Siauliai
03.06.2011 ( LİTVANYA / SİAULİAİ -haçlar tepesi- ) Bugün Siauliai’ya gideceğim. Buranın ahım şahım görülesi yerleri yok. Sadece, kentin, dışındaki Haçlar Tepesi ( The hill of Crosses ) ilgimi çekmişti okuduğum kitaplarda. Sırf burayı görmek için gidiyorum, Vilnius’tan 220 kilometre ilerideki Siauliai’ye. Geceyi de, önceden yazıştığım CS ( Couch Surfing ) arkadaşım ve ailesinin evinde geçireceğim. 06.45’de hareket edecek olan trenin biletini dün almıştım.
Siauliai’ya keyifli ve panoramik bir tren yolculuğu ile varıyorum. Küçük bir kent, yine de yorulacak kadar dolaşacak yerleri var. Akşamüzeri, Saulius’la buluşacağım yerde, gelmelerini bekliyorum. Güneş sırtımı yakıyor. Az sonra, önümde bir otomobil duruyor. Resminden tanıyorum Saulius’u, eşi ile birlikte gelmişler. İkisi de meslekdaşım, Elektrik Mühendisi ve kentin enerji dağıtım şirketinde çalışıyorlar. Kentin sakin semtlerinden birinde, bahçeli çok güzel bir evin bahçesinde park ediyoruz. Eşi Diana, hemen, yiyecek bir şeyler hazırlıyor.
Sonrasında, Siauliai ‘ye gelme nedenim olan Haçlar Tepes’ine yola çıkıyoruz. On kilometre boyunca, konu dönüp dolaşıyor, dinlere, savaşlara, istismarlara geliyor. Belli ki; koyu bir Katolik değil Saulius, ama, her aydın gibi, inançlara saygılı.
Güneş iyice devrildi. Fotoğraf için harika bir ışık oluştu. 1944 yılında, Litvanya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulduğu andan itibaren, Haçlar Tepesine sık sık müdahale etmiş. Halkın, Litvan dilinde “ koplytstulpis “ dediği ve tahminimce, Pagan kültürün mirası, ahşap oyma haç ve heykelcikleri getirdiği bu tepeyi, iş makineleri ile dümdüz etmiş. Milyonlarca haçı yakmış, hatta, atık maddeler ve atık sular dökmüş üzerlerine. Ama, halk ölümü göze alarak sabaha kadar tekrar ellerindeki haçları buraya getirip üst üste yığarak, haç tepeleri yaratmışlar, tüm baskıya rağmen.
Bu tavırlar, giderek Litvanya milliyetçiliğinin sembollerinden birisi yapmış Haçlar Tepesini ve halk yılmadan, inatla, kopytstulpis’lerini getirerek, üst üste yığmaya devam etmiş. 1993 yılında, Katolik lider Papa John Paul’ün ziyareti ile artık, dünyanın her yerinde bilinen, önemli bir hac merkezi olmuş.
Aracı park ettikten sonra, karşımıza çıkan, küçük tepe, onca fotoğrafını görmüş olmama rağmen şaşırtıyor beni. Ahşap bir merdivenin sağı solu, silme haç, tesbih ve ahşap aziz heykelleri ile dolu. İnancın, tartışılmaz gücü ve azmi karşısında düşünmemek mümkün değil. Özellikle Cumartesi günleri, evlenmek isteyenler, dileği olanlar doldururmuş burayı. Otoparkın yanındaki dükkanlarda, değişik boy ve cinslerde haçlar satılıyor, giderek yükseliyor anlaşılan bu tepe.
Bir yandan, Sovyetlerin inananlara karşı inadını düşünüyorum, diğer yandan inanmışların kırılmaz, bükülmez bilenişini. Bilindiği gibi, Baltık ülkelerindeki Kızı Ordu işgali, Litvanya, Letonya ve Estonya’nın müthiş bir sivil toplum direnişi ile yıkılıyor ve Kızıl Ordu, bilinçli Baltık halklarının topraklarını terk ediyordu sonunda.
Diğer yandan, Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro’nun şu sözleri düşüyor aklıma; “ İnananlara saygı politik bir ilkedir. “
Ölümüne kadar halkının sevgilisi olmuş bir sosyalist liderdi Castro. İnananlara gösterdiği saygının, istismar edilerek devlet yönetimini etkilemesine asla izin vermedi. Sovyetler Birliği ise sosyalizm adına halkı ile yabancılaşmış, yarattığı aristokrat kadrolar ile halklarının inandığı değerleri aşağılamış bir süper güçtü, göçüp gitti sonunda…



















