MENTÖRÜN PENCERESİ Hakan BİROL
BAŞKASININ HAYATINI YAŞAMAK YORAR
Bir sabah uyanırsın ve yorgunsundur. Fiziksel değil; derin, tarif edilemeyen bir yorgunluk… Gün daha başlamadan içinden geçen ilk düşünce şudur: “Bugün de mi?” İşte bu his çoğu zaman çok çalışmaktan değil, kendin için yaşamamaktan gelir. İnsan en çok başkasının beklentileriyle şekillenmiş bir hayatı taşırken yorulur.
Toplumun görünmez kuralları vardır. “Şöyle olmalısın”, “Bunu seçmelisin”, “Böyle görünmelisin”… Zamanla bu cümleler dışarıdan içeri girer ve insan kendi sesini duyamaz hâle gelir. Meslek seçiminden ilişkilerine, hatta hayallerine kadar birçok karar, farkında olmadan başkalarının onayına göre şekillenir. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır; ama iç dünyada sürekli bir eksiklik hissi vardır. Çünkü insan, kendi hikâyesinin başrolünde değildir.
İnsan kendi hayatını yaşamaya karar verdiğinde dünya bir anda değişmez; ama bakış açısı değişir. Daha önce zor görünen şeyler netleşmeye, karmaşık hisler sadeleşmeye başlar. Çünkü insan artık başkalarının gözüyle değil, kendi iç pusulasıyla hareket eder. Bu pusula her zaman yüksek sesle konuşmaz; bazen sadece küçük bir huzursuzluk, bazen içten gelen bir heyecan olarak kendini gösterir. Onu dinlemek, insanın kendine verdiği en büyük değerdir.
Başkalarının hayatını yaşamayı bıraktığında ilk hissedilen duygu çoğu zaman özgürlük değil, hafif bir korkudur. Çünkü alışılmış düzen bozulur. İnsan konfor alanından çıktığında kısa bir boşluk hisseder. Ama bu boşluk kayıp değildir; yeninin açtığı alandır. İşte o alan, insanın gerçek isteklerini keşfettiği yerdir. Zamanla korku yerini güvene bırakır, belirsizlik yerini netliğe dönüştürür.
Kendi hayatını yaşamak her zaman alkış getirmez. Bazen eleştiri alırsın, bazen anlaşılmazsın. Ama içten içe bir şey değişir: kendine saygın artar. Ve bu saygı, dışarıdan gelen onaydan çok daha güçlüdür. Çünkü insan başkalarının gözünde değil, kendi kalbinde yer bulduğunda gerçekten rahatlar. Hayat kolaylaşmaz belki ama anlam kazanır. Ve anlamı olan bir hayat, insanı yormaz; aksine güçlendirir.
Başkasının hayatını yaşamak, bir kıyafeti sürekli ters giymeye benzer. Dışarıdan anlaşılmaz ama içinde bir rahatsızlık vardır. Her adımda küçük bir huzursuzluk, her başarıda kısa süren bir mutluluk… Çünkü elde edilen şeyler sana ait değildir; sana uygun olan değil, senden beklenen şeylerdir. Ve beklentilerle kurulan bir hayat, bir süre sonra insanın enerjisini emer.
Bir mentör olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur: “Aslında ben böyle biri değilim.” Bu cümle, insanın iç sesinin en net işaretidir. İçinde bir yer bilir ki yaşadığı hayat ona ait değildir. Ama alışkanlıklar, korkular ve “ya geç kalırsam” düşüncesi insanı yerinde tutar. Oysa insan en çok kendine geç kaldığında tükenir.
Başkalarının beklentilerine göre yaşamak başlangıçta güvenli görünür. Alkış alırsın, takdir görürsün, “doğru yoldasın” denir. Ama bu güven, içten değil dıştandır. Dış onayla ayakta duran bir hayat, eleştiriyle sarsılır. Çünkü temeli başkalarının fikirleridir. Oysa insanın en sağlam zemini, kendi değerleri ve seçimleridir.
