“MIŞ GİBİ”SİZ BİR EĞİTİM– 2
“Mışgibi”siz bir eğitim başlığındaki ilk yazımızı Kafka’nın şu sözü ile bitirmiştik:
“Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter.”
İşlerimizi kılıfına uydurup yapıyormuş gibi yapmayalım. Hakikaten yapıyorsak yapıyoruz diyelim. Yoksa kâğıt üstünde çok mükemmel görülen, birkaç göz boyama ile öğrencilere sunulan zamanları çalmayalım.
Bu eğitim ve öğretim yılında iliklere işlemiş “-mış gibi” eğitim yerine, “-mışgibi”sizeğitimi hedefleyelim.
Zihin haritası çizen öğretmen:
Öğretmen, okulların açılması ile başlayan heyecanı bir yıl boyunca canlı tutabilen kişidir. Aynı aşk ve şevk ile okul – ev arasında dokuduğu mekikte öğrencilerinin gözlerinden süzülen bilginin kalplerindeki nakşı görebilendir. Bu nakış bizi bir adım daha ileriye taşıyacaktır. Çağın gereklerini dün aldıkları ile birleştirebilen öğretmen akıllı tahtanın karşısına hem aklını hem kalbini kullanan bireyler çıkarabilecektir. Her bireye/ öğrenciye değer verildiğinde bir bakmışsınız ki değer verilen biri olabilirsiniz.
Aynı zamanda toplumun değerlerini genç dimağlara benimsetebilmelidir. Bir masal kahramanı çizin ya da sizi en çok etkileyen bir masalın kahramanını yazın denildiğinde öğrencinin zihninde kendi kültürünün kahramanlarını ortaya çıkarabilmelidir. Ancak masal kahramanlarını çizme ve yazmada karşımıza daha çok batı kültürünün kahramanları o güzel kâğıtları süsleyecektir. Öğretmen, öğrencilere önce kendi kültürünü hissettirebilmelidir. O an milletimizin zihin haritasını daha iyi kavratabiliriz.
Kendini ölçebilen öğrenci:
Öğrenci, belirsizlik deryasından çıkıp kendine bir yol çizebilir ve bu yolda hayatın hiçte beleş olmadığını öğrenirse işte o zaman değerler abidesinden birkaçını kazanabilecektir.
Öğretmen, sınav kâğıtlarını bırakmalı ve kendi işine dönmelidir. Çünkü öğrencilere dürüstlük, hak yememek, haksız kazanç, bir başkasının yardımıyla bir yerlere gelmenin onursuz bir davranış olduğu, ağaç kökünün kul hakkı yemekten daha lezzetli olacağı gibi kavramlar öğretildiğinde; öğrenci bilgisini ölçmek için girdiği her sınavda sadece kendi alanı ile ilgilenip kendini ölçecektir.
Üniversitede dinlediğim bir olayı buraya aktarayım. Fransızcasını geliştirmek için Fransa’da ortaöğretim okulunda eğitim alan bir üniversite hocası sınav esnasında öğretmenin sınıftan çıkıp gittiğini görür. Aynı zamanda sınıftaki öğrenciler lavaboları kullanmak için sınıftan çıkarlar. Bizim uyanık hoca bunu görünce çıkar ve lavabonun önünde duran öğrencilerin birinden sınav sorularından birinin cevabını ister. Öğrenci önce bu talebi duyunca şaşırır ve ekler:
“Sınava siz kendiniz giriyorsunuz. Benim söyleyeceklerim sizin kâğıdınızda olsa bile benim ifadelerim olacaktır. Bu dürüstlüğe ve ahlaka sığmaz. Hem daha sonra karşınıza bu soru çıksa yanınızda ben olmayacağım.” der ve bizim hocayı küçümser bir şekilde bakarak uzaklaşır. Hoca en büyük dersi böylece almıştır. Ve girdiği ilk derslerde başından geçen bu olayı anlatır. Biz de öğrencilerimizi bu hale getirdikten sonra “mişgibi”siz bir eğitime ulaşabiliriz.
Anlatılan hikâyedeki öğrenci ahlakı değerden bahsetmektedir. İnsanın her şeyden önce ahlaklı olması gerekir. Ahlaklı görünüp ahlaksızlığın özgürlüğünün kullanılmasıyla dindar görünüp dinin sömürülmesiyle toplumu oluşturan değerler yozlaşır.
Okul yollarında
Okulların açılması ile sokak ve caddelerde öğrencilerin hareketliği göze çarpmaktadır. Göze çarpan bir başka hareketlilik ise okul yollarındaki servis hareketliğidir. Bilebildiğim kadarıyla ilçe içindeki ilkokullarda taşımalı sistem yok; ortaokulların bazıları hariç taşımalı eğitim yok. Ancak her köşe başından fırlayan servisler nereden gelip nereye giderler? Bu geliş gidişlerde bazı okulların bir saatlik öğle arasında nereye gidip geliyorlar ki birbirlerine çarpmadan geçebiliyorlardır.
Oda= sınıf
Okullardaki sınıfların hepsinin fiziki şartları müdürün odasındaki konfor kadar iyi olursa işte o zaman değer verilen ve gelecek kuşak olarak görülenin kim olduğu belli olacaktır.
Kaynatılan kitap
MEB her yıl kaynak kitap kullanımı/ kullanılmaması için yazı gönderir ve yazı imzalatır. Öğretmen yine bildiğini okur. Sanırım bu yıl sanki kaynak kitap kullanılmaması konusunda ciddi bir tutum var. Basından da kaynak kitap kullandıran birkaç müdürün görevden el çektirildiği haberleri yayılınca alınan veli izin dilekçelerin işe aramayacağı görünüyor. Öğretmen alıştığı bu kaynak kitapformatından vazgeçip kendine göre bir sistemle bunu aşacaktır. Bazıları kaynak kitapların konu ile ilgili sayfalarını yırtmalarını isteyecek, bazıları okulun fotokopi makinasından çoğaltacak, bazıları da yılların tecrübesi olan otuz- otuz beş yıllık memuriyet (sadece memuriyet) hayatına güvenip zamanın dolmasını ve derslerin yüceliği ile dakikalarla sınırlı “kutsal anları” geçiriverecektir kanımca.
Biz ne zaman adam oluruz diye sorarız ya bazen. Biz “miş gibi” yapmaz isekadam oluruz. Herkes kendi işini en iyi yaparsa kırmızı ışıkta geçen kimseyi bulamazsınız.
Aydın Adnan GÜMÜŞ





















