MENTÖRÜN PENCERESİ-Hakan BİROL
ALIŞKANLIK HALİNE GELEN YARINLAR
Yarın… Masum bir kelime gibi durur. Tehditkâr değildir, bağırmaz, zorlamaz. Aksine yumuşaktır, anlayışlıdır, “acele etme” der. İşte tam da bu yüzden tehlikelidir. Bir mentör olarak yıllardır şunu görüyorum: İnsanların hayatını en çok sabote eden şey başarısızlık değil, alışkanlık haline gelen yarınlardır. Çünkü yarın, çoğu zaman bir zaman dilimi değil, bir kaçış biçimidir. Bugün zor gelir, yarın daha uygun görünür. Bugün cesaret ister, yarın sanki daha hazır olacağız sanırız. Bugün yüzleşme gerektirir, yarın ise ertelemenin verdiği sahte rahatlık vardır. Ve fark etmeden, yarınlar üst üste birikir; bir alışkanlığa, sonra da bir kimliğe dönüşür.
“Yarın başlarım.” “Biraz daha hazır olunca.” “Şu dönem geçsin.”
Bu cümleler kulağa mantıklı gelir. Hatta olgun bir planlama gibi görünür. Oysa çoğu zaman bu cümlelerin arkasında korku vardır. Hata yapma korkusu. Yetersiz görünme korkusu. Başlayıp sürdürememe korkusu. Ve en sinsi olanı: değişmek zorunda kalma korkusu. Çünkü başlamak, sadece bir işe başlamak değildir; eski benliği geride bırakmaktır. Yarınlar, eski benliği korur. Bugün ise dönüşümü talep eder. Erteleme, çoğu insanın sandığı gibi zaman yönetimi problemi değildir. Eğer öyle olsaydı, takvim düzenlemek yeterli olurdu. Oysa düzenlenen takvimler dolu, hayatlar hâlâ boş.
Erteleme, duygu yönetimi problemidir. İnsan, kendisine iyi hissettirmeyen duygudan kaçmak ister. Kaygıdan, belirsizlikten, sorumluluktan… Yarın dediğimiz şey, bu duyguları bugünden uzaklaştırmanın geçici yoludur. Ama geçici rahatlama, kalıcı pişmanlık üretir. Kimse hayatını bir günde mahvetmez. Hayatlar küçük küçük ertelenir. Bir telefon açılmayarak. Bir konuşma yapılmayarak. Bir adım atılmayarak. Ve bir gün dönüp bakıldığında şunu fark ederiz: “Ben aslında hiç vazgeçmedim, sadece hep yarına bıraktım.”
Alışkanlık haline gelen yarınlar, insanın kendine olan güvenini kemirir. Çünkü her ertelenen söz, kendine verilen ama tutulmayan bir vaattir. Bir süre sonra insan, kendi sözüne inanmaz olur. Bu noktada motivasyon düşmez; özsaygı zedelenir. Bir mentör olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur: “Şartlar biraz daha uygun olunca…” Gerçek şu ki şartlar hiçbir zaman tamamen uygun olmaz. Çünkü hayat, hazır olma hâline göre akmaz.
Mükemmel zamanı beklemek, sorumluluğu hayata atmaktır. Oysa değişim, ideal koşullarda değil; gerçek koşullarda gerçekleşir. Gürültünün içinde, yorgunken, eksikken… Yarınlar mükemmel görünür çünkü yaşanmamıştır. Bugün kusurludur çünkü gerçektir. Ve dönüşüm, sadece gerçeğin içinde olur. Bir noktadan sonra erteleme, bir davranış olmaktan çıkar; bir kimlik haline gelir. “Ben zaten böyleyim.” “Ben son dakika insanıyım.” Bu cümleler savunma mekanizmalarıdır. İnsan, değiştirmediği şeyi normalleştirerek kendini rahatlatır.
Ama şunu net söyleyebilirim: Kimlikler değişebilir. Çünkü kimlik dediğimiz şey, tekrar edilen davranışların toplamıdır. Bugün küçük bir “şimdi” kararı, yarın bambaşka bir kimlik yaratır. İnsanlar motivasyon gelince başlayacağını zanneder. Oysa gerçek tam tersidir: Başlayınca motivasyon gelir. Beyin, harekete geçtiğinde ödül üretir. Hareketsizlikte değil. Bu yüzden büyük planlar değil, küçük başlangıçlar gerekir. 5 dakika. Bir adım. Bir mesaj. Bir taslak. Başlamak, mükemmel olmak zorunda değildir. Sadece gerçek olmak zorundadır.
