SÜLEYMAN DEMİREL’İN ARDINDAN
Prof. Dr. Kemal Kocabaş
Geçen hafta 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 91 yaşında vefat etti. Demirel’in vefatı medyada geniş yer buldu, son elli yılda siyasal yaşamdaki yeri, Adalet Partisi (AP) ve Doğru Yol Partisi (DYP)’deki başkanlığı ve yaptıkları sorgulandı. Halkımız Demirel için zamanın ruhuna uygun isimler de taktı ve “Çoban Sülü, Morrison Süleyman ve Baba” diyerek bazen eleştirdi, zaman zaman da olumlu algılarını ifade etmeye çalıştı.
Demirel’i ilk gördüğümde 9 yaşındaydım. Hatırlayabildiğim kadarıyla 1965 yaz aylarıydı ve yakında seçimler vardı. Kavaklıdere-Yatağan yolu Kavaklıdere halkının en önemli gündemiydi. Kavaklıdere’den dört beş araçlık bir konvoyla Yatağan yol ayrımı olan Çırpı’ya gidilmişti. Çocukluk dönemin heyecan ve merakıyla gruba ben de katılmıştım. Demirel için Kavaklıdereliler bir kurban kesmişler ve yol sorunlarının çözümünü talep etmişlerdi. O dönemlerde politikacılar için kurban kesmek önemli bir talep ritüeliydi. Demirel bir konuşma yapmış ve şapkasıyla halkımızı selamlamıştı. Aradan yıllar geçti, öğretmen okulu, üniversite yılları ve 1965-1980 arası tipik sol karşıtı, derin devletle iç içe, düşünce özgürlüğü ve demokrasi konusunda derinliği olmayan bir Demirel portresi karşımızdaydı. Özellikle 1965-1970 arası İçişleri Bakanı “zehir hafiye” olarak adlandırılan Faruk Sükan tümüyle her tür demokratik tepkiye polis zoruyla, copla yok etmenin simgesel adıydı. O dönemlerde 1968 gençliği Demirel’e kızgınlığını Amerikancı olduğunu ifade etmek için “Morrison Süleyman” ve polislere de “Frukolar” adını takmıştı. Demirel’in iktidar olduğu 1965-1970 arası en korkunç olay Kayseri’de toplanan Fakir Baykurt’un başkanlığını yaptığı Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) genel kurulunun yapıldığı Alemdar Sinemasının yakılmak istenmesidir. Sinema salonundaki yaklaşık 500 öğretmen daha sonraki yıllarda Sivas’ta olduğu gibi diri diri yakılmak istenmişti. Türkiye sağının bu anlamda sicili parlak değildir. 1968 kuşağının öğrenci lideri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının haksız-adaletsiz idam cezasında Süleyman Demirel’in imzası vardır. Demirel daha sonraki yıllarda hep bu soruyla karşılaşmış ve kaçamak yanıtlarla bu imzayı açıklamaya çalışmıştır.
Sonra Demirel’i 1970-1980 arasındaki iktidarlardaki tavrıyla tanıyoruz. MC iktidarları onun eseridir. Bu ülkenin aydınları, ilericileri bu dönemde çok acılar çekmiş, sürgünler, işten çektirmeler MC iktidarlarının temel politikası olmuştur. Toplum tümüyle bölünmüş, kutuplaşmalar, terör ülkeye hakim olmuştu. Siyasal iktidar destekli ülkücü hareket her tür demokratik sürecin karşısında militer bir güce dönüşmüştü. Demirel ise “Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezseniz” diyerek yaşanan acıya, can kayıplarına kayıtsız kalmıştı. O dönemde Demirel’in AP-CHP koalisyonun yanaşmaması, akan kanlara dur diyecek bir siyasal hamle yapamaması 12 Eylül askeri darbesinin yolunu açmıştı. Bugüne dönersek; koalisyon çalışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde şimdiden 3. MC olarak adlandırılan AKP-MHP’nin kuracağı olası bir koalisyonu 7 Haziran seçimlerinin ruhuna ve talebine uygun değildir. Ülkeyi geçmişteki gibi kamplara ayrıştırarak değil, ülkeyi kucaklayarak oluşan bir koalisyon dönemi ülkenin gerçek ihtiyacıdır. Tarihi böyle okumakta yarar vardır…
1965-1980 arası siyasal yaşamımızda “Demokrat bir Demirel algısı” yoktu. Ülkede, tipik sağ ve demokratik açılımlar önermeyen, 141-142 gibi anti-demokratik yasalarla toplumu bastıran bir iktidar anlayışı hakimdi. Bu dönemlerde Demirel köy kökenli olmasına rağmen halktan, demokrasiden yana bir tavır üretmiyordu. Politik tercihi netti, egemenlerden yana bir dünya görüşünün temsilcisiydi. Türkiye sağı, 1950’den beri demokrasiyi bugün olduğu gibi sadece sandık olarak gördü, demokratik kültürü hiç içselleştiremedi. Bunu bugün bile hala aynı çizgideler. Demokratik hukuk devleti kültürünün içine doldurmak adına katkıları çok sınırlı oldu. 1965-1980 arası Demirel’in demokrasi kültürümüze katkısı nedir diye sorulursa o dönemin canlı bir tanığı olarak benim bir yanıtım yok…
Bana göre Demirel değerlendirmesinde birinci dönem 1965-1980 arasıdır. Karne pek parlak değildir. 12 Eylül askeri darbesi sonrası, Zincirbozan süreci, siyasal yasaklılık dönemi Demirel algısı “Bir Bilen ve Güniz Sokak” ifadeleriyle karşılık bulmuştur. Birinci dönemden farklı daha “Göreceli demokrat bir Demirel” algısı karşımıza çıkmıştır. Erdal İnönü ile birlikte kurdukları DYP-SHP iktidarı, Cumhurbaşkanlığı dönemi ve sonraki süreçlerdeki politik tavrı bir anlamda sanki birinci dönemin özeleştirisidir. Yaşanan süreçler, bizzat yaşadıkları Demirel’in söyleminde Cumhuriyet ve demokrasi vurgusunu öne çıkarmıştır. Bu dönemlerde Demirel siyasal İslam’a karşı da tavır alır. Demirel dönemlerinin canlı bir tanığı olarak demokrasi penceresinden olumlu Demirel algısı bu dönemde karşımıza çıkar. Bu döneme yönelik önemli eleştirimiz iktidarı döneminde yani sağlığında Isparta’daki üniversiteye adının verilişidir. Bu karar sonrası ülkede üniversitelere politikacı adı verme yarışı başlamıştır.
Hatasıyla, sevabıyla Türkiye siyasal yaşamından Süleyman Demirel geçti. Demirel çok farklı pencerelerden her zaman irdelenecek ve konuşulacaktır. Zeki, hazır cevap ve yerel şivesiyle sempati de üreten bir insan portresi olarak da bakılabilir onun yaşamı. Bir başka pencereden ülkenin parasız, yatılı okullarında okuyan bir köy çocuğunun ayakta kalma uğraşı olarak da bakılabilir. Biz de tanıklığımızla politik–siyasal duruşuyla Demirel’i anlatmaya, tarihe bir not düşmeye çabaladık. Ne dersiniz?




















