Merhaba;
İnsan yaş aldıkça, sağlığına daha dikkat eder oluyor. Bedenimiz doktorlara emanet de ,hafızamız için neler neler yapmıyoruz ki? Benim en çok yaptığım mantık bulmacaları çözmek. Her bulmacayı çözdüğümde hafızam beni yaşlanınca hiç üzmeyecek diye düşünüyorum. Öyle ya sürekli bulmaca çözüp egzersiz yaptırılan bir beyin hiç unutkan olabilir mi? Ama kazın ayağı öyle değil işte ne yaparsam yapayım günde en az bir kere ”unuttum” diyorum. Gerçi bunun bir de güzel yönü var; çirkinlikleri daha çok unutuyor, güzellikleri daha çok hatırlıyorum. Anneannemin bahçesindeki incir ağacını hiç unutmuyorum mesela ya da çekirdek çitleyerek film izlediğimiz Yeni Sinema’yı,Yılmaz Sineması’nı.. Şimdi her üçü de yok. İlki benim ve kardeşlerimin hafızasında ama Yılmaz Sineması ve Yeni Sinema sadece benim değil Fethiye’nin hafızasında. Kentlerin de hafızaları vardır değil mi?
Arkadaşı olmaktan onur duyduğum Coşkun Karabulut’un “70’li Yıllardan Bende Kalan Sarıkamış” kitabını okurken bu duygularla doluydum. Kitabı okurken hem arkadaşımın çocukluğuna gittim hem de 70’li yıllara.. İnsanımız yaşadığı yöreye göre şekilleniyor elbette ama öz hep aynı. 15-16 yaşlarında kahvesinde çalıştığı Fayık emi ,sağlık memuru Hüseyin Dayı, ebe Perihan, “Deli Ayna” , Zeytin teyze, Nalbant Akif, Fikri hoca.. Bunların isimleri farklı da olsa aynı insanlarla ben de karşılaştım. Bir Kumru teyzem vardı mesela çok az Türkçe bilen kara kaşlı , zayıf ,güleryüzlü, iğneci Mehli amca vardı motoruyla pat pat gelip iğne yapan. Kars Sarıkamış nere Aydın nere.. Ama insanlar hep aynı. Ayrıntılara takılmazsak kültürümüz özümüz bir çünkü. Küçük Coşkun Çeçil peyniri yemeyi severken, ben hala Aydın’dan gelirken bir Kesik – bir çeşit lor- getiren olsa da kahvaltıda yesem diye düşünürüm. Bisikletçi Ramazan ağabeylerinin kiraladığı bisikletleri 25 kuruşa kiralayıp ,ucuza bisiklet keyfi yaşayan Coşkun’u okuyunca, benim gözümde de mahallemizdeki bisiklet kiralanan büyük meydan canlanır.
Bu seksen sayfalık anılar yumağını çözdükçe ,kendi geçmişime doğru da yol alıp özlemle burnumun direğinin sızladığını hissettim. Sarıkamış bu güne kadar benim için donarak ölen 60.000 şehitle özdeşti. Oysa şimdi karlar arasında koşan çocuklarıyla, Soğuksu mesire yeriyle, mavi renkli çinko çaydanlıkla çay demleyen , gizli görevli(!) Coşkun Karabulut’la özdeşleşti. Oralara gidip kıtlama çay içmek, kuymak ve kaz eti yemek istiyorum. Bizde anı ve günlük türü eserler çok yaygın ve satılan eserlerden değil maalesef. Oysa bu tip eserlerin kentin hafızasına, dolayısıyla ülkemizin hafızasına yaptığı katkı çok önemlidir. Bu ortak anılar bizi birbirimize yaklaştırır. Bir zamanlar annelerimizin birlikte eğlendiğini bilmek, yaşanılan felaketlerde babalarımızın birbirine omuz verdiğini duymak aramızdaki mesafeleri kaldırıverir. İnsanları birbirine karşı anlayışlı olmaya yönlendiren, ulus olma bilincine erdiren bu paylaşımlardır. Ne kadar paylaşırsak o kadar bütün oluruz. Bu paylaşımların nesilden nesile aktarılması da yaşadığımız yerin hafızasının canlı olmasıyla sağlanır.