Bu yorgunluk çoğu zaman sessiz ilerler. İnsan şikâyet etmez ama keyif de almaz. Tatiller dinlendirmez, başarılar doyurmaz, ilişkiler tam hissettirmez. Çünkü mesele yoğunluk değil, uyumsuzluktur. İç dünya ile dış yaşam arasındaki mesafe büyüdükçe yorgunluk artar.
Kendin için yaşamak bencillik değildir. Bu, başkalarını dışlamak değil; kendini de hesaba katmaktır. Kendi isteklerini duymak, sınırlarını bilmek, “ben bunu istemiyorum” diyebilmek bir olgunluk göstergesidir. İnsan kendi merkezinde durduğunda hem daha net hem daha huzurlu olur.
Şunu kabul etmek gerekir: Herkesin beklentisini karşılamak mümkün değildir. Ama kendi hayatını yaşamamak, en ağır bedeldir. Çünkü zaman geçer, roller değişir, alkışlar biter… Geriye ise yalnızca senin yaşadığın hayat kalır. Ve o hayat başkasına aitse, içinde boşluk hissi büyür.
Kendine dönmek büyük kararlar gerektirmez. Bazen küçük farkındalıklar yeterlidir. “Bunu gerçekten ben mi istiyorum?”, “Bu seçim bana mı ait?” sorularını sormak bile bir başlangıçtır. İnsan bu soruları sormaya başladığında yön değişir. Hayat bir anda değişmez ama anlam kazanmaya başlar.
Başkasının hayatını yaşamak yorar, çünkü insan başkasının ayakkabısıyla uzun süre yürüyemez. Bir süre idare eder, sonra canı acır. O acı, yanlış yolda olduğunun işaretidir. Dönmek geç kalmak değildir; kendini hatırlamaktır.
Bazen insan başkasının hayatını yaşadığını bir anda fark etmez; bu fark ediş yavaş yavaş olur. Bir konuşmanın ortasında susarken, bir daveti istemediği hâlde kabul ederken, aynaya baktığında yüzündeki ifadeyi tanıyamazken… Küçük anlar birikir ve içten içe bir cümle büyür: “Ben ne zaman ben olacağım?” İşte bu soru, yorgunluğun gerçek nedenini gösterir. Çünkü insan yalnızca bedeniyle değil, ruhuyla da yorulur. Ruhun yorulduğu yerde dinlenmek yetmez; yön değiştirmek gerekir.
Başkalarının beklentilerine göre yaşamak çoğu zaman sevgiyle karıştırılır. “Onlar mutlu olsun” diye verilen kararlar, ilk başta fedakârlık gibi görünür. Oysa sürekli fedakârlık yapan kişi zamanla kendine yabancılaşır. İçindeki istekleri susturdukça, dışarıdaki sesler daha baskın hâle gelir. Ve bir noktadan sonra insan kendi hayatında misafir gibi hissetmeye başlar. Misafirlik kısa süreli olduğunda güzeldir; ama kalıcı olduğunda insanı tüketir.
Kendine dönmek ise büyük kopuşlar gerektirmez. Her şeyi bir anda değiştirmek zorunda değilsin. Bazen sadece bir “hayır” demek, bazen bir akşamı kendine ayırmak, bazen de uzun zamandır ertelediğin küçük bir hayale adım atmak yeterlidir. Bu küçük seçimler insanın iç dünyasında büyük kapılar açar. Çünkü insan kendine doğru attığı her adımda biraz daha hafifler.
Hayat bir prova değildir. Tekrarı yoktur. Başkalarının beklentilerini yaşamak güvenli görünebilir ama insanı derinden yorar. Kendi hayatını yaşamak ise her zaman kolay değildir; fakat insanı diri tutar. Çünkü gerçek enerji, başkalarının alkışından değil, insanın kendi iç huzurundan doğar. İnsan en çok kendi gerçeğiyle uyumlu yaşadığında güçlenir. Hayat, başkalarını memnun etmek için değil, kendin olarak var olmak için verilir. Başkalarının beklentilerine sığmak kolaydır; ama kendi gerçeğine uymak huzur verir. İnsan en çok huzur bulduğu yerde güçlenir.






















