MORTIRNAKLAR SANDRAS DAĞINDA PİKNİKTE
Günün sonunda ,bu haftaki gezi yazısı için gönüllü ilan edildim.onur duyarım…..Yazmayı sevdiğim için seve seve kabullendim.Sadece gördüklerimi yazsam bile sayfalar dolduracak güzellikte yerler gezip görüyoruz ama bunun yeterli olmadığı kanısındayım .Yöre hakkında biraz daha bilgi edindikten sonra yazmak hem benim hem de okuyanların daha fazla fikir edinmelerine yarar diyerek biraz araştırınca ,gördüklerimde yavaş yavaş anlam kazanmaya başlıyor……..Gelelim bu haftaki gezimize.Bu pazar seçim olduğu için gezimiz bir gün önceye alındı .Bu hafta yürüyüş yok.Piknik yapacağız.Hazırlıklarımız da ona göre yaptık.İbo (eşim İbrahim) da geziye dahil oldu bugün .Evden Vira bismillah(Denizci alışkanlığı)diyerek yola çıktık.Araç kaptanımız Çalış bölgesinden başlayarak arkadaşları topladıktan sonra bizleri de alıp yola devam ediyor.Yol boyunca bekleyen diğer arkadaşları da alarak toplanma yerimize varıyoruz.Çaylar ,selamlaşmalar ve kısa bir sohbetin ardından grup liderimizin araç bin çağrısı üzerine araçlardaki yerlerimizi alıyoruz.
Yolda eksikleri tamamlamak üzere bir kaç mola verdikten sonra piknik yapacağımız Sandras Dağı eteklerindeki Gökçeova Göleti’ne doğru devam ederken gözüme şapkalı kadın restaurant yazan bir tabela ilişti.Bu arada Doğan ağabey her gün ayrı şapka giyen bir kadın tarafından işletildiğini ve görülesi bir yer olduğunu söylüyor .Araştırdıklarımı da eklersek:37,5 yıl öğretmenlik, eğitim danışmanlığı ve Almanya’da yüzme öğretmenliği yaptığı yıllarda kulağında ve dizlerinde oluşan hasarlar nedeniyle ameliyat olup, yürüme zorluğu çeken Şapkalı Kadın Alman eşiyle Yayla köyünde ki eski bir kahveyi tadilat ettirerek restauranta çevirmişler.Konuyla ilgili bir videoda Şapkalı kadını ve restaurantı görme imkanı buldum.Doğayla iç içe bir mekan.Şapkalı kadın buranın suyuna Ağla şampanyası diyor. Burada eski sağlığına kavuştuğunu tekrar yürümeye başladığını söylüyor.Merdivendeki karıncaları incitmekten korkarak anlatıyor.Öğretmenlik yaptığı yıllarda sevmeyi çocuklardan öğrendim diyor.Doğayı sevmek yetmez korumalıyız çünkü hepimiz ona muhtacız diyor .Arkadaş ziyaretlerini bir sıralama ve iadeyi ziyaret görenlere sesleniyor ve ekliyor arkadaş ziyareti:o bana geldi ben de ona gideyim değildir,gelemediyse sebeplerini idrak etmeli arayıp sormalıyız. Almadan da vermeyi öğrenmeliyiz sevgi ,dostluk bunu gerektirir diyor.Anladım ki gitmek görmek tanımak gerek. Yeri de çalıştıranı da.Neyse yola devam ediyoruz Eski adı Ağla şimdiki adı Yayla köyü olan bir köyün girişinde et almak üzere kısa bir mola veriyoruz.Köy 17000 hektarlık bir alanı kapsıyor.Yolun solunda küçük bir kasap sağında da bir bakkal ve onun üstünde dev bir çınar ağacının gölgesine kurulmuş köy kahvesi var.Yol boyunca çam ve asırlık çınar ağaçları görüyoruz.Buranın köylüleri çam ağaçlarını kesip işleyerek , hayvancılık yaparak geçimlerini sağlıyormuş.Şimdi bu dev çınarın gölgelediği köy kahvesinde oturup bir bardak çay içmek vardı yaaa neysee.