Kentlerin hafızaları vardır demiştim. Fethiye bu anlamda hoyratça sildiğimiz bir çok esere rağmen çok şanslı. Zira bu anıları gün yüzüne çıkarmak için arkeolog titizliğiyle çalışan, karınca gibi emek veren, arı gibi durmadan üreten çok güzel insanları, yazarları var; Birol Ganioğlu, Işık Taban, İlhan Kurt, Recai Şahin, Ünal Şöhret Dirlik, Şahsene Camız, Orhan Tez, Davut Fen ,Ramazan Kıvrak bir çırpıda aklıma gelenler. İsmini yazamadıklarım kusuruma bakmasın lütfen.
Ben İlhan Kurt’un yazdığı “Sırrı Efe” kitabını okurken annemin mutluluğunu gördüm. Aynı mutluluğu Işık Taban’ın “ Mimoza Kokulu Kadınlar, “ Recai Şahin’in “Eskiler” kitabını okurken de görmüştüm. Annem o kitaplarda anılarını , genç kızlığını bulmuştu, gençliğinin Fethiye’sine kavuşmuştu.
Binaları yaşatmak elimizde olmuyor belki ama anıları yaşatabilir, yazdıklarımızla ortak hafızayı canlı tutabiliriz. Fethiye’mizin hafızasının tozları alınsa ortalığı çiçek kokuları saracaktır gibi geliyor bana. Çünkü kentler de insanlar gibi çirkinlikleri, kötü olayları hafif bir sesle ama güzellikleri gürül gürül söylemeye yatkındır.
O güzel insanlar o güzel atlara binip gitmesinler , gitseler de bize seslerini sözlerini bıraksınlar diyelim ve bu haftaki yazımızı Coşkun arkadaşımızın şiiriyle bitirelim.
Bizim olan ne var ki bize ne kalır sonra
Hava ateş su toprak dönüşürkenhabire
Gelen kimdik dünyaya doğan kimdik ölen kim
Seven kim sevilen kim öpmelerden ne kalır
Ne kalır duygulardan acılardan
Sevinçlerden özlemlerden ne kalır
Hüzün dolu bir bakış ürkek bir tebessümden;
Varlığın temeli sevgidir deyip
Her seferinde yüzü mosmor/ne yazık
Vurgun yemiş bir yürekten sevdalardan ne kalır
Bizim olan ne var ki bize /ne kalır sonra
Sarı saçlı bir zamanın kolunda
Eylül kapıda karşılar bizi
Saç dökülür bel bükülür yüz solar
Aynalar bizimle yaşlanır sanki
Yıllar çoğaldıkça eksiltir bizi
Ne çok da yalnızlık kalır sonrası
İstesek istemezsek hüküm böyledir
Uçurumlar dayatılır yaşam diye /işte o kalır
Neyi çok istediysek neye vurgunsak
Hep başka zamanlara sonraya kalır
En güzel yaşamalar yani kursakta kalır
Yarım kalan sevdalardan da bu şiir kalır
Bizim olan ne var ki
Sahi/ Bize ne kalır ?
|
|
“İnadına kitap inadına aydınlık ..”
Ama Fareler Uyurlar Gece- Wolfgang Borchert
Yapı Kredi Yayınları- Öykü
28 TL- 336 sayfa
Beynini Genç Tut- Sevda Sarıkaya
Hayykitap – Sağlık
18 TL –192 Sayfa
Eşiktekiler – Gönül Çatalcalı
Tekin Yayınevi- Roman
23 TL –376 sayfa
Freud Bana Masal Anlatsa- Aydın Parmaksız
Bilge Kültür Sanat-İnceleme
16 TL- 208 sayfa
İstifleme Bağımlılığı-ColinJones
Kuraldışı Yayıncılık- Kişisel Gelişim
25 TL –336sayfa
Korsanlar,Punklar ve Siyaset-NickDavidson
İthaki Yayınları- Hobi/ Spor
25 TL-328 sayfa
Soluk Mavi Nokta-Carl Sagan
Ayrıntı Yayınları- Bilim
25 TL- 320 sayfa
Şeffaflık Toplumu-Byung-ChulHan
Metis Yayınları- Felsefe
12,5 TL-84 sayfa
Yolun Gölgesi-Behçet Çelik
Can Yayınları- Öykü
13 TL-136 sayfa
Yüzyılların Gerçeği ve Mirası-Server Tanilli
İş Bankası Yayınları-İnceleme
35TL – 528 sayfa































