MENTÖRÜN PENCERESİ – Hakan BİROL
ERTELEMEK, HAYALLERİNE İHANETTİR
Zaman, insanın elindeki en büyük sermaye olduğu kadar, aynı zamanda en çok har vurup harman savurduğu tek varlıktır. Çoğu insan ömrünü, yapması gerekenleri “doğru zaman” gelince yapacağına dair kendine verdiği o bitmek bilmeyen sözlerle tüketir. Oysa “doğru zaman” diye bir şey yoktur; zaman, sadece birilerinin eyleme geçtiği, diğerlerinin ise beklediği bir akıştır. Ertelemek, sadece bir işi sonraya bırakmak değildir; ertelemek, insanın kendi potansiyeline, kendi geleceğine ve aslında varoluşuna yaptığı sistemli bir sabotajdır. En ağır tabiriyle, ertelemek, hayallerine yapılan en büyük ihanettir.
Ertelemenin kökeninde çoğu zaman tembellik değil, bir korku mekanizması yatar: Başarısızlık korkusu. Eğer bir işe hiç başlamazsanız, o işte başarısız da olmazsınız. Mükemmeliyetçilik maskesi ardına saklanan bu savunma mekanizması, sizi olduğunuz yerde dondurur. “Henüz yeterince hazır değilim”, “Şu an şartlar uygun değil”, “Mükemmel olsun istiyorum” gibi cümleler, aslında zihninizin sizi konfor alanınızda tutmak için kurguladığı bir yalandır.
Konfor alanı, bir insanın ruhunun ve vizyonunun öldüğü yerdir. Bir yaşam koçu olarak şunu her gün görüyorum: İnsanlar, aslında hayatlarının geri kalanını belirleyecek o büyük adımı atmaktan, o adımı attıklarında oluşacak belirsizlikten korkuyorlar. Fakat bilinmelidir ki; belirsizlik, büyümenin tek yoludur. Ertelediğiniz her gün, aslında kendinizle aranızdaki mesafeyi biraz daha açıyorsunuz.
Hayal kurmak kolaydır, ancak hayali gerçeğe dönüştürmek “acı” gerektirir. Disiplin, erken kalkmak, vazgeçmek isteseniz bile devam etmek ve bazen sevmediğiniz şeyleri yapmak… Erteleyen insan, bu acıdan kaçtığını sanır ama aslında çok daha büyük bir acıya, yani “pişmanlık” acısına mahkûm olur.
Hayalleriniz, sizin ruhunuzun size verdiği birer görevdir. Onları içinizde tutup, gerçekleştirmek için tek bir tuğla bile koymadığınızda, o hayaller zamanla ağırlık yapmaya başlar. Bir gün bir bakarsınız ki, o hayaller artık ilham veren birer rehber değil, üzerinizde kambur olan birer vicdan azabı haline gelmiştir. Ertelemek, o hayalleri yavaş yavaş öldürmek demektir. Bir tohuma su vermeyi ertelemekle, bir hayali eyleme dökmeyi ertelemek arasında hiçbir fark yoktur; ikisinin de sonu çürümektir.
Peki, bu ihanet döngüsünü nasıl kırarız? Cevap, sandığınızdan çok daha basittir: Başlamak. Çoğu insan, sonucu görmek istiyor. Oysa zafer, sonuca ulaşmakta değil, başlama cesaretini göstermektedir. Bir vizyonunuz varsa, onu devasa bir dağ gibi görmeyi bırakın. Onu, her gün atılacak küçük, somut adımlara bölün. Bugün yapmanız gereken, o dağın zirvesine uçmak değil, sadece ilk taşı kaldırmaktır.
Ertelemeyi bıraktığınız an, hayatınızın kontrolünü elinize aldığınız andır. “Pazartesi başlayacağım” diyen bir zihin, asla başlamayacak bir zihindir. Çünkü o pazartesi, hiçbir zaman bugünkü kadar gerçek olmayacaktır. Bugün, elinizdeki tek gerçekliktir. Bugünün içine sığdırabildiğiniz her çaba, yarınınızın teminatıdır.
Fethiye’nin o geniş ufuklarına baktığınızı hayal edin. Eğer o ufku görmek istiyorsanız, yerinizden kalkıp tepeye doğru yürümek zorundasınız. Oturduğunuz yerde hayal kurmak, sadece bir yanılsamadır. Yaşam koçluğunda temel felsefemiz şudur: “Eylemsizlik, sadece bir duraklama değildir, bir gerilemedir.”
