YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Roma’da Biz Olsak ve Ruhumun Dalgaları” kitaplarıyla tanıdığımız “Handan YİĞİT” var.
Merhabalar Handan Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhabalar. Ben de bana kıymetli köşeniz de yer verip, kitaplarımı tanıtma imkânı tanıdığınız için çok teşekkür ederim. İstanbul doğumluyum. Memleketim Kastamonu Cide. Zonguldak Karaelmas Meslek Yüksek Okul İktisadi ve İdari Birimler Muhasebe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu zamana kadar hayatımda sporun yeri ve önemi büyük rol göstermiştir. Adeta hayat felsefem haline geldi. Ve bu yüzden muhasebe dalında iş hayatım çok kısa sürdü. Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriydi. Mesleğimi değiştirmek. Kendim de o cesareti bulup, kalbimin sesini dinlediğim için şanslıyım. Yıllar önce pilates ile tanışıp kendimde ki beden ve ruh olarak değişimi gördükten sonra meslek olarak yapmaya karar verdim. Benim için nefes almak gibi oldu. Eğitim süreçlerimi tamamladıktan sonra hayatıma Pilates Antrenörü olarak devam ettim ve etmekteyim. Uzun bir süre Latin danslarından oluşan zumba eğitmenliği de yaptım. Enerjisi çok yüksek, ritmi hiç düşmeyen bir deneyimdi. Her zaman kalbimin en derinin de bir yeri olacak. Sayısını hatırlamadığım ve halen katıldığım eğitimlerle yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Kendimi her alanda yenilemeyi, gerektiğin de bakış açımı değiştirmeyi çok seviyorum. Tek bir nokta da kalmayı, yerimde saymayı hiç bir zaman sevmedim. Durağan bir yapıya sahip değilim. Durmak bana zaman kaybı gibi geliyor. Bu aralar Tuna Tüner hocamdan aldığım Yaşam Koçluğu eğitimini bitirdim, üzerinde çalışmalar yapmaktayım. Bununla da ilgili ileri ki zamanlarda güzel planlarımla karşınızda olacağım. Bu dünyada olma amacımın insanların kalbine, ruhuna bir şekilde dokunmakmış gibi hissediyorum. Ve bu yolda yürümekten çok keyif alıyorum. İçin de bulunduğum mesleğim ile yazarlık kısmını çok fazla bağdaştırıyorum. İkisini bir birinden ayırmam söz konusu değil. Çünkü; düşündüğüm de her ikisinde de yaptığım şey aynı. Tanımadığım insanların kalbine, ruhuna dokunabilmek. Ve ben hem spor yaparak, hem de yazarak çoğaldığımı, güçlendiğimi, yenilendiğimi o tanımadığım ruhlarda iz bıraktığımı düşünüyorum. Buda benim için yoluma devam edebilmemin, gökkuşağının eşsiz renkleri gibi eğlenceli ve kıymetli geliyor. Bunun yanı sıra dans etmeyi o müziğin ritmende kaybolmayı çok seviyorum. Fotoğraf çekmekten aşırı keyif alıyorum. Sanatsal yönlerimin var olması bana büyük bir şans. Bazen sevdiğim şeyleri abartarak yapıyorum. Bu bile çok hoşuma giden bir durum hale geliyor. Mesela; beni çok etkileyen bir filmi, bir kitabı defalarca okumak ve izlemek bana aşırı mutluluk veriyor. Defalarca gitmekten usanmadığın o şehir Bozcaada gibi… Kısaca, eğer ben bu dünyada, evrende var olmaya devam edeceksem, eşsiz bir şekilde burada nefes alma hakkı verildiyse bana önümüze sunulan güzelliklerden faydalanmaya, o anın tadını çıkartmaya, gökyüzünün ve denizin o mavi renginde şükür ederek nefes almaya devam edeceğim. Ve tabi ki yazdıklarımla anlatmaya, bakış açılarını değiştirmeye çalışmaktan hiç yorulmayacağım. Ben bu hayatı her anı ile yaşamayı çok seviyorum. Hayat Kısa Kuşlar uçuyor…
“Ruhumun Dalgaları” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
“Bilmediğimiz bir şey anlatmıyorum. Ama bildiklerimizi dile getirme cesaretini göstermeye çalışıyorum. Şiddete, tacize boyun eğmeyen kadınları; engel denilen kavramlar karşında saklanmayan insanları, kısacası ‘bizi’ anlatıyorum.” diyerek devam ediyorum son romanım Ruhumun Dalgalarında…
Bakış açımızı değiştirecek, farklı bir pencereden bakmamızı sağlayacak, bazen derin düşüncelerle sorgulama yaptıracak, kalp atışlarımızın hızlanmasını hissettirecek, bazen kızacak, öfkelendirecek güçlü bir hikâye. Kader ağlarının ördüğü, farklı hayatları olan, hayat mücadeleleri ile ortak noktada, kader çizgisin de buluşan o üç karakterin hayata meydan okumalarını, kendi iç dünyalarında savaş vermelerini, bazen kendi gerçekleri ile yüzleşmek istemediklerini, kaçtıkları o duygularla tekrardan karşılaştıklarını ve kaçamadıklarını göreceğiz. Kayıpların olduğu, o kayıp ile düştüğün yerden güçlendiğini, karadenizin hırçın dalgalarıyla savaşmasını, aşkın en tutkulu, en saf duygusunda buluştuklarını keyifle okuyacak, ve şaşırtıcı final sahnesin de tekrar zihin karmaşası yaratacak olan bir sonda bulacak okurlarım kendilerini:)
“Eğer bu dünyada yaşanan her şey bir kaderse bu kitapta anlatılanlar da kaderimizin bir parçasıdır. Ben tesadüflere inanmam. Çünkü tesadüf değildir bizleri bir araya getiren. Kaderdir…” Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz. Kader çok hassa bir mevzu. Peki, “kaderimizi değiştirmek” derken insanlar ne kastediyor olabilir?
