TEKMELENEREK AÇILAN KAPI!
Varsılların, egemenlerin küstahlığına olan karşıtlığımız.
Söyleşi ortamlarımızda, konuşmacılarımıza kulak verdiğimizde, neler ortaya dökülüp saçılmıyor ki bir bilseniz?
Ülke olarak çok acılıyız. Deprem olgusu bu kez ülkemizi hiç olmadığı kadar kötü vurdu. Yıkımın büyüklüğü hayal edilenin de çok ötesinde. Ortaya çıkan tablo bize onu gösteriyor. Merkezi yönetim, çok geç de olsa, bizim belittiğimiz aşamaya gelerek yıkım alanlarına polis ve asker devriyeleri çıkartmış bulunuyor.
Deprem yıkımına ilişkin yapılabilecekler bellidir. Başat olarak kayıplarımızı açık seçik belirleyebilmek önemlidir. Hemen sonra ise, yaraların bir an önce sarılmasına geçilmesi gerekmektedir.
Ülke tarihimizin en kapsamı geniş, en yıkıcığılığı da öne çıkmış bir dizi olay söz konusu olduğuna göre, hakkında, günler, haftalar, aylar boyunca ileri geri konuşacağımız da bellidir.
Ben, bu haftaki yazı konumu, o büyük yıkım dışından seçmeyi yeğledim. Duyup işttiğimde bayağı bir bozulmuştum. Tepkimi de ancak bu yazımı döşeyerek vermeyi yeğleyebildim. Bu boyut, dün, bugün değil, yarın da, öbür günler, hatta hatta öbür haftalar; yıllar da üzerinde konuşmayı, tartışmayı sürdüreceğimiz; kesintisiz eylemler yapacağımız evrensel bir boyuttur.
Öylesine evrensel yanı olan konumuzun serimi şöyledir: Yöremizden yeni okulunu bitirmiş bir eğitimcimiz vardır. Günün koşullarına göre ataması yapılmıştır. Açıktan atamanın yapıldığı yere dikilip varacaktır ki göreve başlayabilsin. Görev başlangıcı ise, ilgili ilçenin mülkî amirince onanarak yapılacaktır.
Yöre insanımız, günbe gün kendi alanındaki gelişme ve duraksamaları izlediğinden, olması gerekenleri yerine getirmeye bakar. Öğrendiğine göre, alanında atamaların durdurulduğu açıklansa da, yeniden atama yapıldığı, günlük çıkan gazetelerin haberine yansımıştır. Genç yöre insanımız da, alanıyla ilgili, o haberlerin çıktığı, zamanın en çok satan gazetelerinden birini edinmiştir. O gazeteyi de yanında bulundurarak ilgili mülkî amirin kapısına çıkıp varmıştır.
Orası ise yurdumuzun en kuzeybatı ucudur.
Yöre insanımız olan genç eğitimcimiz, mesleğe başlayacak olmanın heyecanıyla doludur. Ne de olsa bir kamu görevlisi olacak, aylık ücret alarak geçimine de bir çeki düzen ve güvence sağlamış olacaktır. Görevini yerine getirememek gibi en ufak kaygısı ise, zaten yoktur.
Mülkî amirin kapısı çalınarak içeri girilmiştir. Amir de içeri gireni kapısının açılmış olmasıyla ayırt edip başını kaldırarak görmüştür. Görmekle birlikte de başını öne eğip masası başında öylece kalmıştır. Genç eğitimcimiz yöre insanı da, amirin yeniden başını kaldırarak kendisiyle ilgilenmesini ayakta dikilerek beklemeye koyulur. İlkten beş, on, on beş, yirmi dakikaya, hatta yarım saate varan bir bekleyiş sürüp gitmiştir. Sonuçta yöre insanımız, genç yeni eğitimcimiz, varıp mülkî amiri dürtükleyerek, sarsarak kendine gelmesini sağlayacak da değildir. Hem sonra yakışık da almaz; hatta hatta o hareket densizlikten de, sayılması gerekir.
Her nasılsa mülkî amir bir ara başını yeniden kaldırıp gözlerini açar ve bizim o yöre insanımız genç yeni eğitimcimizi karşısında diklip dururken görür. Seslenerek, “Ne istiyorsun?” diye de sorar. Yöre insanımız, “Efendim, ben ilçenize öğretmen olarak yeni atandım. Göreve başlatılma yazımı istiyorum.” der. Amir, kestirme bir yanıtla, “Atamalar yapılmıyor, durduruldu. ” diye karşılık verir. Genç yeni eğitimcimiz, hemen o ara, amire, yanında bulunan gazeteyi göstererek, atamaların yeniden yapılmakta olduğu bilgisini görmesini ister. Amir kısaca ilgili haberi okuduktan sonra sertçe ilgili karar yazısını imzalayıp uzağına öteleyiverir.
İşte o sıra amirin kapalı olan kapısı bir tekmeyle ardına kadar açılıverir. Kapıyı tekmesiyle açan kişi “Kaymakam bey daha aymadın mı? Sesin soluğun çıkmadı. Nedir bu betin benzin?” diye söylenmiştir. Kaymakam bey ise, “Ya!.. Akşam çok içmişiz be!.. Henüz kendime gelebilmiş değilim.” demiştir.
Amirin kapısını tekmesiyle açan kişinin ilçenin en varlıklı, zengin kişisi olduğu anlaşılmıştır.
Zaten de bizim bu yazıyı döşemeye kalkışımız o yüzdendir.
Bizler, ünlü yazarımız Yaşar Kemal‘in çalışması olan ve dünyaca da bilinen “İnce Memed” adlı romanının içerik özünü yaman bir çelişki niteliği olarak önceleyen kişilerdenizdir. En kısa, öz dillendirmeyle, Ali kıran, baş kesen düzenini, yerle bir etmek; fırsat eşitliğini, eşit yurttaşlığı başat yapmak, davasını güderiz.
Bir mülkî amirin kapısının, tekme ile açılmasını, her ne yakınlık ve içtenlik ilişkisi sonucu da olsa, asla hoşgörüp onaylayamayız. O yapılmış olan densizliği(!) tüm ulusumuza yapılmış kabul ederiz.
Gerek o mülkî amir, gerekse o hareketi yapan densiz kişi(!), bizim nazarımızda davalık olacak harekette bulunmuşlardır.
Bakmayın siz o hareketlerin hesabının görülmeyişine! Amir amir olmalı, yurttaş da(!) yurttaş olmalıdır; sözün varacağı gerçek yer orasıdır.
Herkese iyi haftalar…
______________
NOT: Olay günümüzden oldukça gerilerde yaşanmıştır. Yöre insanı olan eğitimcimizin ağzından kısaca olaya değiniliverilmiştir. İlgili kişi emekli biridir. Olaya bizim açımızdan baktığını da sanmıyoruz.





















