SİYASETTE TÜM KESİMLERİ KAPSAMANIN YANLIŞI
Günümüz siyaset anlayışında kabullenemediğim temel bir yanlış vardır; her kesimi kapsayıcılık. Böyle bir siyasetin davasını gütmek bana hiç de akılcı gelmiyor. Eğer, temsil ve seçimli bir örgütlü yaşam söz konusuysa bunun hiç de sonuç getirebileceğine inanmadığım gibi, inananlarla da hep sorunum olmuştur.
Geçen hafta içinde, bir araya geldiğimiz bildik, tanıdık grup buluşmasında, yukarıda girişte sözünü ettiğim benim bu iddiamı destekleyecek; çarpıcı örnek nitelikte, birinci ağızdan geçmişin anılarından çıkarsama yapılarak dile getirilen yakınmalara da tanık oldum. Bizim yaş kuşağımızın ablası konumunda bulunan bir eski tüfek(!), geçmişten aklına takılıp kalarak yer etmiş önemli saydığı yaşadıklarından örnekler verince, dayamadım, bu yazı konusunu oluşturmaya karar verdim.
Yakın geçmişte, bizim de omuz verip gönül bağımızın olduğu parti örgütünde, il ve ilçe başkanlıklarını, ağırlıkla müteahhitler ele geçirmişti. Bu kişilerin gözü karalığında yapılan seçimlerde oy oranlarımızda bir çıta yükselmesi olmuşsa da, sonuçta o türden kişilerin davaya büyük zarar vereceklerini öngörmek de kâhinlikten sayılmasa gerek. Bu konuda en çarpıcı yakınıcı türden sözü Fransa’nın efsane Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand etmiştir. Makama seçildiği o ilk günlerinde, bayan sekreterine, “Beni, herkesle görüştürebilirsiniz. Bir tek müteahhitlerle görüştürmeyiniz.” diye, ilkesel bir buyruk verdiği bilinir. Onların çıkarları doğrultusunda ne denli ısrarcı hareket ettiklerini yukarıdaki tavır açıkça belirtiyor olsa gerek. O yüzden, zamanında yasaklı konumunda olan dünün ana karşıt parti genel başkanı(!), özgürlüğüne kavuşup örgütteki güçlü konumuna gelir gelmez, ilk iş olarak, onları partiden uzaklaştırmaya koyulmuştur.
Söyleşi ortamlarında ortaya benim de siyasete ilişkin değinmem gerektiğinde konuya benzer içerikte giriyorum. Diyorum ki, siyaset, -günümüzde, bizler, sözün bittiği yerde duruyor olsak da- karşıtların barışçıl kavgasıdır. Bezerlerin, temelde birleşmesi, karşıtların da ayrışması söz konusudur.
Geçmişte, yerel yönetim adaylarımız, genel merkezin kendimizi sosyal demokrat olarak tanımlamasına karşın, iş adamı kimliği özellikle öne çıkan kişilerdendiler. Hiç de içime sinmemekle birlikte, gidişata etkili olacak konumda olmadığımızdan, desteğimizi yine de sürdürdük.
Bir de, ilçe başkanlığı ve yönetim kurulu kongrelerinde, işin ucunun, o çok bilinen iş adamınca, hediye dağıtımı ile kıl payı ile akademik kişiden ele geçirildiği, dillendirilen sonucunu eklenince, benim kendi olmazıma, anlaşılır bir destek de bulmuş oldum.
İşte o aşamalar öncesinde, bir kadın dava ablamızın yaşadıkları hiç de az buz bir boyut değildir. O ablamız, zamanında, genç bir bayan olarak, memleket sorunudur deyip ilgi duyduğu örgütsel boyutta, merkeze karşı tavır almıştır. Tırnaklarıyla kazıyarak ilçe yönetimine girer. İlimizi, Kurultay delegesi olarak Ankara’da temsil etme hakkı elde ettiğinde de -kendilerine o girişimi nedeniyle, Sarayı Yıkan Kadın denmiştir- ilçemizin vekilinden hiç ummadığı bir karşılık görür. Kendilerine, “Kurultay delegesinin Ankara’da ya evi olacak ya da parası olacak” gibi, hiç de hoş olmayacak bir sözle, uygun kişi olmadığı, vazgeçmesinin istendiği, belirtilmiştir. Bu sözü söyleyen kişi de ilçemizin mal varlığı ile önde gelen kişisi olduğu herkesin bildiği bir konudur. Ne denli örgüt çalışmalarına omuz verdiği de tartışmalıdır.
Siyaset, içinde yer aldığı örgütsel bağla, inandığı davayı başarılı biçimde sonuca götürmekse, o süreçte özveri ve emek yoğun bir çaba göstermek de işin asıl derinliği; olmazsa olmazıdır. Para, örgütsel bağ içinde buluna bilen bir araçtır. O günlerin genç insanları, bunu çok daha canla başla yapmışlardır. Varlığa dayalı sonuç almak mağrurların işi ise, kısıtlı olanaklarla kotarılan insancıl toplumsal başarılar da mazlumların, mağdurların göğüs kabartan çok daha anlamlı hareketleridir. Ben, bu kanıdayım
İyi haftalar.
_________
Not: Geçtiğimiz Perşembe günü, FKM’de, Muğla Baro’muzun düzenlediği, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prf. Metin Feyzioğlu ve Prf. Süheyl Batum‘un konuşmacı oldukları “Anayasa” konulu etkinliğine katıldım. Seçimlerde bizim davamız için varlık gösteren bir avuç kişinin dışında, üzülerek gördüm ki, ne kadar elini kolunu kıpırdatmayan; bir çoğu Avrupa Gezgini olup çıkmış(!), süslü, üstelik eğitimli bayan varsa oradaydı.





















