TERÖR VE UMUT
Prof. Dr. Kemal Kocabaş
“İçerde bir tarafınla yapyalnız kalabilirsin/kuyunun dibindeki taş gibi/fakat öbür tarafın/öylesine karışmalı ki dünyanın kalabalığına/sen ürpermelisin içerde/dışarda kırk günlük yerde yaprak kıpırdasa” Nazım HİKMET
Nazım’ın dizeleri daha evrensel değerlerle hayata bütünsel bakmamızın ipuçlarını bize yansıtıyor. 14-15 Kasım 2015 tarihlerinde İstanbul TÜYAP’taydım. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) standında kitaplarımızı imzaladık. Beylikdüzü, İstanbul merkeze çok uzak olmasına karşın kitap fuarına ilgi büyüktü;özellikle öğrenciler yoğun bir şekilde kitap standlarındaydılar.
Kitap fuarı, bizleri son günlerde mutlu eden, umutlarımızı arttıran evrensel bir kültür imecesiydi. Tam bu günlerde Paris’te, “Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik” ideallerinin başkentinde bombalar, silahlar patladı ve yüzü aşkın insan IŞİD terörü ile yaşamını yitirdi, tıpkı Suruç, tıpkı Ankara Garı’nda olduğu gibi. Suruç ve Ankara Garı katliamında hangi acıları yaşadıysam Paris’te yaşamını kaybeden insanlar için aynı acıyı yaşadım. İnsanlığın binlerce yıldır biriktirdiği, değer haline getirdiği kavramlar yok ediliyordu. Bu anlamda terör, yaşama hakkını yok eden, insanlık düşmanışizofrenik bir ruh hali. Bir insanın hiç tanımadığı insanları bombayla, silahla yok etmesi, empati yapma yetisini tümüyle kaybetmesiydi yaşanan olay… Hangi kutsal bir dava, din, ideoloji olursa olsun bu sıkıntılı ruh halini anlamak çok zor… Yazıyı yazarken bu bombaları patlatan, terörü bir yaşam biçimine dönüştüren insanların nasıl bir eğitim ve yaşam süreçleri geçirdiklerini merak ettim, düşündüm. Hayatlarında resim, müzik, felsefe dersleri var mıydı, müzik yapmışlar mıydı ? Hayatlarında şiir var mıydı? Bir çiçeği koklamışlar mıydı? Doğa ve çevre sevgileri var mıydı? Hayatlarında aşk var mıydı? Zannetmiyorum…
Paris Katliamı acıları yaşanırken Antalya’da G-20 zirvesi yapılıyordu. Rusya devlet başkanı Putin, düzenlediği basın toplantısında G-20 zirvesine katılan bazı ülkelerin IŞİD terörüne destek verdiğini belgelerle açıklıyordu… Tam bir iki yüzlülüktü yaşanan. Bir taraftan tarihin en gaddar, en insanlık düşmanı IŞİD yapılanmasına silah satılıyor ve daha sonra da terör kınanıyordu. Kapitalizm işte buydu;sadece para kazanmak, insanın adı yok…
Türkiye’de 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasında yaklaşık 600 genç üniversite öğrencisi, aydın, polis, jandarma terör nedeniyle yaşamlarını kaybetti. Tüm bu kayıpların arkasındaki en önemli örgüt IŞİD… Köktenci, yobaz, gaddar, ortaçağda kalmış bir anlayışın günümüzdeki karşılığı. Türkiye’den de pek çok genç insanın bu örgüte katıldığını basından öğreniyoruz. Ne yazık ki ülkeyi yönetenlerin de Esad’a karşılık olarak ve aynı siyasal iklimden beslenmeleri nedeniyle bu örgüte sempatiyle baktıklarına dair basında hayli geniş yaygın kanı var. Burada en enteresan olan Türkiye’de her yıl 25 bin öğrencinin yerleştiği İlahiyat veya İslami Bilimler Fakültelerinin bu sapkın terör örgütüne karşılık “Din bu değildir? Dinde terör yoktur, İslam ve terör yan yana gelemez” şeklinde kamuoyuna yönelik, yaşama hakkını savunan açıklamaları veya buna yönelik basına yansıyan bilimsel bir etkinlikleri yok.İlahiyat Fakülteleri öğretim üyelerinin bilimsel işlevleri televizyonlara çıkıp sadece “kadınlar nasıl kapatılır, kadınlara müzik yasaktır, kadınlar evde olmalıdır” gündemi mi olmalıdır? İlahiyat fakültelerinin topluma ve insanlığa karşı evrensel vicdanı korumakla ilgili sorumlulukları yok mu? Yoksa siyasal iktidardan bağımsız davranamıyorlar mı?
