RODOS ADASI’NDA BİTMEYEN TRAJEDİ
RODOS / 31 MAYIS 2005
Hükümet binasının hemen yan tarafında Osmanlı mezar taşları dikkatimi çekiyor. Etrafıma biraz daha dikkatle bakınca Murat Reis Cami Külliyesi olduğunu anlıyorum. Demir parmaklıkları takip ederek, yazar Lawrence Durrel’in 1945-1947 yılları arasında oturduğu Villa Kleoboulos’un köşesindeki büyük demir kapının önüne geliyorum.
İtince gıcırdıyarak açılıyor ve kendimi hayli büyük, o oranda da bakımsız bir arazinin içinde buluyorum. Ortalardaki iki türbe de perişan halde. İçindeki lahitler parçalanmış, dağılmış, beyaz mermer sütunlar üzerindeki kubbesi ile zamanında güzel bir yapı olduğu anlaşılan çeşmenin kubbesi, alt platformu dağılmış, 8-10 demir borularla askıya alınıp, iyice dağılmaması önlenmiş güya.
İlerde mezar taşlarının bulunduğu alana yürüyorum. Rodos’un fethindeki savaşçılara ait olmalı diye düşünüyorum. Mermer den küre şeklinde çok zarif minaresi ile hemen seçilebilen, Murat Reis Cami’inin önündeyim. Kapısı kapalı. Yandaki bahçeden sesler geliyor.
O tarafa doğru ilerliyorum. Yaşlı bir adam, rengarenk çiçekler, sardunyalarla dolu bir bahçede, yere oturmuş, önündeki balık ağlarını onarırken, sandalyede oturan kişilerle sohbet ediyor. ”kalispera” diyerek sokuluyorum. Nereli olduğumu soruyorlar, Türk’üm deyince yaşlı adam oturduğu ağların üzerinden fırlayıp bana sarılıyor.
Şaban Karkınoğlu, Rodos elektrik işletmesinden emekli olmuş, balıkçıların ağlarını onararak ek gelir elde ediyormuş. Murat Reis Camii ve külliyesinin gönüllü bakımını yapıyormuş. 800 yıllık olduğunu söylediği yaşlı çınar ağacının dibindeki tek göz odasını gösteriyor ve 45 senedir burada oturduğunu söylüyor.
Gerçekten de Şaban Karkınoğlu, buralara çiçek gibi bakıyor. Murat Reis türbesinin anahtarını veriyor. Kapıyı açıp giriyorum. Her yer tertemiz, pırıl pırıl.
Rodos’ta 3500 Türk yaşadığını söylüyor. Çaylarımızı içerken, Türkiye hakkında canlı bilgiler alabilmek için, soru üstüne soru soruyor. Saatler geçiyor, hava kararmak üzere, müsaade istiyorum, bırakmıyor.
Neden sonra, eski iki dost gibi sarılıp ayrılıyoruz. Külliyenin Plateia Elefterias Caddesine açılan, mozaikli dar koridorundan geçerek, tablo gibi bir kapıdan çıkıp, teknemize doğru yürüyorum alaca karanlıkta. “
RODOS / 04 TEMMUZ 2024
Dün sabah erken saatlerinde kimsesiz Rodos’un tadını alınca bu sabah da 06.00’da çıkıyoruz dolaşmaya.
Mandraki Limanı boyunca yürüyüp Elli Plajlarına varmadan sağa sapıyoruz ve karşımızda yıllar sonra tekrar Murat Reis Camii yükseliyor. Biraz daha yıpranmış, her tarafından bakımsızlık aksa da o hayran olduğum mermer minaresi ilk günkü gibi mutlu günlerini yansıtıyor sanki.
Murat Reis Camii, on dokuz yıl öncesinin ( 31 Mayıs 2005 ) anılarına götürüyor beni. O günkü notlarımı aktarmadan şu anki ruh hâlimi anlamak mümkün değil.
Murat Reis Camii, Rodos’un fethinden sonra 16367 yılında, Antonios Kilisesi’nin yerine inşaa edilmiş. Adını, Rodos’ta doğup Süveyş Kaptanlığı ünvanına yükselen Murat Reisten alıyor. Camii binası ile beraber Murat Reis’in türbesi, selâmlık binası, resmî arşiv, çeşme ve bahçede gerek fetih esnasında gerekse daha sonra vefat eden görevlilere ait olduğu sanılan 241 mezar bulunuyor.
Mezarlık alanının otlarla kaplanması muhtemelen Şaban Karkınoğlu’nun 2018 yılında ölümünden sonra olmuş, Türk yöneticilerin zaten sahip çıkmadığı Külliye, Rodos Anıtlar Kurulu tarafından ele geçirilmiş. Sokrates Caddesi’nde uzo aldığım bir Türk, Karkınoğlu’nun karısı ile birlikte burada tek göz bir odada yaşadıklarını, önce karısının sonra kendisinin öldüğünü söylemişti.
2018 yılında, ( muhtemelen Şaban Karkınoğlu’nun ölümünden sonra ) Yunanlı yöneticiler ile anlaşmaya varıldığı, otuz yıldır restorasyon bekleyen Murat Reis Külliyesi’nin Selâmlık binasının restorasyonunun başladığı, diğer bölümler için Belediye’nin bütçe onayı beklediği yönünde haberler okumuş, umutlanmıştım.
Ama, şu anda gördüğüm tablo bunun kocaman bir yalan olduğunu gösteriyor. Üstelik 6000 m2’lik alan giderek Kamu tarafından işgal edilmiş ve Türklerin mânevî ikliminin membaı olan bu Külliye’nin yanı başına Konser Salonu ve Müzik fakültesi yapılmış.
İki kez dönüyorum, arazinin etrafında, Külliye girişinin kapısında büyük bir zincirli kilit girmeme mâni oluyor. Sinirleniyor bu saygısızlığı yapanlara, en çok da buralardan sorumlu sözde Türk görevlilerine lânetler okuyorum.
Bu anları tekrar yaşıyorum, gözlerim minarenin mermer küresinin üzerinde dolaşırken. Gözlerimi aşağı kaydırmaya cesaret edemiyorum, az önce gördüğüm perişanlığı tekrar görmemek için.























