MIZIKACI ÇOCUK
Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
Gece trenlerine binme kaybolursun,
Sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun. …
Geçtiğimiz hafta Attila ilhan’ın hayatına kısaca değinip şiirlerinden bahsetmiştik. Oysa Attila İlhan sadece şiirlerden ibaret değildir elbette. Ben onu elmasa benzetirim biraz. Bilirsiniz elmas sertlik derecesi çok yüksek olan bir maddedir,tüm mineralleri çizebilir.Parlaklığı ve sertliği dışında ışığı mükemmel şekilde kırar. “Kaptan” da yeryüzüne elmas olarak çıkmış ve yaşadıkları ve eserleriyle çok yüzlü ışıl ışıl bir pırlantaya dönüşmüştür. Bu pırlantanın bir yüzünde şair kimliği varken diğer yüzlerinde yazar,denemeci,eleştirmen,senarist,gazeteci ve en üstte de aydın kimlğiyle yeralır.
Romancı kimliği mi şair kimliği mi daha öndedir derseniz şair kimliği derim. Yayınlanmış oniki romanı vardır.Sıralarsak,
Sokaktaki Adam-Zenciler Birbirine Benzemez-Kurtlar Sofrası-Bıçağın Ucu- Dersaadet’te sabah Ezanları- Sırtlan Payı-Yaraya Tuz basmak-O karanlıkta Biz-Fena Halde Leman-Haco Hanım Vay- Allah’ın Süngüleri Reis Paşa- Gazi Paşa.
İlk romanı Sokaktaki Adam’dan önce yazdığı on romanını hiç yayınlamamıştır. Bunun nedenini şöyle açıklar,“Birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır.” (Düşün, Haziran 1996).Gerçek bir fikir adamı olan Attila İlhan romanlarında yakın tarihimize ışık tutar. Yrd.Doç.Tülin Arseven yazarımızın romancılığıyla ilgili şu tespiti yapar;
“Attila İlhan romanlarında yakın tarihimizin Mondros Mütarekesi ile başlayan ve 27 Mayıs İhtilali’ne hatta 12 Mart Muhtırası’na uzanan aşağı yukarı altmış yıllık bir dönemini sorgular; Türk milletinin yaşadığı bu önemli siyasal ve sosyal olaylar ile bunların bireyler ve toplum üzerindeki sonuçlarını tartışır. Onun romanlarında başlangıçta kendisine yabancı olan, içinde bulunduğu durumu kavrayamayan kişilerin veya toplumun gerçekle yüzleşmesi vardır….. kendi gerçekleri ile yüzleşirler ve bunun sonucunda da yaşama bakış açıları,dünyayı algılayış biçimleri değişir. Bazı romanları ise bireyin ya da toplumun değişim sürecinin son aşamasından başlar ve geriye dönerek söz konusu değişimi doğuran etmenleri tartışır.”
