MAHUR BESTE
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
Ahmet Kaya’nın bestelediği bu şiiri duymayanımız yoktur sanırım. Attila İlhan’ın bu şiirindeki Müjgan’ı, yılların eskitemediği bir dostluğa sahip olduğu bir kadın olarak düşündüm hep. Oysa Müjgan’ın bir kadın ismi değil müjgan yani farsça kirpik demek olduğunu yeni öğrendim. O zaman bir rakı sofrasında karşılıklı oturup, arkadan gelen hafif bir ud sesiyle ağlayan iki kişiden ibaret imgelerim gitti, yerine tek başına hüzünlenen, gözleri yaşlı içli bir adam geldi. O adam “Kaptan”dı. İsminin Atilla diye söylenmesine çok öfkelenen “Kaptan” 1925’de Menemen’de doğdu. Gürün’lü olan babası on bir yaşlarında İstanbul’ a gelir. Mekteb-i Hukuk’u bitirip Dahiliye Nezareti’nde işe başlar. Babası Attila İlhan’ın deyimiyle biraz hovarda-meşrep bir hayat yaşar. Burada saraydan bir takım şehzadelerle dostlukları olur ve şiirle yakınlaşması da bu dönemde başlar. Babası Bedri Bey, Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Nejat B. İmzasıyla Nedim tarzında şiirler yazar. Şairlik genlerle mi geçiyor bilemiyorum ama on altı yaşındayken Kaptan’a ”Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamaz “ diye belge verilmesinin nedeni yine şiirlerdir. Babasının 1930 ‘lu yıllarda İzmir’ e gelip avukatlık yapmasıyla –arada Ilgın Kaymakamlığı nedeniyle kesintiye uğrasa da – Attila İlhan’ın çocukluğu İzmir, Karşıyaka’yla özdeşleşir. Uzaktan aşık olduğu kızın evinin merdivenlerine bıraktığı mektuplarda çok sevdiği Nazım Hikmet’in şiirlerini yazmıştır. Sevdiği kızdan,Nazım Hikmet’in şiddetle yasak olduğu o dönemde bu şiirleriokuduktan sonra mektupları imha etmesini de istemiştir. Ama mektupları atmaya kıyamayan sevgili, genç Attila’nın siyasi şubede sorgulanmasına, tutuklanmasına ve okuldan uzaklaştırılmasına yol açmıştır. Avukat babası oğlunun okuma hakkını kazanmasını sağlar ama yine de hiçbir okul onu öğrenci olarak kabul etmez. İki yıllık bir süreçten sonra kardeşiyle birlikte 1943 yılında Işık Lisesi’nde okumaya başlar. Ömer Faruk Toprak’la olan arkadaşlığı onun solcu yani mimli öğrenci olmasına yol açar. Ancak bu durum onun hem Işık Lisesi’ni hem de Hukuk Fakültesi’nin birinci sınıfını birincilikle bitirmesine engel olmaz. Ardından ani bir kararla Paris’e gider. Buraya da kardeşiyle gider ve Hukuk fakültesini dışarıdan sınavlarla bitirme yolunu seçer. Paris’e gidişinin asıl amacı Nazım Hikmet’i kurtarma komitesi kurmaktır. Attila İlhan Paris’te Margot’la tanışır.Burada Kaptan’ın hayatı bir dönem Paris,İstanbul, İzmir üçgeninde devam eder diyerek bir ara verelim ve yazarlık yönüne odaklanalım. 1941 yılında bir hikâyesini ve Balıkçı Türküsü adlı şiirini Yeni Edebiyat Dergisi’ne gönderir. Şiiri yayınlanır. Fakat bu şiirin üzerinde çok fazla değişiklik yapıldığını gören Attila İlhan ilerleyen yıllarda bu şiirini kitaplarına almaz.1946 yılında CHP’nin açtığı şiir yarışmasına Cebbaroğlu Mehemmed adıyla katılır. “Gâvur Dağları’ndan rivayet “ isimli destanı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “35 Yaş” şiirinin ardından ikinciliği kazanır.
