MUTLULUK OKULUNDA SINIFTA KALDIK!
Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur. Ertesi gün yolda bir adamla karşılaşır. Adam çok açtır. Gezgin torbasındaki yiyeceği karşılaştığı bu kişiyle paylaştırır. Ama erzak çantasını açarken adamın gözü çantadaki değerli taşa ilişir. Gezginden bu değerli taşı kendisine vermesini ister. Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır. Adam başına konan talih kuşu ndan memnun, aceleyle oradan uzaklaşır. Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak değerli taşın sahibidir. Bir kaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür. Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır. ”Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Ama onu sana geri vermek senden daha değerli bir şey almak istiyorum. Bu taşı bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise ondan istiyorum.”
Sahip olduğun maddi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur. Ama burada bile takılı kalan ne çok insan var. Gerçek vermek, kişinin kendinden, özünden vermesidir. Emerson’ un dediği gibi: “Yüzükler ve mücevherler armağan değildir. Gerçek armağanı veremediğin için dilenen özürdür. Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir.”
Çağımızın en büyük hastalıklarından biri: Mutsuzluk. Peki, insanlar neden mutlu olamıyor ve mutluluk sürekli aranan bir durum oluyor. Acaba mutluluğu yanlış yerlerde mi arıyoruz?
Hiç sordunuz mu kendinize: Mutluluğun sizin için anlamı nedir?
Mutluluğun gerçek anlamı çocukların bakışlarında gizlidir. Onlar için mutluluk bazen bir şeker ve bir tane çikolata olabilecekken bizler için bu pahalı mal mülkler oluyor. İşte sorun burada başlıyor! Mutluluğu maddelere yükledik!
Bir annenin çocuğunu öpmesi o çocuk için dünyadaki en büyük mutluluk olabiliyorken bir yetişkin için bu çok sıradan bir olaydan öteye gidemiyor. Ta ki o yetişkin annesini kaybedene kadar bunun değerini anlamıyor. Elindekini toprak aldıktan sonra keşkeli cümleler kalıyor geriye.
Sizi gerçekten seven insanların varlığında kıymeti bilmezseniz, onların yerini başka insanlar ile değiştirirseniz sonuç yine hüsran oluyor. İnsanoğlu işte! Sürekli kıymet bilmezliklerin kurbanı oluyor.
Her şey mevsiminde güzeldir. Bunun için yaşanması gerekenleri zamanında yaşayın. Geç kalınmış yaşanmışlıklar bayatlamış yiyecekler gibidir. Karın doyurur ama tadı olmaz!
Mutluluk denilen okul açıldı açılalı her yıl mezun vermeye devam ediyor.
Kimi zaman düşük notlar kimi zaman yüksek notları ile öğrencileri hayatın içinde yaşamını sürdürüyor.
Mutluluk denilen kavram maddelerde aranmaya devam ettiği müddetçe sınıfta kalmaya devam edeceğiz.
Sevdiklerimizi her üzdüğümüzde mutluluk karnemize düşük notlar verilecek.
Aynaya bakıp tebessüm edebiliyor musunuz? Sağlığınız yerinizde mi? İşte mutluluk burada saklı…






















