FARKINDALIĞIN DAYANILMAZ MUTLULUĞU
Biliyorum, dostlarım şaşıracak ve bir inekten yola çıkarak, Uzak Doğu’dan Batı’nın materyalist ve dolayısı ile lineer eğilimli düşünce dünyasına yıldırım gibi düşen ünlü düşünür Krişnamurti’ye uzanan yazıma anlam veremeyecekler.
Neredeyse tüm gününü otlayan ineğinin yanında geçiren, süt aldığımız kadınla konuşuyordum geçen gün. İnek, kafasını otlardan kaldırıp geriye çeviriyor ve bize bakarak böğürüyordu sık sık. “ Beni başkalarından kıskanır, şimdi de sana kızıyor. Bazen, yanımda başkalarını fark ettiği günler sütünde bile azalma olur. “ deyince şaşırmıştım. Bir ineğin farkındalığı olduğunu, duyguları olabileceğini, açıkçası düşünmemiştim bugüne dek.
Gelelim Krişnamurti’ye. İngilizler tarafından keşfedilerek, İngiltere’ de Teosofi Derneği’nin başına getirildiğinde henüz on üç yaşında idi. Hayata daha anlamlı bir bakış getirme derdindeki Teosofi felsefesinin ilkeleri, her insanım diyenin altına imza atabileceği türden;
İnsanlığın evrensel birliği için ırk, renk, inanç ve cinsiyet ayrımı yapmamak. Din kuralları, felsefe ve bilim sınırlarının ötesinde çalışabilmek. Doğanın keşfedilmemiş yönlerini ve insanın bilinmeyen yönlerini araştırmak.
Etrafında kısa zamanda oluşan müritler ve dev kurumsallaşmayı fark edince, organizasyonu feshediyor Krişnamurti. Zira; hayranları, Buda’nın bir reenkarnasyonu olduğunu iddia ederek, kutsallık yüklemeye başlıyorlar kendisine. Kimsenin gurusu ( dini önderi ) olmayacağını söylemiş ve ilave etmişti o gün;
“ Gerçeğin bir yolu yoktur ve Gerçeğe bir yol, bir din ya da bir tarikat vasıtası ile ulaşamazsınız. Tüm kurumlar, insanları gütmek ve kendi yollarına çekmek içindir. Birinin peşinden gitmeye başladığın an, Gerçeğe ulaşman sona erer.
Tek bir amacım var; insanın özgürleşmesi ve sınırlarını yıkması konusunda yardımcı olmak.
Yaşamın kendisi koşulsuz gerçektir. Gerçek her birimizin içinde, onu ancak her birimiz yalnız başına ve kendimiz keşfederiz. Koşullandırılmış beyinler ve teoriler cehaletimizi ve bencilliğimizi görmemizde bize yardımcı olamaz.
Tüm acı ve ıstırapların kaynağı da bu cehalet ve bencilliktir. “
Krişnamurti, kısaca özetlediğim bu cümleler ile yirminci yüzyıla, özellikle başta belirttiğim gibi lineer mantık içerisinde, acılarına çözüm arayan Batı’lı toplumlara rehber oldu ama; ağdalı entelektüel dili ve elitist yaklaşımı ile asıl ıstırap sahiplerine ulaşamadı.
Nitekim; doksan bir yaşında, ölüm döşeğinde söyledikleri, geçmişinin itirafı niteliğindedir; “Maalesef hiç kimse ifade etmeye çalıştığım öğretiyi tam olarak idrak edemedi.”
Bizlerin, uzun yıllardır dayatılan bir yığın ekonomik, toplumsal ve insani problemlerin arasında, elbette ki; yükünü yenmiş Batı toplumlarındaki gibi, analitik çalışmalara girerek, ruhsal enginlere açılmak gibi arzularımız, toplumsal şartlarımız gereği uçuk çabalardan öte gidemeyecektir.
Ama; ne pahasına olursa olsun, yaşaya geldiğimiz bu hayatı, anlamlı kılabilmek boynumuzun borcudur aynı zamanda.
Yaşananların enine boyuna farkında olabilmek, giderek farkındalık yaratarak çevremize ve kendimize bakabilmemiz, hayatın anlamını kavramak adına, anlamlı yaşamanın hem kolay, hem de çok ucuz bir anahtarı olacaktır. Zira; farkındalık, düşünebilme kabiliyetinin hâkimi olmaktır, bu da bilinci arttırır ve bilinçle de algı artar. İşte hedef de bu bence; algıyı arttırmak.
Eminim ki; hayat, o zaman çok daha güzel ve mutlu olacak. Yaradılış’ın muhteşem dizaynı, Kainâtın akla zarar kaotik yapısından doğan ihtişamlı düzen karşısında hoşgörü, ön plana çıkacak.
Mikro düzeyde, insan ilişkilerine hâkim olan, kıskançlık, haset ve yarışma duyguları tükenecek, aynı Kutsal Kaynak’tan gelen insanlar arasında, güven duygusu ve gerçek dostluklar tesis edilecek.
Sahibesini kıskanan duyarlı bir inekten, Batı’lı toplumların ruhsal sorunlarına derman olmaya çalışan Krişnamurti’ye, farkındalıkla yaşanan hayatın daha anlamlı olacağına, uzanan bir yazı çıktı ortaya haddim olmayarak.
Haftaya, anılardan süzülen bir başka yazıda buluşmak üzere…


















