ŞİDDETİN KAYNAKLARI VE NARİN
Sosyal medyada yoğuşan felsefeci, siyaset bilimcisi, yorumcu, şair ve yazar sayısı uzun zamandır bende tribünlerde oturma arzusu yarattı.
Yazın rehâveti, küçük çaplı tarım işleri, bazen yurtdışı kaçamakları da etken oldu tabii, bu nedenle kalemi ( pardon klâvyeyi ) kullanmaz oldum desem klâvye küsecek.
Zira, yaz başında yaptığım Norveç ve Ege Adaları gezimizin fotoğraf ve notları için akşamları klâvye başından ayrılamıyorum, gerçi onları bile bitiremedim henüz.
Bu sıcaklarda Solon’dan bahsetmenin abukluğunu biliyorum. Ne var ki; uzun süredir kamuoyunun merak ve üzüntü ile takip ettiği Narin Güran cinayetinin çözümünde sona gelinmesi, ( medya iddialarına göre ) ailenin ketum ve kayıtsız tavırları, şimdilik 23 tutuklu ile devam eden ve 8 yaşındaki bir kız çocuğunu ölüme götüren polisiye nedenlerle birlikte, kanaatimce kapalı toplumların psikozlarının göz ardı edilmemesi gerektiğine inandığım için kafamdan geçenleri aktarayım istedim.
Atina’lı devlet adamı, devrim niteliğinde işler yapmış, felsefeyi kolaylaştırmış. Bence, en önemli icraatı, fahişeliğin yasal hale getirilip devlet kontrolüne alınması, en önemli sözü ise “ mutlu insan yoktur. “
2500 yıldır insanları ikiye bölen, her iki tarafta sayısız semptomlara verilen isimlerin sebebi olan “ mutlu insan yoktur “ aforizması günümüzde en belirgin şekilde karşımıza çıkıyor.
İnsan yazgısında, kötülüğün, yıkımın, zulüm ve ölümlerin cazibesine yandaş, yaşamın doğrudan karşısında olan ölüm sevgisi, narsisizm ve aile içi ensest ilişkiler, gerek bireysel, gerek toplumsal boyutlarda sağlık, güvenlik kaygıları yarattığı gibi her alanda yıkımın nedeni oluyor.
Toplumun hâlâ tabu saydığı, aile içi zina-ensest ilişkileri için kısacık bir araştırma pek çok trajedinin kaynağını zorlanmadan görebilecektir.
Kaynak olması açısından 1984 yılından bu yana, kadına uygulanan şiddet ve geleneksel statüyü değiştirmek için yoğun çaba harcayan ve pek çok ilde örgütlenmiş KAMER ( Kadın Merkezi ) açıklamaları hem düşündürücü hem de gerçeğin tam içinde.
“ Aile içi cinsel istismar çok yaygın, yaşanan kadın cinayetlerinde katiller genellikle kadınların birinci derece yakınları.
23 kadın merkezine başvuran 50000 kadının %25’i ensest ilişki mağduru. Her dört evden birinde kadın veya kız çocukları ensest ilişkiye zorlanmaktadır. “
( Nebahat Akkoç / KAMER Başkanı )
.
İnsan ruhsal sapmalarına neden olan bu üç eğilimi burada analiz etmek istemiyorum, 8 yaşında bir kız çocuğunun hunharca ölümünden duyduğum üzüntü ve kaygı nedeniyle dile getirdiğim bu ağır hastalıkların pan zehiri;
Günümüzde Polyannacılık gibi olacak belki, ama; ölüm sevgisinin yerine hayatı anlamlı kılan yaşam sevgisini, narsisizmin karşısına her alanda sevgiyi koymak, aile içi zina-ensest’in feodal yapının getirdiği birlikte yaşama kıskacına karşı bireysel bağımsızlık ve özgürlüğü hayata geçirecek adımların alınmasıdır.
Birey, kendi yarattığı bereketli topraklarda yetişir, ektiğimiz fidanlar bile birbirine çok sokulmak istemiyor, özgür kalmak istiyorlar.
Sekiz yaşında bir kız çocuğunun bireyselleşme yolunun başlangıcında feodal bataklıkta yetişmesi, binlerce dönüm toprağı işleyen bu nedenle de mülkiyet duygusu ile her anlamda birbirine kenetlenmiş geniş bir ailenin üyesi olması, birinci dereceden aile üyelerinin bu cinayette ketum kalması, ister istemez beni ruh bilim tanımlarının içine soktu.
Soruşturma ve yargı süreçlerinin sonunda acılarımız ne kadar azalır bilemem, bildiğim bugün okula başlaması gereken bir kız çocuğunun hayattan koparılarak toprağın altına konmuş olması.
- Yazım, 09092024 / 10.00’da hazırlandı.






