Romanlarını toplumcu gerçekçilik temelinde yazan Kaptan, Anadolu’yu çok iyi tanımasına ve köy romancılığı revaçtayken, romanlarında şehir insanının sorunlarını işlemeyi tercih etmiştir. Marjinal tipleri ve cinselliği de –pornoya kaçmadan- cesurca işlemiştir. Gerek romanları gerekse film senaryolarında benim ilk dikkatimi çeken ve tüm kitaplarını okuma isteğimi ateşleyen kullandığı dil olmuştur.Divan şiirini çok sevmesinden belki de romanlarında da Osmanlıca ile Türkçeyi kolkola görürsünüz.Roman karakterleri yaşlarına bağlı olarak farklı nesillerden olduklarını, sadece kıyafetleri, düşünceleri ile değil seçtikleri sözcüklerle de vurgularlar. Türkçeye taraftar olmasına rağmen Osmanlıcayı tümden yok sayarak dilin daraltılmasına karşıdır. Görselliğe çok önem verilen Attila İlhan romanlarında bir film havası sezilir hep. Hareketli ve akıcıdırlar.Bunu,yazarın az sözcük kullanıp kendi deyişiyle cümlelerden tasarruf etmesinin sağladığını düşünürüm. Şiirlerinde de aynı şekilde davranır. Sisler Bulvarı’nda kahramanının yalnızlığını “kesik birer kol gibi yalnızdık” diye anlatması yeterlidir. Şiirlerinden konu açılmışken Mavi’den bahsetmemek olmaz. Attila İlhan Mavi Dergisinde yazdığı şiirlerle Garip akımına da 2.Yeni şiirinin toplumla ilgilenmeyen bazı şairlerinin bu yanına da karşı çıktı.Attila İlhan,Ferit Edgü, Orhan Duru, Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda, Ahmet Oktay, Demirtaş Ceyhun, Demir Özlü ve Tahsin Yücel’den oluşan Maviciler şiirin bütünüyle açık olamayacağını, anlam kapalılığının şiiri düzyazıdan ayıran önemli bir faktör olduğu görüşündedirler.Şiirin açık olması anlayışına karşıdırlar. Attila İlhan da özgün bir tarz oluşturmuş; toplumcu şiire yeni boyutlar kazandırmıştır. İmla kurallarını bütünüyle reddetmiş veya kendisine has bir imlâ tarzı geliştirmiş olan Atillâ İlhan (Büyük harf kullanmaz ama özel isimleri ek almaları halinde (‘) ile ayırır), dil konusunda çok keyfidir. Bu keyfilik kendine has bir müzik te oluşturur. Belki de bu nedenle bestelenen çok şiiri olmuştur.Attila İlhan’ı ,bu uzun yol Kaptan’ını tanımak için sadece şiirlerini ya da romanlarını okumak yeterli olmaz. Onun denemelerini de -Hangi Batı- Hangi Sol- Hangi Atatürk. vd..- okumak gerekiyor.
Gelelim pırlantamızın en üstte yer alan en geniş bölümüne,tablaya..
“Parola Vatan İşareti Namus” Attila İlhan’ın dillere pelesenk olan sloganıdır. Bunun hikayesini de Attila İlhan şöylece anlatır;
1922’de Fahrettin Paşa’nın süvarileri Manisa üzerinden İzmir’e giriyorlar. En önde Şerafettin Bey’in bölüğü var. Bu bölük Alsancak üzerinden Konak’a doğru gidecek ki, hükümet binasına bayrağı diksin. O yola girerken harap bir binanın içinde pusu kurmuş Yunanlılar ateş ediyorlar. Bu ateşle İzmir’e girmek üzereyken üç askerimiz şehit oluyor. İzmirliler bunu unutamıyorlar. Unutamadıkları için de bu abideyi dikiyorlar ve yazılabilecek yazıların en güzelini yazıyorlar.
Çünkü İstiklal Savaşı’nın özeti o: VATAN VE NAMUS
Kaptan’ı anlatmak için bu yazılar elbette yeterli değil ama içinizde merak kırıntıları oluşturabildimse ne mutlu bana. Zira bir Türk olarak bu aydın insanı tanımamak büyük eksiklik diye düşünüyorum. Ve onu tanımanın da ilk yolueserlerini okumaktan geçiyor.
“Bir sanatçıyı, daha doğrusu bir aydını, tarih karşısında temize çıkaracak olan onun tutarlılığıdır, eğer tutarlı değilse zaten hiçbir halt olamaz.” –
Attila İLHAN
“ İnadına kitap İnadına aydınlık.. ”
| Gündelik yaşantımızdan..
Oportünizm:Fırsatçlık ,olaydan bencil avantajlar edinen bilinçli politika ve uygulamadır. Prensiplere ve diğer bireylerin karşılaşacağı sonuçlara çok az önem verir |
| Türkçesi var..
Döküman……..Belge CV-Sivi…….. Özgeçmiş |
