Sınav stresi çeken bir öğrenci, çalışmayı ertelediğinde aslında sınavdan değil, kendi potansiyelinden kaçıyordur. Bir iş kurmayı erteleyen girişimci, aslında kendi özgürlüğünden kaçıyordur. Bu ihanet, başkasına değil, doğrudan size yapılır. Aynadaki yansımanıza bakıp, “Bugün kendim için ne yaptım?” diye sorduğunuzda, alacağınız cevap “Hiçbir şey” olmamalıdır.
Ertelemenin görünmeyen bir başka boyutu daha vardır: Zihinsel yorgunluk. Bir işi yapmamak, aslında o işin bitmemiş olmasından daha fazla enerji harcatır. Yapılacaklar listenizde bekleyen o “yarım kalmış hayal”, zihninizin bir köşesinde sürekli enerji sömüren bir uygulama gibi çalışır. “Bugün değil” dediğiniz her an, o hayale karşı bir sadakatsizlik borcu biriktirirsiniz. Bu birikmiş borç, zamanla size “ben yapamam”, “benim kapasitem buna yetmez” gibi negatif inançlar olarak geri döner. İşte o an, ertelemek bir davranış biçimi olmaktan çıkıp bir kimlik haline gelir. “Ben erteleyen biriyim” dediğiniz gün, gelecekteki potansiyelinizi çöpe attığınız gündür.
Hayallerine ihanet eden birinin en büyük trajedisi, hayatının sonunda ulaştığı nokta değil, ulaşabileceği ama hiç denemediği o yerdir. Mentör olarak çalışma hayatımda gördüğüm en acı manzara, yetenekli, zeki ve vizyoner insanların kendi konforlarının kurbanı olmasıdır. Sizin vizyonunuz, sadece size ait değildir; dünyayla paylaşmanız gereken bir değerdir. Bir yazarın yazmadığı o roman, bir öğretmenin öğretmediği o yeni yöntem, bir sporcunun antrenman masasına koymadığı o son ağırlık; hepsi aslında sizin aracılığınızla dünyaya sunulması gereken birer hediyedir. Ertelediğinizde bu hediyeyi hem kendinizden hem de dünyadan mahrum bırakıyorsunuz.
Disiplin, özgürlüğün anahtarıdır. İnsanlar disiplini bir kısıtlama olarak görürler, oysa disiplin, hayallerinize giden yoldaki en büyük özgürleştiricidir. Ertelemeyi bıraktığınızda, artık zamanın kölesi değil, zamanın efendisi olursunuz. Sınavına hazırlanan bir öğrenci, “çalışmam gerek” duygusunun yarattığı o boğucu kaygıdan, masaya oturduğu ve ilk soruyu çözdüğü an kurtulur. Çünkü eylem, kaygının tek panzehiridir.
Kendinize şunu sorun: “Ölmeden önce yapmam gerekenlerin listesi, şu an ertelediğim işlerin altında mı eziliyor?” Eğer cevabınız evet ise, durmayın. Bugün, kendinize olan ihanetin son günü olsun. Küçük, önemsiz ve basit adımlarla başlayın. Yeter ki başlayın. Çünkü yarın, bugün attığınız adımların toplamından ibaret olacaktır. Hayalleriniz, sizin cesaretinizi bekliyor; onlara ihanet etmeyin, onları gerçeğe dönüştürün.
Hayat, devasa bir sınav kâğıdı gibidir. Ancak burada hocanız başkası değil, bizzat sizsiniz. Kendi sınav kâğıdınıza “boş” cevabını yazıp teslim etmek, hayallerinize yapılabilecek en büyük ihanettir.
Şimdi, derin bir nefes alın. Sizi kısıtlayan, ertelemenize neden olan o korku maskelerini bir kenara bırakın. Yarın değil, pazartesi değil, bir sonraki ay değil. Şimdi. Şu an. Hangi hayalin tozlu raflarda beklediğini biliyorsunuz. O hayali oradan çıkarın, tozunu alın ve bugünkü payınıza düşen tek bir adımı atın.
Unutmayın; büyük zaferler, büyük insanlar tarafından değil, ertelemeyi bir yaşam tarzı olmaktan çıkarıp “eylemi” seçen insanlar tarafından kazanılır. Hayalleriniz, sizin onlara gitmenizi bekliyor. Onlara ihanet etmeyi bırakın ve hak ettikleri ilgiyi, yani eylemi verin. Zaman akıyor. Ya bu akışın sürüklediği bir yaprak olun, ya da o akışın yönünü belirleyen bir kaptan. Seçim sizin.




