İstanbul TÜYAP’ta bulunduğum süreçte yolcusu olduğum taksilerin şoförleri ile hep sohbet ettim, onlarla konuşarak sade yurttaşın algılarını öğrenmeye çabaladım. HDP’ye oy veren bir şoför arkadaş Kürt olduğunu, eşinin Türk olduğunu çocuklarının ülkede yaşanan tartışmalarda kimlik sıkıntısı yaşadığını, teröre karşı olduğunu, HDP’nin Türkiyelileşmek projesi nedeniyle oy verdiğini, PKK’nın bu süreçte HDP’yi sabote ettiğini, barışı ve adaleti savunmanın önemini bana Yeşilköy-Taksim arasında bir saat süren yolculukta keyifle, dostça anlattı. Hatta ikisi erkek, biri kız çocuğundan erkeklerin biz Kürdüzdiyerek babalarından yana tavır gösterirken kız çocuğunun annesinin yalnız kalmaması için ben annemden yana Türküm dediğini ironik bir şekilde anlatıyordu. İstanbul’da ikinci gün Taksim-Beylikdüzü arasında bir ticari taksideyim. Şoför Romandı ve TÜYAP’a gitmek için arabaya aldığım iki üniversiteli genç insanın birisi Ermeni, diğeri de Musevi kökenliydi. Bu bilgiler yolculuğun 10. dakikasında başlayan sohbette ortaya çıkmıştı. Ticari takside ülkenin tüm ötekileri ve renkleri vardı. Sohbet harikaydı. Hep dinlemeye ve onları anlamaya çalıştım. Çok sevgili Roman şoförümüz AKP’ye oy vermişti ve gerekçesi terör olaylarıydı. İlginç olan ilkokul mezunu olan bu genç insan dinsel eğitim aldığını ifade ederek o iklimin ana sloganlarını dillendirirken aklıyla dinde terörün olmadığını, İlahiyat fakültelerininbile dile getiremediği, IŞİD karşıtlığını açık ve net şekilde ifade ediyordu. Üniversiteli çocuklar sol–sosyal demokrat dünya görüşündeydi. Yeni evli ve bebek bekleyen Roman şoförü ve yetiştiği iklimi anlamaya çalıştılar bir saatlik yol boyunca. Ve sevgiyle biten yolculuk…
Türkiye, çok dinamik bir ülke, dinselleştirilen bir eğitim sistemi ve IŞİD… Önümüzdeki günlerde tüm ülke bu koşulları tartışmalıdır. CHP ve sol bu tartışmayı gündemine almalıdır. Türkiye halkı büyük çoğunlukla teröre karşıama dinselleştirilen eğitim tek tip insan, sorgulamayan, tartışmayan, aklını kullanmayan bir kuşak üretiyor. Potansiyel IŞİD taraftarı üretiyor. Konya’daki milli maçta Ankara katliamı için saygı duruşunu, Paris katliamı için Yunan Başbakanı AleksisÇipras’ın katıldığı milli maçta ölenleri ıslıklayan bir seyirci iklimi var. Bu durum Türkiye için ürkütücü… Sağduyu bu durumun sorgulanmasını zorunlu kılıyor. Tüm bu ağır, terörün küreselleştiği koşullarda umut tomurcuklarını, umut arayışlarımızı, kardelenleri savunmak boynumuzun borcu.Umut yürekte, umut insanda ve sevgide…Ne dersiniz?






















