Günlüklü koyundan başlayıp Çığlık koyu üzerinden ilerleyerek İnlice plajında deniz keyfi ile noktalamak.Gün küçük aksiliklerle başladı.Ne zaman saati kurup yatsam ;ya saat çalmazsa veya saati duymazsam endişesiyle yatar ,daha saat çalmadan beden saatimin dürtüsüyle uyanırım.Nitekim bu günde öyle oldu.İyi ki de oldu.Dünyanın bir çok ülkesinde saatler bir saat geri alınmasına rağmen seçimler dolayısıyla Türkiye saatleri kış uygulamasına seçimlerden sonra geçecek.Geçecek geçmesine de gel de bunu akıllı telefon denen makinelere anlat.Akıllıya almış saati bir saat geri yayıla yayıla geliyor aheste ahaste.Bu arada televizyonu açtım.Bir yandan haberleri dinlerken hazırlanırım çayım da demlenir kahvaltımı eder çıkarım diyordum ki televizyondaki saate ilişti gözüm.Saat 07,15.Telefona bakıyorum 6,15.Var bir aksilik ya haydi hayırlısı.Eşimin telefonuna baktım o da 6,15.Neyse ki kış saati uygulamasına yaklaştığımızı hatırlayıp alelacele hazırlanıp.Çıktım.Servisi beklerken kaptanımızı arayıp saati sordum ki henüz erkense eve döneceğim.Neyse.. tahminim doğruymuş yoldayız geliyoruz dediAkıl edip grubumuzun Facebook sayfasına akşamdan bir göz atsaydım grup liderimizin saat uygulaması hakkındaki uyarısını görür ona göre davranırdım ama….. Toplantı yerine vardık.Herkes akıllı telefonların azizliğine uğramış.Uyananlar ve durumdan haberdar olanlar toplandı yavaş yavaş.Birkaç fireyle yola çıktık.Günlüklü Koyu’nun girişinde araçtan indik .Bu seferde gişedeki görevli Çığlık Koyu’na geçiş izni veremiyoruz üzgünüz yasak konuldu deyince başlangıç noktasını da değiştirmek zorunda kaldık.(Her ne kadar bu konuda yorum yapmak istemesem de mülteci veya kaçakçı muamelesi yapılmamızı hazmedebilmiş değilim)…Neyse…. Akdeniz’in bitki örtüsü olan makilik bir alandan ilerleyip indiğimiz dere yatağını takip ederek parkura ulaştık.Birkaç gündür devam eden yağmur havayı ve ormandaki bitki örtüsünü temizlemekle kalmamış denizin üzerindeki puslu havayı da silip süpürmüş.Yerine tertemiz oksijenle dolu bir hava, yeşilin her tonunda bir orman ve masmavi pırıl pırıl bir deniz bırakmış…..İlerledikçe koylar teker teker selam vermeye başladı.Manzaralar göz alıcı güzellikte.Hangisinin önünde poz vereceğimizi, hangisinin fotoğrafını çekeceğimizi şaşırdık desem yeridir.Tabi bu kareleri yakalamaya çalışırken grubun gerisinde kalmak ayrı mesele neyse ki grup liderimiz kontrolü elden bırakmadan molalar vererek gruba yetişmemizi sağlıyor.Bu arada:Beklettiğimiz için özür diliyorum ama manzaralar da mıknatıs gibi çektikçe çekiyor…….Manzarada Günlüklü Koyu var.Adını buradaki Günlük (Sığla)ağaçlarından almış.Ben şahsen sığla yağının tütsüde ve antiseptik özelliğinden dolayı yaraları iyileştirmekte kullanıldığını biliyor olmakla birlikte biraz araştırınca ;Roma hamamlarında aromasından dolayı aşk iksiri ve güzellik malzemesi olarak kullanıldığı,Kleopatranın vazgeçilmezleri arasında olduğu,Mısırlıların sığla yağını mumyalamada kullandıkları ve günlük ağaçlarının Buzul Çağlardan günümüze kadar geldiği bilgilerine ulaşıyorum.Ülkemizde;Muğla’nın Marmaris ,Köyceğiz,Dalaman ve Fethiye İlçelerinde yaygın olmak üzere yetişmeye devam ediyor.Dileğim bu değerli ormancıkların yok edilmemesi.Sizler de eğer evinizin yakınında bir yerlerde günlük ağacı yetiştirip yaydığı o mis kokunun eşliğinde koyu gölgesinin verdiği serinlikten faydalanmak isterseniz bir uyarım olacak.Kökleri geniş ve sığ bir yüzeye yayılarak toprağa tutunan günlük ağacının yakınında bulanan bahçe duvarlarınıza ve evinizin temeline zarar verme ihtimalini basit bir işlemle durdurabilirsiniz.Bunu için zarar vermesini istemediğiniz yerle ağaç arasına küçük bir hendek açarak araya köklerin ilerlemesini engelleyecek bir izolasyon malzemesini tabandan yüzeye doğru yerleştirerek hendeği kapatın.Bu işlem köklerin yönünü değiştireceği için zararın önüne geçmiş olursunuz.Günlük ağacınız büyüyüp olgunlaştıkça kabukları arasından size bir yağ akıtacaktır.Bu yağı ister uçuğunuza sürün isterseniz yaralarınızı iyileştirmekte kullanın olmadı küçük bir kaşıkla alıp yutuverin oracıkta ki midenize de şifa olsun……..