İrfan Derici
Çoktandır İrfan Dericiyle bir söyleşi yapmayı düşünüyordum. Nasıl olur derken bir gün irfan ağabeyle sokakta karşı karşıya geldim, ayaküstü selamlaştıktan sonra, İrfan ağabey seninle bir söyleşi yapmak istiyorum sen ne dersin dedim, o da kabul etti. Nihayet
19.03.2017 tarihi bir Pazar günü Belediyemizin arkasında bulunan Kafe de İrfan Ağabeyle bir araya geldik. İrfan Derici kimdir, nereden gelmiştir, araştırmak için bir Pazar sohbeti gerçekleştirdik. İrfan ağabey 1926 doğumlu, sanatçı ruhlu, BEŞKAZAMIZ’ın en renkli simalarında birisidir. İrfan Dericinin bir oğlu Anakarada yaşamaktadır. Bir’de kızı vardır, kızı’da Almanya’nda yaşamaktadır. İrfan Derici bir müzik sever, bir Folklörcü ayni zamanda Meğri nin şu an yaşayan en eski şoförlerindendir. Kısacası şu an tam 91 yaşındadır. Ayni zamanda BEŞKAZA mızın hafızalarından, çınarlarından birisi’de diyebiliriz.
İrfan Derici veya Dericilerin İrfan’a kulak verip dinleyelim bakalım bizlere neler anlatacak. Babam İsmail Derici Askeri Astsubay okulunu bitirip tayini Burdur’un Tefenni ilçesine çıkar, burada karakol komutanlığı yapmış. Annem’in babası ise balkan harbinde şehit düşmüş iki kız kardeş yetim kalmışlar. Annemin Teyzelerinin eşi’de Türk Askeri kahramanca savaşıp Yunanın denize döküldüğü sırada Miralay rübbesin’de görevliyken oda şehit olmuş. Bu defa annem ile kardeşini teyzeleri kanatları altına alır, annemin eğitimi için İzmir’de Atatürkün açtırttığı Kabataş kız muallim ( mektebine )öğretmen okuluna yazdırır. Annem öğretmen okulunu bitirince Burdur’un Tefenni ilçesine tayini çıkar. Annem yetkililerden güvenlik sorunlarından ötürü, o yıllarda’da her yerde eşkıya kol gezmekteymiş. Annem yetkililerden bana jandarmaya yakın bir ev bulun diye tembih eder. Annemin eli ayağı düzgün güzel bir kadınmış, babam Tefenni’de Annemde Tefeni’de olunca Annem ile Babam Tefenni’de birbirlerini görmüşler babam anneme aşık olmuş. Babam ile annem burdurun Tefenni ilçesinde evlenirler ben Burdur’da dünyaya gelmişim. Ben 1,5 yaşıma gelince annemin tayini Meğri’ye çıkar Babam askerde Jandarma süvari subayıymış Meğride’de piyade taburu olduğu için babamın tayini bir türlü Meğri’ye çıkmaz bu defa babam askerlik mesleğinden istifa eder, Meğri’ye annemin yanına gelir. Dedemin Uşaktaki mesleği av hayvanları dericiliği yaparmış babam‘da dedemin mesleğini dericiliği seçer haliyle bu meslek aile mesleği olduğundan yabancısı da değil’dir. Meğri’de deri işlerini o yıllarda Rum ve Yahudi tüccarlarının elindeymiş. Benim çocukluğumda 1930 yıllarda Meğri’de kunduz çoktu şu anki Atatürk Okulunun bulunduğu yerden Kargı Çayının ağızına kadar olan bölgenin tamamı sulak alandı buralarda çeşit çeşit kuş ördek ve çok kunduz vardı. Kunduz, Tavşan, Tilki derisi o kadar çok muş ki çokta iyi para edermiş. Babam Meğrideki Rum tüccarlara gider önce kendini tanıtır ben burada av dericiliği yapacağım der, babamın asker olduğunu bildikleri için Yahudi ve Rum tüccarlar bizde sana yardımcı oluruz diye söylerler. Babam İstanbul’da deri toplayan toptancı deri şirketine bir mektup yazar mektupta Uşakta babasının dericilik yaptığını Istanbulda ki deri tüccarı dedemi tanıdığı için, baba’mda Kendini tanıtır, dericiler’den sermaye ister, babama Ziraat bankası ile 500 lira sermaye gönderirler bu şekilde babam Meğri’de deri tüccarı olur. Babam ilk elektrikle çalışan hızarı 1938-39 yıllarında Meğri’ye getirir. Babam Meğri’de ilk fabrika açan kişidir. Meğri’ye son model bir çivi fabrikası kurar fakat maliyet faktöründen ötürü ve pazarlama sorunu nedeniyle zarar eder. İkinci dünya savaşı yıllarında İzmir’e gider ordunun ihtiyacı olan yiyecek içecek alım işlerini yaparak çok para kazanır. Şu an Karayollarının bitişiğinde 200 dönüm büyüklüğünde olan araziyi Babam Müstantik Bekir ağadan satın alır. Bu bahçeye sonraları uşaklıların bahçesi olarak anılır, Bu bahçenin 55 dönümünü kan portakalı ve narinciye bahçesiydi burada yetişen portakalları direk İzmir’e, Istanbula sevk ederdik. 