Her “yarın” dediğinde kendinle bir pazarlık yaparsın. Bugünkü rahatsızlık ertelenir, yarının belirsizliğine bırakılır. Ama o pazarlıkta çoğu zaman sen kaybedersin. Çünkü yarın geldiğinde, bugünün ağırlığına bir de dünün pişmanlığı eklenir. Bir mentör olarak şunu hatırlatırım: Kendinle yaptığın anlaşmalar en kutsal olanlardır. Onları bozdukça, kendinle bağın zayıflar. Çözüm, yarınları tamamen silmek değildir. Plan yapmak kıymetlidir. Ama plan, eylemin yerine geçmemelidir. Yarın, bugünü güçlendirdiğinde anlamlıdır; bugünü iptal ettiğinde değil.
Bugün küçük bir şey seç. Mükemmel olmayan ama gerçek bir şey. Ve onu yap. Sonra bir tane daha. Alışkanlıklar böyle değişir. Büyük devrimlerle değil, istikrarlı küçük kararlarla. Hayat yarın başlamaz. Hayat, ertelediğin yerde beklemez. Hayat, sen hazır olmasan da akmaya devam eder. Alışkanlık haline gelen yarınlar, seni korumaz; seni oyalarken hayatı senden alır. Bugün, büyük olmak zorunda değil. Ama sahici olmak zorunda. Çünkü bir gün dönüp baktığında, “Keşke” değil, “İyi ki” demeni sağlayacak olan şey; bugün attığın küçük ama cesur adımdır.
Alışkanlık haline gelen yarınların en sessiz zararı, insanın kendi potansiyeline yabancılaşmasıdır. Zamanla insan, yapabileceklerini değil; yapmadıklarını tanımaya başlar. “Ben aslında böyle biri değilim” cümlesi içten içe büyür, fakat harekete dönüşmez. Çünkü beklemek, risk almaktan daha güvenli görünür. Oysa güvenli görünen bu alan, gelişimin dışındadır. Bir mentör olarak şunu net söyleyebilirim: Potansiyel, kullanılmadığında kaybolmaz ama sessizce solar. Ve insan en çok, solduğunu fark ettiğinde acı duyar. Bugün atılmayan adımlar yarın pişmanlık olarak geri döner; üstelik daha ağır bir yükle. Bu yüzden değişim için kendini zorlaman gerekmez, kendinle dürüst olman yeterlidir. “Ben neden erteliyorum?” sorusu, “Ne yapmalıyım?” sorusundan çok daha dönüştürücüdür. Cevap, korku da olabilir, yorgunluk da, yönsüzlük de… Hepsi insani. Ama hepsi, bugün fark edildiğinde güç kaybeder. Yarınlar, fark edilmediğinde alışkanlığa dönüşür. Bugün fark edersen, yarın değişir. Çünkü farkındalık, ertelemenin panzehiridir.
Ertelemeyi bıraktığın an, hayat bir anda kolaylaşmaz; ama netleşir. Netlik, konfordan daha değerlidir. Çünkü neyi istemediğini bildiğinde, neye evet diyeceğini de bilirsin. Alışkanlık haline gelen yarınlar, insanı sürekli “bir gün”e taşır; oysa “bir gün” belirsizdir, sisli bir tarihtir. Bugün ise nettir, gerçektir ve sorumluluk ister. Bir mentör olarak şunu sıkça hatırlatırım: Sorumluluk yük değildir; güçtür. Hayatının direksiyonuna geçtiğin andır. Başlamak kusursuz olmak demek değildir. Dağınık, eksik, hatta yanlış başlayabilirsin. Ama başlamadığın sürece hiçbir şey düzelmez. İnsanlar çoğu zaman değişimi büyütür, kendini küçültür. Oysa değişim, küçük adımlarla başlar; kendini küçültmeden. Bugün attığın adım, yarınki cesaretinin kanıtı olur. Ve her “şimdi” kararı, zihninde yeni bir yol açar. O yollar yüründükçe genişler. Yarınlar daralır. Bugün büyür. Hayat, bekleyenlere değil; harekete geçenlere cevap verir.
Yarınlar kolaydır. Şimdi ise cesaret ister.






