Attila İlhan’ın yaşadığı yerler, karşılaştığı kişiler yazarlığının temel taşlarını da oluşturur. Zekiye Nine, Emine Bacı, Bahri amcası onun halk kültürü ve söyleşisini benimsemesinde etkili olurlar. İzmir bu Türk Edebiyatı’nın Kaptanı’nda Gülcemal Vapuru ve sinemalarıyla yereder. Filimlere afişine kadar nüfuz eden Attila İlhan’ın romanlarında da bir film havası sezilir. Kitaplarını okumayanlar bile Attila İlhan’ın senaryosunu yazdığı “Kartallar Yüksek Uçar” dizisini, başrolde oynayan Sadri Alışık’ı hatırlarlar. Sadri Alışık’ın eşi Attila İlhan’ın kardeşi Çolpan İlhan’dır. Hayatındaki bir diğer kadın, Margot, yazarın kitaplarının dışında “Sekiz Sütuna Manşet” dizisindeki gazeteci Ümit’e de esin kaynağı olmuştur belki..”Yarın Artık Bu Gündür”, “Yıldızlar Gece Büyür”, “Baykuşların Saltanatı” yazdığı diğer filim senaryolarıdır. Aslında tüm bu senaryolarda onun hayatını kolaylaştıran bir kadın gizlidir.Büyük ülkülerin peşinden koşan insanların çocuk sahibi olmayacağına inanan ama çocuk sahibi olmak da isteyen bu kadın Biket İlhan’dır. Aralarındaki büyük yaş farkına rağmen başında kasketi, boynunda el örgüsü atkısı, rüzgarda savrulan uzunca saçları ve mırıl mırıl dudaklarını oynatan- ki sonradan şiirlerini mırıldanarak, bazen yüksek sesle oluşturup sonradan yazıya döktüğünü öğrenir- bu adama, Attila’ya aşık olup evlenir. Aykırı bir adam olsa da bohem bir hayat tarzını seçmeyip, hayatını hep bir disiplin içinde sürdüren Attila İlhan en büyük desteği Biket hanımdan görmüştür. Biket hanım onu yaşamın olağan sıkıntılarından uzak tutmuş, yemek saatlerinin, çalışma saatlerinin hep aynı şekilde sürmesini sağlamıştır. Aralarındaki sevgi ve dostluk öyle kuvvetlidir ki, Biket hanımın çocuk sahibi olmak istediği için ayrılıp başkasıyla evlenmesine rağmen ev anahtarı Biket hanımda kalmış ve Attila İlhan ölene kadar ev düzeni aynı şekilde sürmüştür. Attila İlhan’ın eserlerini bir diğer yazımda anlatacağımı belirtip şiirlerine dönelim.. Onun dillere pelesenk olan o kadar çok şiiri vardır ki ..; Ben sana mecburum, Ayrılık da sevdaya dahil, Aysel git başımdan, Sokaklarda mızıka çalma çocuk, Kimi sevsem sensin, Belki gelmem gelemem, Karantinalı Despina..
Ama bu haftalık yazımı başladığımız şiiriyle ve o şiirin yazılış öyküsüyle bitirelim..
Attila İlhan anlatıyor; 12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm..
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara
| Gündelik yaşantımızdan..
Bohem: Göçebe ve başıboş yaşam tarzına benzer, günü gününe, tasasız, derbeder bir yaşayışı olan kişi-Genellikle sanat ve yazın çevresinden kimse ya da topluluk
|
| Türkçesi var..
Aktivist……..Eylemci Jüri…….. Seçici kurul |
“MemIeket bir kurtIar sofrasına döndü mü, isyan haktır.”
Attila İLHAN
“ İnadına kitap İnadına aydınlık..”

































