ŞEHRİN SICAĞI
Hava sıcak hem de çok sıcaktı. Dolmuşa giden birkaç kişi vardı. Bunlarda arabası olmayanlardı. Onlar araba alıncaya kadar dolmuşa yürüyecek olanlardı. Belliydi bunlar. Durakta dizilmiş gelecek olan dolmuşu bekliyorlardı. Geçene soruyorlar ve biraz daha beklemelerine karar kılıyorlardı.
Hava sıcak hem de çok sıcaktı. Belediyenin astığı talebede 40 derece yazıyordu yazmasına da insanın vücuduna dokununca derece derece yükseliyordu ateş. Bir kadın ve elinden tutmuş bir çocuk geldi önce durağa. Gözü arkadaydı. Dolmuş; durmuş, arkadan gelecek olanı bekliyordu ama gelmedi ve dolmuş gitti. Kadın çocuğuyla beraber geri baktı. Elinde bir çanta, zor taşıyordu; diğer elinde bir çocuk zor görüyordu adam önünü. Şapkasını önüne kadar indirmiş gözlüklerinden geçen ışığı engellemeye çalışıyordu. Cam şişesinin dibi gibi duruyordu gözünde. Kadın hemen “nerede kaldın” diye sordu. Adam, görüyorsun elimdekileri der gibi çantayı kaldırdı çocuğu biraz yukarı çekti.
Durağın yanındaki dükkân sahibi birkaç kişiyi bulmanın mutluğu ile yüzü gülerek:
—Çok sıcak değil mi?
Durakta bekleyenlerden biri zamanı der, içinde bulunduğu durumdan şikâyet etmeden. Ama dükkân sahibi duymaz adamı. O çoktan Seki yaylasındaki ceviz ve vişne ağacının gölgesine uzanacağı anı mırıldanır. Güçlü bir şekilde kendini kıskandıracak şekilde:
“Şöyle hamağı da astın mı oh benden iyisi yok.” der ve bir serinlik estirir durakta. Çünkü dolmuş görünmüştür dönerde. Taşyaka-Karagözler dolmuşudur bu. Bu mevsimde koylara yolcular taşır. Karagöz, Aksazlar, Küçük Samanlık, Büyük Samanlık ve Kuleli.
Dolmuş, bu durakta tam dolmuş oldu. Boş yer kalmadı. Bir süre sonra ayaktaki yolcularıyla beraber yolcuğuna başladı. Sanki insanlar denize aktı bugün. Bir Pazar günü sıcaklığın altında serinlik aradı konu komşu, eş dost, tanıdık ve tanımadık. Yığıldı sahile mangallar, serildi hasırlar kuma. Her aileye bir mangal düşüyordu, metrekareye de mangal kokusu yayılıyordu.
Kadın elbise çantasını, adam yiyecek çantasını aldı. Ellerinde de birer çocuk. Çocuklar neşeli kadın ve adam yer arayışında. Bir çam ağacının gölgesine sığındılar. Ağırlık olmasın diye getirdikleri küçük kilimin üzerine kuruldu düzenek. Kadının hiç acelesi yoktu. Yavaşça oturdu yerine. Önce kızını sonra oğlunu hazırladı deniz için. Adam tişörtünü çıkarıp beklemeye başladı ve çocukları alıp denize yöneldi. Küçük çocuk çok korkuyordu sudan. Zaten bir yaşındaydı. Ancak yürüyebiliyordu. Büyük çocuk altı yaşındaydı ve denizin kurdu olmuş gibi yerinde duramıyordu. Biri babanın kucağında biri gözünün önünde suda oynuyorlardı. Küçük çocuk susmayınca annesinin şefkatli kollarına bırakıp baba kız denize koştular. Yudum yudum denizi yudumladılar istemeden.
Anne sofra bezini sermiş ve yiyecekleri hazırlıyordu. Yenildi, içildi; gitme zamanı geldi. Dolmuş dolmadan binildi, evin kapısı telaşla açıldı, eşyalar yerlerine marş marş yapıldı.
Bir Pazar günü sıcaklığını duvarlara, kaldırımlara nakış nakış işleyen güneşin ardından serinlik aradı konu komşu, eş dost, tanıdık ve tanımadık. Yığıldı balkona, sandalye ve masa başköşeye kondu. Sahilden çıkıp balkona kondu bir adam bir kadın ve iki çocuk. Zaten bu şehrin sokaklarında hayat balkonda yaşanır, bacalarında duman yerine güneş tüter. Sokak boyunca uzanan evlerde bir odadır balkon, balkonda bir sedir; sedirin yanı başında bir mangal durur kara kara. Kokular kokulara karışır, insanlar kendi dünyalarına.
Bu şehrin sıcağını gün ile gece birlikte yaşar. Bacalarından duman yerine güneş tüter.





















