TAM ORTADA
“Hocam şu soruya bakar mısın, söyleyiverir misin ?!..” gibi seslerden uzaklaşmak için gözetmen olduğum sınavlarda branşımı net olarak söylemiyorum. Sınavlarla alakası olmayan bir teknik alan ismi veriyorum. Kitapçıktaki bir sorunun benim alanımla ilgili olmasını engelliyorum kendimce.
“Hayır” diyebilme sanatını öğrenmek uzun süre aldı benliğimde. Kimseyi kırmamak adına kendimi kırdığım çok zaman oldu.
“Sus” en çok duyduğum kelimeydi. Hep susmayı tercih ettirdiler. Ve hala susuyorum. Konuşursam azarlanmaktan, elimdekinden olmaktan… “Ve sen anlamazsın, sen yapamazsın” diye büyüyen ben “hayır” diyebilmeyi de geç öğrendim. Hem de taşın başıma düştüğü anda. Çünkü bana düşünmeyi değil kurallara uymayı öğrettiler.
“Kurallara uydun mu, uslu çocuk oldun mu, her şeyin ortasında durdun mu” kolay olacaktı hayatım.
Her şeyin tam ortasında durmayı öğrendim suya sabuna dokunmadan… Etliye sütlüye karışmamayı… Otobüsle yaptığım yolculuklarda orta sıralarda… Askerlikte sıranın ne başında ne sonunda tam ortasında durmayı… Bu nasihatlerle büyüdüm hatta öyle yaptım. Başka bir ses “bari Konya’ya göç etseydin” diyerek yaşanacak alanımı da ortaya alıverdi.
Ne kıyıdayım ne de dağın zirvesinde.
Dedem Ercep Oğlu Emin’in, yıllarca yap dediği gibi yaptım.
Tam ortasında durdum hayatın.
Söylenmez, yaşamın kıyısındaki uçurumlar.
Cesaretle kalkmaz, dağın zirvesindeki parmaklar.
Ne önde dur ne arkada, tam ortada.
Ne ilk ol ne son, hep ortada.
Böyle gittik askere ve böylece bitirdik.
Mısralarım da ortada kaldı, suya sabuna dokunamaz.
Korkar kelimelerden ve kelimelerin gücünden.
Ben korkarım, benliğim korkar korkularımdan.
Söyleyemem ve hatta yazamam.
Bu yüzden bütün mısralarım tam ortada.
Hatta sınavlarda benim adıma düşünenler bile vardı. Ben sadece A B C D E şıklarından birine dokunacaktım. Gerisini sınav merkezi hallediverirdi zaten. Böylece geçti zaman. Hayat yeni kavramları yeniden öğretiyordu. Zihin haritamda çizili olan alanların yerine yenileri çiziliyordu.
Bir dönemde, “ses çıkar be adam” denilen repliklerle karşılaştık. Ses çıkarmamanın her şeyi çözdüğünü düşündükten sonra. Kelimelerin ikinci anlamını/ ironisini bulamadık. Gözlerdeki sesin dudaklardan dökülenle aynı olduğunu düşündük. Taa ki dudakların git, gözlerin kal dediği zamana kadar.
Hayatın tam ortasında duran ve susmayı öğrenenler yerine artık sorgulayan, okuyan, eleştiren bireyler/ öğrenciler yetiştiren öğretmenlerin varlığı bizi/ toplumu ayakta tutacaktır. Kızımın öğretmeninden bu yönde öğrencilerini eğittiğini; susan değil düşünen; okuyup yazan öğrenciler yetiştirmeye çalıştığı için teşekkür eder ve derslerinde yazdıkları bir öyküyü burada paylaşmak isterim.
YAVRU KÖPEK
Ben de çoğu çocuk gibi bir köpeğim olsun isterdim. Hep benimle olacak bir köpek ama ailem buna izin vermiyordu. Taa ki bugüne kadar…
Bugün benim doğum günüm. O yüzden çok heyecanlıyım. Acaba “bana ne hediye alacaklar?” diye düşünüyordum. Şimdi hediyelere geçtik. Bir hediyenin içinden yavru bir köpek çıktı. Artık yanımdan hiç ayrılmayacak bir dostum vardı.
Köpeğim mavi gözlü, uzun kulaklı, kahverengi tüylüydü. Adını da Boncuk koydum. Boncuk ile çok iyi vakit geçirirdim. İstediği anda sokağa çıkabiliyordu. Ben okuldan gelirken havlayıp bana doğru koşardı.
Sonunda karnelerimizi alacağımız gün geldi. Artık Boncuk ile daha çok vakit geçirecektim. Yaz tatilinin ikinci haftası Boncuk bir kaza geçirdi. Yine sokağa çıkmıştı. Bu sefer ben de yanındaydım karşıdan karşıya geçerken Boncuk yola fırladı ve ona hızla gelen bir araba çarptı. Arabacı arkasına bile bakmadan uzaklaştı.
Boncuğu hemen yakındaki veterinere götürdüm. Veteriner amca elinden geleni yaptı. Durumunun umutsuz olduğunu söyledi. Bir süre sonra bacaklarının kesilmesine karar verdi. Bacağı kesilirse hayatı boyunca yürüyemeyecek ve hayvan barınağında kalacaktı.
Boncuk’un ayağı kesildi ve hayvan barınağına gönderildi. Çoğu zaman onu ziyarete giderdim. Beni görünce gözleri parlar, kuyruğunu sallar ve sevimli sevimli havlardı. Bu çok uzun sürmedi. Boncuk bana bir doğum günümde geldiği gibi benden bir doğum günümde ayrıldı. Artık doğum günlerimi kalbimde bir buruklukla yaşıyorum. “Ah o kaza!” diyorum hep içimden.
Asude Saliha GÜMÜŞ
Atatürk İlkokulu 4/E Sınıfı Öğrencisi





















