YAŞATMAK
Değerlerimize sahip olacak nesiller, uzak çağlardan yakın çağlara doğru akarken kendi çağıyla birleşerek benliğini bulur. Her nesilkendi değerlerini gelecek nesillere aktarır. Bunu aktaranlardan biri ve en önemlisi öğretmenlerdir.
Kendi varlığını öğrencileri ile bütünleyen öğretmenler bir mum misali etrafına ışık saçar. Bu ışığın yansıması için, o mumun güçlü olması gerekir. Sönük bir ışık bir neslin körelmesine neden olabilir. Bir öğrenci, ailesinden sonra tanıdığı öğretmeniyle şekil almaya başlar. Bu şekil öyle bir hal almalıdır ki “yaşatmak” için kendi değerlerinebağlı zihinler yoğurmalıdır. Okula yolu düşen her bir bireyin yüreğine öğretmenin içindeki bir mum yakma isteği hep yaşamalıdır. Bunun için öğretmen “ayın on beşini” bekleyen, “hadi defteri imzalayalım, paramızı kazanalım” diyen değil “yeni okul” yeni heyecan içinde yeni ufukları yakalayan yolcular koymalıdır zihinlerin derinliklerine.
Arabanın yağı, suyu belli periyotlarla kontrol edilirken öğretmen de kendini yenilemelidir. Bilgisini, öğrenciye yaklaşımını yeni yöntemlerle arttırmalıdır. Yoksa duvarlara monte edilen “akıllı tahta”lara yabancı bir cisim gibi bakan öğretmen, karşısındaki “dijital gençlere/ öğrencilere/ bireylere” yabancılaşacaktır. Bir öğretmen akıllı tahtalar için “bunlar boşuna yapılmış, devletin parası boşa gidiyor” derse karşısındaki gençleri yok sayacaktır. Bir başkası “akıllı tahta yoktur, akıllı öğretmen vardır” diyerek “hızlı yaşayan/düşünen/ bakan dijital gençlere/ bireylere”yaklaşamayacaktır. Çünkü bu genç nesil kendini ifade etmek için kullandığı bir aracın yok sayılmasını kabul edemeyecektir.
Eğitimde bireylere dokunan her bir bilgi; günü kurtarmak için değil, bir varlığın yüzyıllara uzanmasını sağlamalıdır. Bunun için değerlerimizi gelecek kuşaklarla buluşturacak adımlar atılmalıdır. “İnsan bilmediğin düşmanı olur” mantığı ile baktığımızda akıllı tahtaya dokunmayan bir öğretmene verilen kullanım belgeleri işi başından savmaktan başka bir şey olmayacaktır. Hem öğretmen kendini yenilemeli hem de kendi değerlerimize bakarak dünü bügüne taşıyıp akıllı tahtanın karşısına aklını kullanan değerler çıkarmalıdır.
Kendi değerlerini özümseyen bir öğretmen, gönüllere dokunan bir bam teli gibidir. Kalabalıklar içinde yönünü arayanları arar ve kendi ıssızlığına getirir. Yaptığını “ben yaptım demeden” kendi hayatından alıp öğrencilerine uzatır. Yüreğinden akıttıkları ile şekillenir karşısında duran öğrenciler. “Yaşatmaktır” onun ideali. Kendisi için değil başkası içinyaşatmak…
Öğretmelik; fedekarlıktır, arkasına bakmadan öğrencilere koşmaktır, karşısında duran gözlerin içini okuyabilmektir. Hem de hiç hatasız okuyabilmek…
Öğretmen; milleti millet yapan, vatanı ve bayrağı kutsayan değerleri bilen, duyan ve hisseden olarak ruh ve mana yolunda birleştirebilen olmalıdır. Bütün bunları yaparken iç dinamikleri harekete geçirip vicdanlara dokunabilmelidir. Mehmet Akif’in deyişiyle:
Muallimim diyen olmak gerektir imanlı.
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı.
Böylece bizi biz yapan değerler gelecek kuşaklara aktarılabilecektir.





















