MORTIRNAKLAR’IN G.MAH.- SİYDMA ANTİK KENTİ YÜRÜYÜŞÜ
Pazar günü sabahları Fethiye, her zaman olduğu gibi sakin. Yol kenarlarına park etmiş, trafik ışıkları önünde bekleyen araçlardan, kaldırımları dolduran insanlardan, öğrencilerden eser yok ortalıkta. Neredeyse tek hareket, Turizm Otelcilik Okulu’nun karşısında hüküm sürmekte. Yeni bir Antik Rota’da, bir başka kadim Akdeniz kentine, tarihin içine yürüyecek olmanın, haftanın monotonluğunu sımsıcak dostluk ortamında, eşsiz panoramalar eşliğinde geçirecek olmanın keyifli heyecanı içerisinde buluşma noktasına geliyor Mortırnaklar.
Günlerdir Fethiye’de süregelen kurak hava sonrası yağmurun yüzünü göstermesi bekleniyordu. Ne var ki; anlaşılan, puslu bir hava hakim olacak bugün Fethiye semalarında. Ama; ne gam; 30Mortırnaklar Yürüyüş Grubu üyesi, liderleri Ben (Yusuf Ceran)’nın her zamanki sorunsuz organizasyonu neticesi dizilmiş araçlarında yerlerini alıyorlar.
Teke Yarımadası’nın batısında, Akdeniz’den dimdik yükselen tepeler, bir şahin gibi Akdeniz’in türkuaz mavisine dalıveren Yediburunlar, binlerce yıldır bu toprakları mesken tutmuş Likya Birliği’nin toprakları. Fethiye ve civarında yaşayanlar iyi bilirler ki; neredeyse Likya kelimesinin geçmediği bir gün yoktur günlük yaşamlarında. Öyleyse, bir kez daha analım dünya üzerinde ilk demokratik federasyonu oluşturan bu kadim Likya’lıları ve bilgilerimizi tazeleyelim;
Kökenleri ve isimleri ilgili birden çok efsane var. Hint-Avrupa kökenli bir dili konuştuklarından Asya kökenli, Heredot kaynaklarından da Grek soylu olmayan Girit halkından olduklarına dair bilgiler var. Ancak esas akılda kalması gereken ise, tarihte bilinen ilk demokratik birlik olması, Antalya ve Fethiye arasında yayıldıkları bölgenin jeopolitik önemi- ve tabii eşsiz doğası ve farklı şehirlerden bir araya gelmiş olmalarına rağmen ortak bir kültür yaratmış ve var oldukları sürece bunu paylaşıp yaşatmış olmalarıdır. Bunu, arkalarında bırakmış oldukları, bugüne kadar ayakta kalabilen eserlerinin izlerinde rahatlıkla görebiliyorsunuz.
En başından beri Yunanlılar’ın saldırılarına karşılık verebilen Likyalılar, M.Ö. 6.yy’ da Persler tarafından işgal edilmiş. Ancak M.Ö. 4. yy’ da Büyük İskender çıktığı “Asya Seferi” dahilinde bu bölgeyi de ele geçirmiş. İskender’in ölümü ile generallerinden Ptolemy bu bölgeyi alıyor ancak bölge varlığını eskisi gibi hissettiremiyor. Yavaş yavaş Yunan kültürü ve sosyal değerlerinin etkisinde kalıyor. Bu noktada Likya Birliği kuruluyor. M.Ö.2.yy’ da Suriye hakimiyetine geçen bölgeyi Romalılar bir savaş neticesinde ele geçiriyor. Kısa bir süre sonra Likya’ya özgürlük tanınıyor. Bu dönemde Likya Birliğinin en önemli şehirlerinden Xanthos’a iki kez zor kullanılarak baskı rejimi uygulama girişimlerinde bulunuluyor. Ancak (Likya) Federasyon kuvvetleri iki durumda da çağrıldığında müdahale ederek birliği koruyor.
M.Ö. 1. yy’ da ise Romalılar’ın iç çekişmelerinin yarattığı kargaşa ortamından etkileniyorlar. Xanthos halkı, Pers istilalarında olduğu gibi, bu dönemde de toplu intihar yolu ile kendilerini yakıyor. Roma, Likya Birliğini yeniden ayağa kaldırmak için, bu felaketten arda kalanlara, destek veriyor, ancak Likya esas itibariyle M.S. 2. ve 3. yüzyıllarda yaşadığı büyük depremlerin ardından bir daha kendisini toparlayamıyor. M.S. 8 yy’ da Arap akınları ve bu süreye kadar da korsan saldırıları sebebi ile terk edilen bölge, 13.yy’da Türk Beylikleri ile yeniden yerleşime açılıyor.
Likya Birliği Yönetimi hakkında edinilen bilgilere göre birlik önemli, önemsiz toplam 23 şehirden oluşuyor. Günümüze kadar da dayanabilmiş, en büyük altı şehir olan Xanthos, Patara, Pinara, Tlos, Myra ve Olympos ‘un 3’er oy hakkı bulunurken, Sidyma gibi daha önemsiz ve küçük şehirlerin 1 oy hakkı varmış.
