TOPRAK MI BETON MU ?EBRU OĞUZHAN YETER
Uzun zamandır Muğla’nın “deniz turizminin başkenti” olduğu yönündeki açıklamaları sıkça duyuyoruz. Elbette deniz turizmi Muğla için önemli bir gelir kaynağıdır. Ancak bu söylemin, bölgenin asıl gücünü gölgede bıraktığını unutmamak gerekiyor. Çünkü Muğla’nın gerçek zenginliği yalnızca denizinde değil, toprağında yatıyor.
Muğla, Türkiye’nin nadir bölgelerinden biri. Yılda üç hatta dört kez ürün alınabilen verimli ovalara, zeytinliklere, seralara, topraklara, endemik yapıya ve tohum çeşitliliğine sahiptir. Tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil; bu coğrafyanın kültürü, yaşam biçimi ve geleceğidir. Buna rağmen yıllardır tarım alanları imara açılıyor, verimli topraklar turizm ve rant uğruna betonla kaplanıyor. Tarlalar havuzlu villalara yerini bırakırken, kaçak yapılaşma yapanın yanına kâr kalıyor.
Bugün turizm adına yapılan plansız büyüme, yarının en büyük krizinin temelini atıyor. Dünyaca ünlü fuarlarda bölgenin denizi, güneşi, otelleri, plajları pazarlanırken; tarımı, tohumu neden göz ardı ediliyor?
Turizm dediğimiz şey yalnızca otel, marina ve plajdan ibaret değildir. Tek başına deniz, güneş, kum değildir. Turizm; doğadır, geleneksel yemektir, üretimdir, yerel üründür, sürdürülebilirliktir, güvenli gıdadır, sağlıklı nesillerdir.
Yarın Muğla’ya gelen turist, yerel sebzeyi, meyveyi, zeytinyağını bulamazsa; sofraya konan ürün ithal olursa, bu bölge cazibesini kaybeder. Turist denizi başka yerde de bulur ama toprağın bereketini her yerde bulamaz.
Muğla Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere birçok ilçe belediyesi Tarımsal Hizmetler birimi ile bu konuyu desteklese de bunun yetersiz olduğunu biliyoruz. Bazı belediyelerde ise bu birimi kurduklarını ancak başına koyacak insan bulamadıklarını açıkça dile getirmişlerdir.
Tarımı göz ardı eden bir turizm anlayışı, bölge için de ülke için de kısa vadede kazanç, uzun vadede kayıptır. Bugün tarımı ikinci plana itersek, yarın turizmi de ayakta tutamayız. Çünkü aç kalan bir coğrafyada ne refah olur ne turizmin ne de toprağın bereketi kalır.
Muğla’nın önce tarım turizminde desteklenmesi, planlı ve dengeli bir kalkınma modeline geçmesi gerekiyor. Bu bölgedeki tüm yerel tohum mücadelesi veren dernek ve kişiler bir araya gelmelidir. Yerel tohumun önemi ve küçük üreticinin toplumu ayakta tuttuğu gerçeği vurgulanmalıdır. Yerel pazarlar, yerel üreticiler turizmin gözbebeği olmalıdır.
Toprağını koruyan, üreten, kendi kendine yetebilen bir Muğla; turizmde de güçlü olur. Dünyayı doyuracak güce sahip olan coğrafyamız ranta kurban edilmesin. Ne yazık ki bölgede tarım kültürü de yeterince gelişmiş değil. On iki ay turizm hayali sadece hayal olarak kalıyor. Çünkü turiste hizmet veren işletmeler ve çalışanlar, sürdürülebilir bir anlayış yerine günü kurtarma alışkanlığıyla turizmi baltalıyor.
Bugün fuarlarda alkışlanan yatırımlar ve tanıtımlar, yarın geri dönülmez kayıplara dönüşebilir.
Muğla’nın geleceği denizle birlikte toprakta yatıyor. Birini diğerine kurban edersek, sonunda ikisini de kaybederiz.























