ÜNİVERSİTE DEYİNCE – DAVUT FEN
Ülkemizde kaç üniversite olduğunu yeni öğrendim. O sayının ne olduğunu az buçuk biliyordum. Zaten kesin sayı da benim bildiğime çok yakınmış. Benim, en son bilgim 223 idi.
Hep çıktığımız ortam olan o Halk Ev’imizde, otuzlu yaşlarında bir Üniversite öğretim üyesiyle tanıştım. Kendileri, Üniversiteleri’nde bir aşamaya hazırlamak için, ilçemize izinli olarak çıkıp gelmişlermiş. O boyutu ele alan konuşmalarımız sırasında geçti. Kesin Üniversite sayımız, meğerse 223 değil, 230 imiş.Bizler, kuşak olarak, eğitim-öğretimimizi yarıda bırakmışlardanız. Ortaokulu bitirmiş olmak önemli, Lise’ye adım atmak elbet daha da önemliydi. Askerliğini yapıp gelmiş olanlarımıza iş olanakları vardı. Kimse açıkta kalmıyordu. O az sayıda olan okullu kız arkadaşlarımızın her biri bile işe yerleşmişlerdir. Ben, kendim de yıllar sonra, yüksek okul bitirip aldığım ücretime yansımasını sağlamayı başarabilmiş kişilerdenimdir. O, adımın yer aldığı, kabartma altın yaldız mühürlü olan belgem de öğle, sandık diplerinde, dip, kıyı, köşede; arandığında hemen bulunamayacak yerde değil; konutumuzun herkese açık görünür yeri olan duvar yüzünde, kapı gibi, hoş incelikli bir çerçeve içinde, çivisinde asılı durur.
Bizim, lise terk yıllarımız, işlerimizin bir türlü yolunda gitmediği, o yüzden de yalpalayıp bocaladığımız dönemlerimizdi. Yaşamın akışına kendimizi bırakıvermiştik.
Günümüz aklıyla hareket edebilmeyi elbet çok isterdim. Alanında yetkin biri olabilmeyi önemserdim. Örneğin, bir üniversite kürsüsünde ders veriyor olmak, beni, müthiş ayırt edilir yere koyar; mutlu kılardı. Avukat, yargıç, mühendis, hekim olmayı kim geri çevirir ki?Artık geç de olsa oraların nasıl yerler olduğunu merak edip araştırmışlığımda vardır. Maksim Gorki’nin “Benim Üniversitelerim”de onlardan biridir. Yalnız ABD’nin değil, dünyanın önde gelen bir eğitim kurumu olan yerdeki öğretim üyesi Henry Rosovsky’nin kaleminden “Üniversite” Bir Dekan Anlatıyor adlı Tübitak yayını bir çalışmayı da o düşünceyle okumuştum. Aklımda yer eden başlıca boyuta değinivereyim. Rektör, o vosvos değiverdiğimiz araçla okula gelip gidiyor. Üniversite alanı içinde 17 bin bisiklet bulunuyor. Öğretim üyeleri ise ülkede değil, dünyada alanlarının en iyileri… Öyle bir başat başarı kıstası getirmişler. Ülkede 3 bin yüksek okul/üniversite varmış. Varın, gerisini siz, düşünün!Ben, üniversite dendiğinde, ortalığa kulak kabartılığında, bilgi akışı, güncele ilişkin ileri geri sözlerin edildiği, suskunluğun yerini tartışmaların aldığı, parlak beyinlerin ön alıp çekiştiği, yarıştığı, eyleme yönelik başkaldırı hareketlerine ivme kattığı başlıca yerlerden sayarım. Oralarda gözünüzü dört açtığınızda, giydiğini kendine yakıştırmış, yaratıcı düşüncenin yeni yeni akımlar ortaya attığı tarzlar görülebileceğini de hesaba katarım.Büyük oğlumla bazı bazı konuşuruz. O da kendi kuşağından söz eder. Öğretim üyesi olabilmiş bir arkadaşının aldığı ücreti benim öngörebilmemi ister. Meğerse o arkadaşı 60 bin tl. alıyormuş. Onunda 2/3’nü kötü bir semtte kiraya veriyormuş. Yeni tanıştığım öğretim üyesi kişi ise 2 bin nüfuslu bir yerde olan okulunda 80 bin tl. alıyormuş. Bir zaman önce, İstanbul Gelişim Üniversitesi’yle iş görüşmesi yapmışmış. Kendisine önerilen ücret, o günün devlet ücretinin ancak yarısıymış. Bizimkisinin aklı, o ara okula Porsche’siyle gelen öğrenciye takılı kalmış.
Bir yanda İstanbul var, diğer yanda taşrada 2 bin nüfuslu, çok kar yağan yer; gelin de siz seçim yapınız… Öğretim üyemiz ille de yeni ufuklara yelken açma peşindeler. Yaşam sıçrama yapanlara kapı aralıyor. Orası kesin. Biz de Üniversite diye topa girip birkaç söz edelim dedik hani. İyi haftalar…
(*)Porsche, sahip olunacak dört tekerli araçlar içinde en havalı olanlarından biridir.



















