MORTIRNAKLAR DOĞADA TARİHE YÜRÜDÜ
17 km’lik tarihi ve doğal güzellikleriyle dopdolu bir parkura daha uyanabilmek için kurulan saatin azizliğine uğrayıp çalan kapı ile uyanınca hazırlanmakta telaşlı oluyor hele ki akşamdan çanta hazır değilse. Allah’tan servise yetişebildik .
Tiryaki isen çay içmeden güne başlamak o gün baş ağrısına davetiye çıkarmaktır.Servisten iner inmez İlk iş çayları almak oldu.Çayımı selamlaşmalarla tatlandırıp yudumlarken bu gün epeyce kalabalık olduğumuzu fark ettim. 62 kişilik bir grupla yürüyecektik .Uzun bir yolculuk sonrası araçlardan indik.Bu gün farklı bir yol çizmişti grup liderimiz.Kısa bir tırmanış sonrası Antik su yolu Delik Kemer’deyiz.Kim bilir ne depremler atlatmış olmasına rağmen ayaktaydı.Yaklaşık 2000 yıllık bir el emeğinin üzerinde yürürken depremlere dayanıksız günümüz mimarisinin çürük yapısını sorgulamamak elde değil..
Delik Kemer’i geride bırakıp sol yanımızda deniz manzarası eşliğinde ilerliyoruz.Son yürüyüşlerimizde beden eğitimi öğretmenlerimizden Mustafa Serkan Mutlu Eşliğinde esneme (açma,germe) egzersizlerine başladık.Ben henüz fotoğraf çekmekten eşlik edemedim kendilerine.Sonuçta bende böyle esniyorum diyelim:)) Hava sıcaklığı 20’ler de. Yer yer lahana misali sarılıp sarmalandığımız giysilerden yaprak yaprak açıp sıyrılıyoruz.Kuvvetli lodos denizi bir hayli hareketlendirmekle kalmamış toprak yoldan kaldırabildiği tozu,toprağı yüzümüze gözümüze vuruyordu.Cemreler düşmüş bahara adım adım yaklaşıyoruz dolayısıyla polenlerden de nasibimize düşeni almıştık.Benim en sevdiğim, astım hastalarının ve bahar alerjisi olanlarınsa dikkatli olması gereken bir mevsim ilk bahar.Arkadaşlar rahat. Bir kaçımızın göz alerjisini saymazsak sıkıntı yok gibi.Meyve molası zamanı.Yeşil çimenlerin üstüne çantalarımızdan önce kendimizi atıyoruz.
Çimenlerin üzerine uzanıp gökyüzüne baktım.Kırbaçlanıp püfür püfür kabartılmış pamuklar misali bulutlar kaplamış göğü.Eskiden anamla rahmetli babacığımın çırpıp kabarttığı pamukların içinde debelenir şaka yollu bir kırbaçta ben yerdim.Havalanıp gitseydim o pamuk pamuk bulutlara babamı orada görebilir miydim.Kara kızına bir değnek dokundurup sonra da acıdı mı guzum deyip öper miydi yeniden diye dalıp gitmişken kalkıp yürüme zamanımız gelmiş bile.Uzun bir yürüyüşün arkasından fazla esinti almayacak uygun bir yerde yemek molası veriyoruz.Doyduk dinlendik termoslarımızda ki çayları paylaştık hoş ben uyanamadığım için pek hazırlığım da yoktu ama biliyorum ki arkadaşlarım beni açta açıkta bırakmaz.Yemekten sonraki gevşeklik yat kal burada derken toparlanıyoruz .Rüzgarı ardımıza alıp yola tırmanışa geçiyoruz.Tırmanış bitmeyecekmiş gibi gelse de oflaya puflaya devam ediyoruz. Ara sıra fotoğraf molaları vererek soluklanıyoruz.Arkada yürüyünler başımızı kaldırıp önde yürüyenleri gördükçe motivasyon düşüklüğü yaşasak ta yılmak yok devam.Hiç bir hedef ; vazgeçmediğiniz sürece aşılmaz ve ulaşılmaz değildir.Hedefe ulaşmak ta kendinize vereceğiniz en güzel ödüldür.
Nihayet tırmanışın sonuna geliyoruz ve görüyoruz ki hedefin de bize güzel bir armağanı var.Akdeniz’in en uzun plajı olarak bilinen 18 km’lik Patara Plajı uzanmakta .Plajın doğusunda Patara Antik kenti görünüyor İnelim bakalım daha daha neler var.İnişte bizi olabildiğince açmış ve bulunduğu alana hakim olmuş ve bu hakimiyetini sapsarı çiçeklerle taçlandırmış azgan çalılığı beklemekte.Yapacak bir şey yok.Bismillah deyip dalıyoruz çalıların arasına.Düşe kalka ve arkadaşların batonlar yardımıyla açtıkları yerlerden sıyrılıp geçmeye çalışıyoruz.Her tarafımız çizik ve yırtıklar içinde çalılığı geride bıraktık.Heryerimiz çizikler içinde sanki kedilerle bir savaşın içinden çıkmışız.Şikayetçi miyiz hayır.
Önümüz ekin tarlası ve sağında ise sapsarı yoncalık.Arasından ilerliyoruz derken yoncaların arasında rezene otları ilişti gözüme.Salatalara eklerim düşüncesiyle bir kaç dal almadan geçemedim ve tabii abartıp poşet dolusu tıkış tepiş topladım.Hani bir de yumurtalı kavurup yemek vardı ya o sebepten…Dünyanın ilk demokratik meclis binasındayız şimdi.1991 yılındaki kazılarda çıkartılan Meclis Binası’nın restorasyonu 2012 yılında tamamlanarak Kültür veTurizm Bakanlığı’na devredilmiş. Az ileride şehrin ana caddesi uzanıyor.Kenarlarında granit ve mermer sütunlar dikili yol 100-150 m. uzunluğunda. İleriye ,suyun içine doğru uzanan yol burada sonlanmış ya da bu kadarı su yüzüne çıkarılabilmiş.Buradan dünyanın ilk deniz fenerine doğru ilerliyoruz.Plajın sürekli ve sert rüzgarlar almasından dolayı kumlar rüzgarla sürüklenerek çöl havasında kum tepecikleri oluşturmuş.Fenere giden yolun her iki tarafı da mimozalarla kaplı hepsi çiçek açma yarışındalar aralarından yürüyüp geçiyoruz.Eskiden liman olarak kullanılan bu alanda şimdi bataklıklar ve göletler var.Restorasyonu tam olarak tamamlanamamış ta olsa fenere benzer bir yapı bizi karşılıyor.Fenerin etrafında ise kazıda çıkarılıp henüz yerini alamamış kayalar beklemekte.Bir kısmı da fenerin en üstüne gelişigüzel yığılıp fener görüntüsü verilmeye çalışılmış.Vakit oldukça ilerledi dönüş yolumuz uzun.
Gelemiş köyünde yol üstünde küçük bir Restaurant-Cafe’de çay molasının ardından dönüş yolculuğu ve ardından kafamızda bir sonraki yürüyüşün heyecanı ile tamamlıyoruz. Sağlıkla ,huzurla kalın…
Yazan : Bahriye DOYLAN
Fotoğraflar : Yusuf CERAN





























