sonrasında çevresel faktörlerle desteklenip, okuma oranlarını arttırabiliriz. Ama temel illaki aile de atılıyor. Örneğin benim çocukluğum sürekli kitaplarla, dergilerle, çizgi romanlarla hemhal olarak geçti. Ağabeyim gazeteciydi. İllaki bir yerlerden temel atılması gerekiyor ve bu sebeple biz ebeveynlere çok iş düşüyor. Çocuklar ve gençler söyleneni değil, gördüklerini yapıyorlar. Bu sebeple önce çuvaldızı kendimize batırmamız gerekiyor.
Değerli Pınar Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Bana böyle bir imkân sunduğunuz için ben teşekkür ederim. Esenlikler dilerim.




