İlerledikçe adalar daha bir seçilir olduGörüntüde Katrancı AdasıKızıl Ada,Yassıadalar ve arkasında Fethiye’yi ziyaret edenlerin olmazsa olmazları arasında bulunan günü birlik tekne gezilerinin yapıldığı Oniki adalar var.Çevremiz yaban mersinleri ,bodur meşeler ve püren(funda) dolu dolu.Yaban mersinleri henüz olgunlaşmamış .Tadına bakıp geçiyoruz.Pürenler morun her tonunda açmış.Püren balı kıymetli ve şifalı ballar arasında.Şimdi tam zamanı öyle ki yol kenarlarında dizi dizi arı kovanlarına rastlıyoruz.Etrafımızda arılar vızır vızır çalışıyor.Acele etmeleri lazım çünkü bir aya kalmaz Pürenler çiçeklerini dökecekler.Ev sahiplerini ürkütmeden ve yer yer yolumuzu değiştirerek devam ediyoruz. Eeee biraz da tırstık tabi ki……İşte güzel ve adından dolayı aklınızda soru işaretleri oluşturacak bir koyumuz daha.Çığlık Koyu.Neden Çığlık koyu denildiğine dair net bir bilgiye ulaşamadım ama balıkçıların geceleri bu koyda kalmak istemediklerini kendi eşimden biliyorum.Bir ara kışları balıkçılık yapmaya heveslenmişti.Çığlık koyu mevkine gideceği zaman sefere asla yalnız çıkmazdı.Sebebini sorduğumda ise geceleri çığlık sesleri duyulduğunu ve bu yüzden balıkçıların mecbur kalmadıkça o koyda konaklamak istemediğini söylerdi.Kim bilir belki dalgaların kayalarla buluştuğu noktalarda oluşturduğu bir sestir diye düşünüyorum…..Çığlık koyu üzerinde kısa bir meyve molasının ardından yola devam ediyoruz.Yürüyüşümüz bu zamana kadar tırmanışla devam ederken nihayet düze çıkıyoruz.İnişli düzlü bir süre daha yol aldıktan sonra yemek vaktine doğru muhteşem bir deniz manzarasını karşımıza alıp mola veriyoruz.Manzara o kadar güzel ki yiyeceklerimizden birkaç lokma alıp araya bir kaç karelik fotoğraf sıkıştırarak manzarayı azık edip yemek molasını da tamamlıyoruz.Sırada parkurumuzun son durağı İnlice Plajı ve yüzme molası var.İnişe geçtikçe araba sesleri çoğaldı.Ana yolla arasında yerleşim yerleri bulunan toprak yola indik.Ana yola paralel olarak ilerliyoruz.Solumuzda kalan yamaç hava akımını kestiği için burada hava daha sıcak.Yol kenarındaki böğürtlenlerden atıştırarak ilerlerken önümüzdeki bahçeden sırtında çuvalla bir kadın çıktı.Ben böğürtlenlerini yediğimiz için kızacak diye düşünürken çuvalı indirip içinden birkaç mandalinçıkarıp uzatınca utandım düşüncelerimden.Köylülerimizin gönlü zengindi hep.Lokmalarını paylaşmaktan kaçınmazlardı.Hala öyle ve dilerim hep böyle kalırız….Plaj göründü.Piknikçiler mangal başında hoş sohbetteler.Küçük bir dere yatağının denize döküldüğü yere gelince durdum .Sabahtan beri botlarımın içinde pişen ayaklarıma iyi gelecek.Şimdi botları sırtlama zamanı.Sabahtan beri onlar beni taşıdı şimdi sıra bende.Dere suyu buz gibi.Deniz suyu bu kadar soğuk mu acaba derken dalgalar dere suyuna karışınca farkettim ki denizimiz hala sıcak.Tahminimiz 20-25 derece arası.Arkadaşların bir kısmı atlamışlar bile denize.İlhan arkadaşımız sağ olsun çayları kahveleri hazırlamış.Yorgunluğun şifası çaylarımızı kahvelerimizi alıp serildik kumsala.Denizden kumsala yayılan şen kahkahalar eşliğinde yudumladık.Çaylar yorgun bedenlerimize kahkahalar yorgun güne şifa oldu….Sen yeter ki şifa iste.Yaradan ya bir bardakta yada rüzgarla gelen bir kahkahada sunmaya devam edecek. Bizlerde bu güzel topraklarda bu güzel insanlarla yol almaya….Şifalar diliyorum herkese.Sağlıcakla kalın.
Yazan : Bahriye DOYLAN Fotoğraf: Yusuf CERAN






