Kaderci bir insan olduğumu kadere inandığımı söyleyebilirim. Ve son romanımda özellikle kader konusunu ince ince derin bir şekilde anlatmaya çalıştım. Aslında daha biz doğmadan ana rahmine ilk tohumlarını atar o kader çizgimiz. Ve ben bunu değiştirebileceğimizi düşünenlerden değilim. Yani önceden belirlenmiştir. Ve bu değişmez. Tesadüf yoktur, Tevafuk vardır. Ve bu yüzden tesadüf değil, kaderdir diyorum.
Şu ana kadar 2 kitap yazmışsınız. Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
Yazmak benim için bu evrende var olma sebeplerimden biridir. Yazmak büyülü masalsı diyerek anlatıyorum her imzamda. Uçsuz bucaksız kendi iç dünyamda kaybolabildiğim, sınırlarım olmadan, özgürce kelimelerimi o satırlara dökebildiğim, her defasında yeni keşif yolculuğunda kendimi bulduğum, hayaller kurabildiğim ve sonrasında bunu tanımadığım farklı farklı insanların kalbinde yer alarak çoğaldığımızı görmek, nefes alabilmemde ki en değerli en eşsiz duygularından biridir. Hissettiğim ve hissettirebildiğim kadarım. Yazmak ayrıca cesaret, inanmak ve disiplin işidir. Bu üçü birleştiğin de hayal ettiğinizden daha fazlası geliyor size. O zaman diyorsunuz ki, ben başardım. Ve edebiyat dünyasının için de yer almaktan büyük keyif alıyorum. Almaya da devam edeceğim. Üretebilmek, ürettiklerinin karşılığını görebilmek çok değerli. Bir gün bu dünyadan göçüp gitsem de geri de bıraktığım eserlerim olacak. Bu inanılmaz bir iz.
“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Yazarın dil duyarlılığını azaltan bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Ben biraz daha eskiye o yaşanılan zorluklarla gelen başarı ya da başarısızlığı daha kıymetli buluyorum. İyi yönleri elbette vardır. Ben elektronik ortamdaki eserleri çok önemseyenlerden olmadım. Bu benim tercihim.
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Her türden okumayı o heyecanın içerisinde olmayı seviyorum. Bazen o anki ihtiyacıma göre tercihlerim değişebiliyor. Öncelikle bir roman yazarı olarak okumaktan keyif aldığım roman kitaplarıdır. Tür olarak Fantastik, Polisiye, Psikoloji, Kişisel gelişim, Şiir, Çocuk romanları okumayı çok severim. Sabahattin Ali örnek aldığım kalemine hayranlık duyduğum bir yazardır. Sarah jio, Oğuz Atay, Nazım Hikmet, Turgut Uyar, Ahmet ümit, Özgür Balpınar takip ettiğim kıymetli yazarlarımızdır.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Yazma cesaretini gösterebilen herkesi tebrik ediyorum. Çünkü yazmak o korkulardan, kaygılardan sıyrılıp her şeyi göze alabilme cesaretini gösterebilmektir. Ve böylelikle bu yolculukta ki ilk adımı atmış oluyorsun. Yazmak isteyen herkese tavsiyem şu olacaktır. Kimin ne dediğini, ne düşündüğünü umursamadan yazma serüvenine devam etmelerini tavsiye ediyorum. Yazmak için karar vermek, inanmak ve ciddi bir zaman dilimi ayırmak gerekiyor. Yazmak; uzun soluklu, heyecan verici, inanç meselesi ile bağlantılı büyülü bir yolculuk. Bazen nerede nasıl yazdığınızın da önemi yoktur. Az önce anlattıklarım bir yol sadece… Disiplini bırakmadan kendi yolculuğunda vazgeçmeden ilerleyebilmektir. İşte o zaman siz o cesareti edinmiş oluyorsunuz.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Maalesef ki son yıllarda gözlemlediğim okuyan kesimden daha çok yazan insanın fazlaca artmasını takip edenlerdenim. Keşke herkes okuyarak kitapların o büyülü dünyasında kaybolabilse… Eğitim ve ailenin kattığı değerlerin de büyük önemi olduğunu düşünüyorum. Okuma alışkanlığını eğlenceli hale getirerek kazandırmalıyız. Genç nesilden halen umutluyum. Kendini geliştirmekten çekinmeyen, her gün daha fazla yenilenmeye giden, araştıran, akıllı, çalışkan pırıl pırıl gençlerimiz var. Bazen kaybettiğimiz o umutsuzluğun içerisinde dahi insanın yüreği umut ile dolup taşıyor. Gözlerimiz ışıl ışıl parlıyor. Umudumuzu hiç bir zaman kaybetmemek dileğimle…
Değerli Handan Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…





