İşte bu coğrafyanın, tarlasında, dağında, bayırında, kentlerin, caddelerin tam ortasında karşılaştığımız, iki bin yıllık bir tarihin içine hareket ediyor araçlar tam saatinde. Bu yöredeki, Dodurga Köyü’nün bir birinden hayli uzakta tam dokuz mahallesi var. Boğaziçi köyünün sakin, kimsesiz görünen sokaklarından geçiyoruz. Arazi yapısı, öncelikle zeytin üretimine uygun, göz alabildiğince uzanan zeytin ağaçları sallanıyorlar, sabahın henüz serin esen rüzgarında.
Ardından, G Köyüne ilerliyor, araçların tekerlekleri yağan yağmura eşlik ederek şıkırdıyordu.. Etrafımız yine zeytin ağaçları dolu. Birkaç köpek, isteksiz fırlıyor uyukladıkları köşeden, bir müddet koşuyorlar, araçların ardı sıra, sonra pes edip dönüyorlar yerlerine. G Köyüne girerken herkes, köyün ismini nereden aldığını merak ediyor Kısaca ben daha önce köylülere verdiğim bilgiye bilmeye arkadaşlarımızı da aktarıyorum “ Yedi burunların sonuncusunun yakınında bulunduğu için, alfabenin yedinci harfine karşılık gelen G harfi verildi. “ Köyün adının kaynağı konusunda farklı düşünseler de; G köylülerinin ortak bir derdi var; Sponsor banka tarafından Likya Yolu Sarı Levhaları düzenlenirken, bu köy için “ Gey “ yazılmış. Bu ismi hazmedememiş köylüler. “ Saygısızlık yapıp, levhaları bozmak istemiyoruz, ama; beğenmediğimiz bir sıfatı içeren bu yanlışlık düzeltilsin, gerçek ismi olan G yazılsın. “ diyorlar.
Çok sert bi fırtına ve karabulutlar korkutmuyor gözümüzü Ve yürüyüş başlıyor, taşlı ve ıslak su deresine benzeyen bir patikada atılıyor ilk adımlar. Disiplin içerisinde yürüyen Mortırnaklar’a yol boyunca, sabırsız, açmış mor çiğdemler eşlik ediyor. Nefesler sıklaştığında Kabaağaç mevkiinde “ mola “ diyor lider. Yağmurdan asırlık zeytin ağaçlarının kollarına sığınıyor Mortırnaklar, kimimizde keçilerin bulunduğu ahıra. Gözler, ileride sislerveyağmurlar içerisinde uzanan Akdeniz’e dalıp gidiyor. Tekrar, mor çiğdemler, tedirgin papatyalar yol gösteriyor, patikalar boyunca.
Saat 11.30. Bir koyun türkuaz sularını, beyaz dalgalarını izleyip ruhsal arınma anlarını yaşarken, Güzelim koya, ranta çevirip, otel yapmak isteyen sermaye, karşımızda uzanan dim dik tepeden koya indirilen yolu seyrediyoruz Şimdilik hala bir yapılaşma yok .Ama yol iyileştirilmiş her an bir inşaat başlayabilir Bu yol zeytin ağaçların arasından,yemyeşil örtünün içinde, açılan yolun çirkin izleri zikzag’lar çizerek uzanıyor, denize doğru. Bu bölgede, doğa’ya açılan ilk yara, belli ki; ardından başka otelleri, çirkinlikleri getirecek.
Zaman zaman sert rüzgar ve zaman zamanda yağan yağmur altında 12.10’da Dodurga’nın bir başka mahallesi Bel’deyiz. Az önce, uzaklardan gördüğümüz Dar, taşlı bir patikaya yöneliyor ve nefes nefese ve ıslanmış Mortırnaklar ,pembe renkli cephesi, yeşil kubbeleri ile Bel Köyü Camiine sığınıyoruz. Arkadaşlara caminin avlusunda yemek molası verdiğimizi söyleyerek ,kendimizi Allah’ın evine atıyoruz. yemek molasını, burada vermemin nedenini anlıyor arkadaşlar. Başka türlü, hele tok karına kolay bitmezdi bu dik patika. Hem dinlenmenin, hem de açlığı bastırmanın umudu ile inatla ilerliyor adımlar.
Camii İmamı pek hoşnut olmuyor Allah’ın evine sığınmamıza suratından anlıyorum. Cep Tel. burada çekip çekmediğini sorduğumda hiçbir yerde çekmediğini söyleyip doğru içeri giderek başlıyor öğle ezanını okumaya
13.10 ‘ de, yemek molası bitiyor.Kalk düdüğü cami avlusundaki ocak başından zor kalkıyor arkadaşlar. Bu sert rüzgarda ve yağmurda yürümek bir işkenceye dönüşüyor çoğu Mortırnak için. Cep Tel çektiği bir noktayı tesadüfen yanımızdan geçen çobanlardan öğreniyoruz. İleri bir noktada bizi bekleyen araçları çağırıyoruz ve bir süre sonra hava açmıştı ama arkadaşlar araca binmeyi yeğleyerek yürüyüşü sonlandırıyoruz.
Islak fakat keyifli sohbetler eşliğinde, araçlarla yollarıaşıp Dodurga’ya giriyoruz.. Dodurga Asar Mahallesine uzanan yollarda. Antik Likya Yolu’nu zaman zaman kesen asfalta itibar eden yok.. Solda, Dodurga Tepesi, üzerinde belli belirsiz görülebilen kalesi ile kim bilir ne çok sırrı saklıyor. Yazan ve Fotoğraflayan Yusuf CERAN (Kısmen Metin Denizmen alıntı yapılmıştır.)