1930 lu yıllarda 40 – 50 dönüm en az 10 adet portalal narinciye bahçesi vardı, bu bahçelerin hepsi Rumlardan kalmaydı. Meğrinin tüm portakalını limonunu Faralya nın Portakalını Limonunu Babam satın alıp İstanbul’a sevk ederdi. Bu portakalları kendimize ait kamyonlarla sevk ederdik. Bundan’da çok para kazandı babam. Annem bir cumhuriyet kadını idi, çokta güzeldi babam annemi kıskandığı için öğretmenlik mesleğinden istifa ettirtir. Annemin öğretmenliği zamanında gündüzleri okul çocuklarına ders verirdi, akşamları’da kadınlara dersler verirdi. 1930 lu yıllarda Okuryazar boşluğunu kapatmak için okuma seferberliği vardı.1948 yılında babam ilk otobüsü alıp Fethiye, Muğla, Aydın, İzmir arasında sefer yapar. Muğlalılar ile rekabete tutuşur. Muğla Fethiye rekabeti ezelden beri vardır. Babamın elinde kamyon ve otobüs olması benimde şoförlük mesleğinle tanışmama neden oldu 1948-50 yıllarında Fethiye de iyi araba kullanan üç kişiden biriydim. Fransız maden ocaklarından maden taşımak için Almanya’dan 25 adet 10 tonluk GURUP marka kamyon getirmek için meğri’den İrfan Derici, Sarı Mehmet Gülen, Salih Güla da Üçümüz Almanya’ya gönderildik. Hiç unutamam bir gün Meğri den Finike ye gitmek için şoför aranır Fransız madeni mühendisleri soruşturmuşlar, beni tavsiye etmişler, o yıllarda sahilden Finike ye gitmek mümkün değildi. Meğri’den Burdur Bucağa, oradan Korkuteli’ne, Elmalı, oradan Finike ye gittik. Askerlik sonrası eşim Melekber bana kaçtı, gerçi bende istekliydim, fakat ailem taraf değildi. Melekber bana kaçıp gelince babam çok sert askeri disiplinle yetiştiğinden ya biz ya melekber der ve beni kapı dışarı koydular. 1959 – 60 yılında Orman İşletme Müdürlügü’ne şoför lazım olmuş beni met etmişler. Orman İşletme Müdür Orhan Oran beni çağırtıp beni işe aldı Orman İşletme Müdürlüğünde çalışmaya başladım. Müdür Orhan Oran her gideceği yere hep beni götürürdü yola çıktığımızda bana irfan bir şarkı söyle derdi bende söylerdim. Gençliğimde arkadaşlar arasında şarkı türkü söylemeyi hep bana yaptırırlardı bağlam ayı’da Nihat Tarhan çalardı. Topal Fatin Ergen Likya otelinde Fethiyeliler gecesi düzenlerdi o gecelerde Fethiyemizin Türkü ve Oyun havaları çalınırdı bu beraberlik sonraları turizm çalışmalarına, festival çalışmalarına dönüşür. Benim uzun yıllar kahve’de şehir kulübünde biriç oynama alışkanlığım vardı. Fethiye’li bir Yahudi ailesinin oğlu olan Ali Uğur birçok ünlü ödül kazanan filimin’de kemaramanlığı’nı yapmış’tır Ali benim çocukluk arkadaşımdı her ıstanbula gidişimde Ali ile beraber olur gazinolarda eğlenirdik. 1980 li yıllara gelindiğinde Ali Uğur Fethiye’ye dönüp gelince Ali Uğur eczacı Emin Akan ile tanışır Ali Uğur bağlama, keman çalardı, Ali Uğur beni de Emin Hoca ile tanıştırdı ben zaten şarkı türkü söylemeyi çok severim. Bir gün ben kulüpte biriç oynuyordum Emin Hoca geldi bana sen burada ne yapıyorsun haydi gel bakalım dedi. O gün benim Fethiye Güzel Sanatlar Kültür Derneğine katılıp çalışmalarına başladığım gündür. Bu gün tam 91 yaşındayım 1993-94 yılından bu güne kadar tam 24 yıl geçti ben hala bu koronun çalışmalarına katılıyorum. Hatta geçen konserde, Emin hoca herkez’in çok iyi bildiği herkez tarafından çok sevilen haydar haydar türküsünü bana okuttu. Bir gün İrfan ağabey beni evine kahve içmeye davet etti, eve gittiğimde kahve hazırlanırken İrfan ağabey diğer odadan bir saz getirdi, ben sazı akort yaparken kendisi’de eline bir darbuka aldı İrfan ağabey ritim tuttu ben saz çaldım, İrfan ağabey’de çek deveci develeri, elli elekli gelini, yayla yoları türkülerini söyledi. İrfan Derici şehirde doğup büyüyüp yetişmiş BEŞKAZAMIZ ın oyunlarını en güzel oynayan, sergileyenlerden biriydi İrfan ağabey, Cambolat Gürbüz, Osman Şen, Nihat Tarhan’da iyi folklör oyunculardandı, Ben çocukken onların düğünlerde oyunlarını çok seyrettim. 25 Mart cumartesi günü İrfan Ağabeyi aradığımda ilhan arabamı garajdan çıkardım arkadaşlar ile kayaya gidiyorum dedi. 91 yaşında olmasına rağmen yaşama tutunup sosyal hayattan kopmadan dernek üyesi arkadaşlarından kopmaması çok güzel’di. Bu sohbet anımız BEŞKAZAMIZ hakkında benim açımdan güzel bir sohbet oldu, birde BEŞKAZAMIZIN çınarlarından birisi beni kırmayarak 91 yaşında bu sohbeti gerçekleştirdim. İrfan Derici’ye veya Dericilerin İrfana uzun ömürler dilerim.
İ L H A N K U R T

























