ONCA KAZANAMAYIŞLIK NEDENLERİ BİLİNMEZ DEĞİLKEN…
Her adanmış dava güdücüsü genel başkan, çok isteseler de çalışma ekip arkadaşlarını niceliği, niteliği yerli yerinde kişilerden oluşturamazlar. Bu taşrada daha da sıkıntılıdır. Koca ülke, il, ilçe, belde, yöneticisi ister. Belediye başkan ve meclis üyelikleri ise ayrı bir boyuttur.
O listeler, yasal koşullar gereği, kişi sayısı odaklı olur çıkar. Nitelikleri çok uymasa da hısım akraba, bildik, tanıdıklar, bir umutla, oralara yazılır, geçilir.
Hafta içinde, bir nedenle söz konusu edilen dava boyutunda, okunurluk yanıyla öngörümde olan bir döngü aldım. O yansıma dönüşü, güncelliği olmayan, eskide kalmış, eleştirel bir yazı konumla ilgili olsa da benim için oldukça değerliydi.
Okurlarımdan ansıyanlar çıkacaktır; eski günlerde, haftada bir yazıyordum. Gazeteler günlük çıkıyordu. Kendimi sınamak türünde bir boyutta da günlük olarak yazılarımı döşemeye yöneldiğim bile olmuş, o sürekliliği bayağı bir götürmüştüm. Altı ay hiç de az bir süre olmasa gerek. Gerisini de getirebilirdim; ona hiç kuşkum yoktu. Benimkisi bir dava güdücülüğü idi. O alanda özveri gerektiğini iyi biliyordum[1].
Yazımın başındaki olay ise, dava güdücülüğümüzle ilgiliydi. O boyutta, ilgili kişinin, kendilerinin hiç de yerinde bulmadığım, tutumlarına değinmiştim.
Yol arkadaşlarımızdan, sorumluluk alıp seçilmiş birimizin, seçim takviminin hızlı işlediği bir süreçteki tavrı öne çıkar.
Baskın seçimlerden biri olsa gerekti. Yapılan o çalışmalar vardı. Sözüm ona(!), ilgili kişimiz ise, bana ne be, dercesine, postu, hoş kaplıca ortamına sermek üzere, o özelliği ile ünlü kentimize, çekip gitmişler. Benimkisi, işte o tutuma, üstü örtük bir serzenişti.
Aynı boyutta bir benzeri daha da vardı. Seçim çalışmaları eşgüdümünde görev üstlenmiş bir kişimiz de eşini, Avrupa, grup gezisine göndermişmiş.
Siz gelin de bozum olmayın?
Ben, seçilmiş görevli biri bile değilken, her hafta, davama yararlı olayım diye, arkası arkasına yazılar döşemeye kafa patlatayım- biri yarışarak seçilmiş, bir diğeri görev üstlenmiş yol arkadaşımızın tutumlarına bakar mısınız? Sizce, Sandık, umurlarında mı?
Zaten o seçim sonuçları da geçmişte davamıza ne kadar asıldığımızı(!) çarpıcı biçimde gösteriyor.
Karşı devrimci kesimin, listesi dışı kalmış vekilleri (!) bile, var güçleri ile seçimlere asılırlarken, bizim yol arkadaşlarımızın umursamaz tavırlar sergilemelerine hiç mi değinmeyelim?
Yakın zamanlı bir görüntüye de çok bozum oldum.
Kalabalık orada, Genel Başkan ise kafa patlatıyor, çene yoruyor. Önünde ise, beyaz sandalye dizilerine kurulmuş hanımlar. Sözleşmişler gibi hepsi de bana inat(!), kara gözlüklü, süslü püslüler. Çıkıp geldik işte. Öyle dik dik bakıp bizi süzmeyin. Hiç üşenir miyiz? Memleket meselesi a yol! Biz, hep takıp takıştırır; yeriz, içeriz, keyif çatarız; öyle, hiç bile zora gelemeyiz, der, gibiydiler! Gözden kaçmayan o kasıntı(!) halleriyle, sanki Politbüro[2] üyeleri gibiydiler.
İşte o ara, haydi tarlaya, bahçeye, koyuna, keçiye; denilse, o saat bozum olurlar, yüzleri de çabuk düşerdi.
Elbet onların bir de öne çıkan aynı geçkin yaş kuşağı yanları vardı.
Söylemeye dilim varmıyorsa da yeri işte; tutulacak yanımız yok; uçurum halkıyız uçurum[3]…
Herkese iyi haftalar…
[1] Bir dönem görev üstlenmiş olan sevgili eşim, Fethiye’mizi karış karış bilir; araçla giderken bana kestirim olan yolları bile gösterir.
[2] Politbüro SSCB tarihinde komünist partinin, politikaları belirleyen en üst karar organıydı.
[3] Saçlı, sakallı o kişi Karl Marks benzetmesidir.



















