O DAHA ÇOK KONUŞACAĞIMIZ HALKOYLAMAMIZ ÜZERİNE
Arkadaşlarım üsteleyerek bana soruyorlardı; “Bu Referandum (Ben, Halkoylaması demeyi yeğliyorum) sence nasıl sonuçlanır? Sonucu sen nasıl görüyorsun?” Ben de onların beklediği yanıtı vermediğim gibi, top çevirmeye kalkışıp; kırk dereden su getirerek, sonuçta da uluorta konuşuvermiyordum.
İnanın, ne yakın çevreme, ne arkadaşlarıma bu konuda bir öngörüde bulunmaktan özellikle kaçındım; bir yüzde oranı vermedim. Oysa “7 Haziran 2016 Milletvekili Genel Seçimleri” öncesi, öngörülerimi soranlara, her bir parti için ayrı ayrı vermiştim. Açıklanan sandık dökümlerinde de görüldü ki, sonucu öngörülerime en yakın olarak tutturabilmiştim. Yanılgı oranım yüzde birler, ikiler düzeyinde bile değildi. Hele hele yandaşı ve üyesi olduğum örgüt yapısının aldığı seçim sonuçları konusunda ise, hiç yanılmadım, desem abartmış olmam. O konuda atıp tutanlar hep olur; ben, hiç içaçıcı olmasa da ülkemiz gidişatında büyük bir dalgalanma-çöküş yaşanmadığı sürece, çıkacak sonuçlara ilişkin gerçekçeğin değişmeyeceğini dile getiriyordum. Yoksa, kanaat önderi olmayı hak etmeyen bir konumda kalırdım.
1 Kasım 2016 da, yapılan Genel Milletvekili Seçim Yenilemesi, öncesi de, bazı kaygılarımı, olası sezgilerimi dile getirmiştim. Yönetimin, bıçak sırtı gibi sonuçların çıktığı; sayısı bayağı kabarık; eşik, ötesi ve berisi oylarla birer milletvekili kaybettiği illerimiz vardı. İşte o illerimize odaklanıp çalışma yoğunluğu vererek; bir de güneydoğu illerimizde, büyük kentlerde ortamı da gererek(*) halkın mal ve can güvenliği derdine itilip böylece sonuçlara etki edebileceğine ilişkin, bu köşemde yazmış, ip uçları vermeye çalışmıştım. Çünkü yönetim, o söz konusu illerimizde çok az oy oranıyla kazanamadığı ya da kaybettiği milletvekillikleri vardı. Oralara seçmen kaydırılmasıyla pekâlâ sonuçları kendi yönüne çevirebileceği gün gibi açıktı. Üstelik, bu anlattıklarım sır da değildi; ben o tür hareketlerin olacağını, daha bir yıl öncesinden, basınımızın köşe başlarında dile getirilişinden sezip öğrenmiştim. O türden öngörülerin hiç de yabana atılamayacağına ben de katılıyordum. Yoksa, onca yıl yürütmede, yönetimde yer almış o dev örgütlü yapının, seçimleri kaybederek, sonucunda, yerine geleceklerin ayakları altında paspas olmak, gibi bir gidişatı, görememek, en basit değişle körlükten sayılacaktır. Onca cinliği yapmış kişilere hiç dokunmamak, seçim kazanarak halka değişim sözü vermiş yeni yönetim önderlerinin de andacında yazmasa gerek. Sürecin bir de böyle bir yanı vardı.
İşte ülke gidişatındaki tüm bu süreci, gün be gün izleyip okuya geldiğinizde, kendi kendinize bir kanıya varıyorsunuz. O yüzden, arkadaşlarımın ve tanıdıklarımın, 16 Nisan, Anayasa Değişikliği Halkoylaması öncesi, sonucuna ilişkin bana yönelttiği öngörümü net olarak vermekten kaçındım.
Gerçekten ben de sonucun ne olabileceği konusunda ilk kez bir öngörüde bulunamıyordum. Onca seçimde bu yönetime büyük destek veren halkımızın ne yönde hareket edeceğini bu kez belirsiz buluyordum. Daha doğrusu artık halkımıza güven duygum epey bir örselenmişti. Yazılarımı sürekli izleyip okuyanlar bilirler; geçen haftalarda bir yazımda da söz etmiştim; artık yetiştirdiğimiz gıda ürünlerimizde olduğu gibi seçmen kitlelerimizde de GDO(**)’lu bir hâl olduğu kuşkusundan hareketle, çıkan seçim sonuçlarına saygımın da kalmadığını dile getirmiştim. Bu kanımla, yapılacak Halkoylaması sonuçlarının da beklentilerimi karşılamayacağını peşin peşin belirtmiş oluyordum.
Sonuçların kıl payı çıkmasıyla da iki karşıt duyguyu bir arada yaşıyorum; burukluk içinde olduğum çok açık olmakla birlikte, karamsarlığa kapılmamak için de artık bir nedenim var; çünkü kazanmak için bir eşiği atlamak yetecek; arada çok küçük bir yüzde oranı kalmış görünüyor.
Kendi memleketim olan Balıkesir’de sonuçlar bu kez yüz güldürücü idi. İlimizin doğusunda yer alan, yaşlı nüfuslu ilçemizde ise sonuç yine şaşırtıcı değildi; yüzde 79 oranında yönetime destek vardı. Bu sonuç öteden beri ilimizin tek özel yanı idi.
Fethiye’mizde ise alınan sonuç bizler açısından yüzleri güldürmüştü. Görevli bulunduğum sandıkta da bu açıkça görülmüştü; 92 Evet’e karşı 245 Hayır çıkmıştı.
Küçük oğluma da oylama öncesi demiştim; “Bu gidişat bizim de işimize yarar. Bu ikili yarışta nöbet değişimi gerçekleşir. Yoksa bu gidişle yönetime gelmemiz zor.” diyordum. Oğlum da, “Babam böyle söylüyorsa bir bildiği vardır.” demişti.
Konuya ilişkin eklemeden geçemeyeceğim; 7 Haziran ve 1 Kasım 2016 seçimlerini konuşurken, “HDP’nin genç Genel Başkanı’nın, her bir eleştirel sözünün altına ben de imzamı atarım.” diyordum. Bu konuda yalnız da değildim; benim bu sözüme destek çıkan arkadaşım da vardı. Bu kez ise tartışma konumuz belli; memleketlimdir, arkadaşımdır diye demiyorum; güncelliği ile olduğu kadar, yasalara uygunluğu tartışması ayyuka çıkmışlığıyla da tutumu sorgulanır hale gelmiş olduğu için belirtiyorum; verdikleri karar ve açıklamaları, nedeniyle bugünlerde yerinde olmak istemeyeceğim bir kişi varsa o da YSK Başkanıdır…
İyi haftalar…
__________
(*) Nitekim Ankara başta olmak üzere bazı başka yerlerde de çok sayıda can kaybının olduğu yıldırı olayları görülmüş, güvenlik sorunu baş sorunumuz oluvermişti.
(**) GDO: Genetiği değiştirilmiş organizma.





















