O GÜZELİM VERİMLİ OVA VE YAYLA TOPRAKLARIMIZ.
Sevgili dostlar; özenli, ilgili okurlarım, sizler de bilirsiniz ki, yazı konusu seçimlerimde belli bir yönüm, hassaslıklarım, duyarlılıklarım vardır. Onların başında da insanca yaşamayı özellikle önemserim; üzerinde de sıklıkla durmadan edemem.
Bir de doğal çevreyi katledenleri hiç bağışlayasım gelmez. Oldum olası onların ortaya koyduğu arsızca tavırlarına, tutumlarına bozum olurum.
Yazıma böylesi bir giriş yapmamdan sonra nasıl bir serim, açılım yapacağım da artık gizli saklı olmasa gerek.
Çevremize kabaca bir göz gezdirdiğimizde göreceğimiz gibi o kısaca Cennet olarak tanımlayıverdiğimiz yöremiz, gün geçtikçe bozulmakta, çirkinleşmektedir. Yakın çevremizde yer alan güzelim ormanlarımızın orasından burasından açılmış taş ve mermer ocakları çok kötü birer görsel bozulma olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Hiç kuşku yok ki, Merkezi Yönetim bu konuda başat etken konumundadır.
Günümüze kadar kaç maden ocağı işletme ruhsatı verildiğini bildiğimiz yok ama yansız yayıncılık yapmayı sürdürmeyi amaç edinmiş kurumların haberlerine ara ara yansıdığı kadarıyla Cumhuriyet tarihimizde eşi benzeri görülmemiş kabarık bir sayı söz konusudur.
Yurt ölçeğinde bakıldığında o güzelim Kazdağları’nda altın madeni araması için bir yabancı şirkete verilen ruhsat sonucu ortaya çıkan sevimsiz tablo durduk yerde ayranımızı kabartmış, ülke halkımızı o dağ başlarında yığınlar halinde karşıt eylem yapmaya kışkırtmıştır. Bütün ülke halkı bu karşıt eylemlerin hangi aşamalarla ilerleyip gittiğinden haberdar olmuşlardır. O karşıt eylemlere ilçemizden de toplu taşıma araçalarıyla gidenlerimiz de olmuştu. O eylemcilerden biri de sevgili eşimdir.
Komşumuz Antalya ili sınırları içinde, doğanın katledilişi o olaya karşı duran duyarlı bir karı-koca çiftimizin katliyle sonuçlanmıştır. Karadeniz yöremiz ise büyük, o geniş coğrafya topraklarımız, ormanlarımız olarak, arsız, umarsız; gözünü kazanç hırsı bürümüş kişilerin hoyrat hedefi konumundadır. Talan üstüne talan girişimlerinin ardı arkası hiç kesilmemiştir. Duyarlı yöre halkları ise o talan girişimlerini onaylamayarak destansı direnişler sergilemekten geri durmamışlardır. Bu hareketler halen de sürdürülmektedir.
Güzelim deniz manzaralı yöremizde yapılmak istenen bir jeotermal sondaj ruhsat alma girişimi ise zamanında verilen tepkiler sonucu durdurulabilmiştir.
Gelinen aşamada tablo hiç de iç açıcı değildir. Halkımızın karşıt duruşu doğrultusunda verilen yargı kararları bile gücünü Merkezi Yönetim’den alan o umarsız kişi ve kuruluşlarca hiçe sayılmak istendiği haberlerini duymadığımız, işitmediğimiz, görsellerine denk gelmediğimiz hafta, ay sanki yok gibidir.
Yukarıda sözünü ettiğim konularda çok da uzaklara gitmemize gerek yoktur. Fethiye ovamızda görülen betonlaşma, Kayaköy’de, ilçemizden bölünme komşumuz Seydikemer’de de aynısıyla sürdürüldüğü gibi en yakın yaylamız olarak nitelenen Yeşilüzümlü’müzde ileri boyutlardadır. O konuda bir benzeri de Seki’dir. O başlangıçtaki yamaç yerleşimi şimdilerde toprakla ilişiği olmayan ya da ilgisi şöyle böyle az oranda olan varsıl kişilerce betonlaştırılmaktadır. Bu gidişata çanak tutanlarımız da ne yazıktır ki, sözde(!) okumuş, bilinç düzeyi yüksek(!) kişilerimizdirler. O betonlaşma ve yerleşime “dur diyen yasaların da” arkasından dolanılarak, nasıl nasıl yine bildik hareketlere kalkışılmakta olduğuna gün gün tanık olmaktayız. O “adam ters diksen…” denilerek başlanılan abartı sözünün kastettiği gibi verimli ovalarımız geri dönülemez bir biçimde betonlaştırılması bizce akıl tutulmasıyla eş anlama gelmektedir.
Hani, diyorum, eskiden toplarla kalelerde gedikler açılarak ele geçirilirmiş ya, şimdilerde de o verimli topraklarımızı da umarsız, arsız yerleşimcilerin elinden yeniden geri kazanmak için öylesi bir yola mı başvurulmalıdır acaba gibi düşünce fırtınası bizleri zaman zaman yoklayıp geçiyor. Gidişat öylesine umut kırıcı ki, öylesi bir düşüncenin akla getirilerek dillendirilmesi bile fırsat kollayan karşıtlarımızca bir suç duyurusuna konu edilebilir. Artık eskilerin değişi ile o herkesin angılı olarak bilinen yerine(!) kına yakılması evresini aşalı çok oldu. Ancak hayal kurmaktan da geri kalınamaz. Şöyle ki, çılgın ve devrim niteliğinde bir düşünceden hareketle birileri çıkar, o mülkleri kızgınlıkla topa tutmaya kalkışır mı, diye pekâlâ hayal kuranlarımız bile oluyordur; kim bilir!
Bana sorarsanız, o verimli ovalarımızın betonlaşmasına ve doğamızın giderek geri dönülmez aşamaya evrilmemize oldukça bozum olanlardan biriyim; hem de çok.
Bizim de ilişkili olduğumuz yaylada asfalt yol kıyısında hoş bir çayırımız var. Nice betonla anılan önermelerle karşılaşsam da o dedikleri gibi hareket etmeyeceğimi üsteleyerek belirtiyorum. İlle de ahşap yapı diye tutturuyorum. Hatta bir ağaçev(!) bile hesabımda yer alıyor. Çünkü söğüt, kavak da olsa birçok ağacımız var. Herkesin yediği haltı bir de ben yemeyeyim diye diretiyorum.
Kanaat önderliği konusunda önde anılan bir üstadımız olan Çetin Altan‘ın değişi ile “Enseyi karartmayalım(!)” diyeceğim ama diyemiyorum işte!
İyi haftalar…
