Etlerimizi alıp yola devam ediyoruz.Benim kulaklar da yavaş yavaş rakımın yükseldiğine dair sinyallerini vermeye başladı.Sandras Dağı zirvesi 2295 mt.Piknik yapacağımız Gökçeova Göleti 1749 m.de.Gölet Altın Sivri tepesinin hemen altında.Bu gölet orman yangında kullanılmak üzere su depolamak için oluşturulmuş.Gölete 1-2 km kala Grup liderimiz araçlardan inip yürümeyi teklif ediyor ama kimsede ses yok .Molalarda epey vakit harcamış olmalıyız ki öğle vakti yaklaşıyor.Bir an önce gidip mangalları tüttürmek lazım.Biraz daha ilerledikten sonra yürüyüş teklifi bir daha sunuluyor.Bu sefer katılım var.Yaklaşık 500 m kadar gölün kıyısından yürüyerek piknik yapacağımız uygun yere varıyoruz.Araçlarda kalıp bizden önce ulaşanlar ateşleri yakmışlar bile.Çantalar açılıp içindekiler sofralara yerleştirildikçe arkadaşların marifetleri de ortaya çıkıyor.Yaprak sarmaları,mezeler,turşular,tatlılar daha neler neler.En güzel ve sindirilesi mezemiz ise manzara.Dağların üzerini örten bulutların ve göletin kenarını çevreleyen çam ağaçlarının suya düşen yansımaları ,baktıkça bakılası eşsiz bir tablo oluşturmuş.Az ilerimizde özgürce otlanan atlar buranın keyfini sürenlerden.Göletin karşı kıyısında manzarayı ve fotoğraflarımızı süsleyen bir yapı var.Araştırdıkça öğreniyorum ki burası bir balıkçılık işletmesi olarak kurulmuş .Gölette balık yetiştirip burayı balık avcılarına açmışlar.Bu iş yürümeyince de tesisi kapatmışlar…Bu bölgede her yıl Ağustos ayının ikinci perşembesi Erenler Şenliği düzenleniyormuş.Bölgedeki iki türbeye(Sandras dağının zirvesindeki Çiçek Baba,Ağla köyündeki Eren Kavak türbesi) adaklar adanıyor, kesilip yediriliyor,asırlık çınar ağaçlarına çaputlar bağlanıp yeni dilekler dileniyor ve gün boyunca dualar ediliyormuş.Çiçek Babada mezar yerine kutlu bir ağaç ziyaret ediliyor.Rivayete göre.Çiçek Babanın duası üzere bu ağaç eğilip ona gölge etmiş.Daha sonra Çiçek baba asasını yere vurup ağla demiş ve yerden sular çıkmış.Efsaneye göre ağla köyünün adı da buradan geliyormuş……..
Mangallarda kömürler kıvama gelince yavaş yavaş etler yerleştirildi .Etraftaki diğer ziyaretçilerinde mangal yaktıklarını görünce daha bir rahat ve iştahla sofralara yerleştik.Sofralar arası ikram bolluğu yaşanıyor.Herkes sofrasında ne varsa diğerlerine tattırma çabasıyla ikramlar gelip gidiyor.Eeee şimdi sindirme zamanı .Arkadaşların çoğu gölün kenarında yürüyüşe çıkıyorlar.Ben tembellik edip kaldım. Anı ölümsüzleştirmek üzere fotoğraf çektiklerini görüyorum …Yeniden hepimiz bir aradayız.Gün yavaş yavaş dinlenmeye çekilirken bizlerde yavaş yavaş toparlandık ve araçların yanına gittik.Ama binmedik .binemedik daha doğrusu binmek istemedik.Kaptanımız İlhan’ın arabasından sunulan oyun havaları eşliğinde kaldırdık kolları .Çifte tellisinden zeybeğine şöyle bir savrulduk. Çevre köylerden okul gezisine çıkmış çocuklar da öğretmenleriyle bizlere katılınca tam bir şenlik havası oldu.Ağustosta Erenler Şenliği’ne gelir miyim bilmiyorum ama bizler bu gün o şenlik havasını hep beraber burada yaşadık.Yaşayanlara kutlu ,yaşatana hamdolsun diyorum…..Yaz aylarında yürüyüşlere ara verileceği için bu aralar günün sonu gelmesin biraz daha arkadaşlarla vakit geçirelim istiyorum.Neyse ki ara ara pikniklerde bir araya geleceğimiz düşüncesi biraz rahatlatıyor.Edindiğim dostluklar ve yürüyüşler vazgeçilesi değil.Dilerim Allah gücü ve isteği olan herkese nasip etsin.Burada MORTIRNAKLAR ayrıcalığının da altını çizmek isterim.Erenler duyup lütfetmiş olmalılar kiii dönüşte. Ağladaki köy kahvesini gölgeleyen asırlık çınarın altında çay içme fırsatını da bulduk.Yaratana ,yaşatana hamdolsun.Sağlıkla kalın.Sevgiyle kalın.MORTIRNAKLAR ayrıcalığını yaşayın .
Yazan : Bahriye DOYLAN
Fotoğraf : Yusuf CERAN


























