KIRSALIN SEVGİ DİLİ
Çağrıma Uyan Köpekler Üzerime Öylesine Hızlı Geliyorlardı ki, Biran Düşüncemden Vazgeçmek İstedim.
Geçen haftaki köşe yazım olan “Kırsaldaki Emeğin Dününden” adlı yazıma konu ettiğim resimlerimi çekerken dalıp gitmiştim. Yazım içeriğinde yer alan iki resim dışında daha epey bir resim çekip durmuştum. Önce dijital resim aygıtıma bol bol resim alıyor, sonrasında da onları eleyerek niteliksiz olanlarını siliyordum. Geriye kalan seçme resimleri de değerlendirmeye alarak internet ortamında gruplandırıyordum. O yüzden kendimi sınırlamadan resim çekmeyi sürdürüyordum. Yanıma aldığım sırt çantamı ve ince değneğimi geride bir yerlere bırakarak günün ışığını en iyi yakalayabilmek için oralarda dolanıp duruyordum.
Oralara adım atmaya başladığımda motosiklet üzerinde bir karı-kocayla da karşılaşıyorum. Daha önce de karşılaşmışız. Onlar araçlarından inip kurbanlık hayvan bakmaya ağılları olan birilerinin yanına gidiyorlar. Arada bir köpek havlaması da işitiyorum. Benim oralarda dolanmamı merak ettiklerini de yapılan konuşmalardan anlıyorum.
Eşim de uzak komşumuzla az da olsa çene çalmak için geride kalmıştı. Yalnızlık çeken komşumuz kadın da eşime olanca ilgisini gösteriyor. Eşim de ona yakın ilgi göstermede geride kalmıyor. Ne de olsa o çevrede sayılı komşularız.
Sonradan bana söylediğine göre söyleşilerini bitirir gibi olmuşlar. Eşim, ortaya konulan yiyecek, içeceklerden sonra artık dönelim demek için beni telefonla aramışsa da bana ulaşamamış.
Ben ise her zaman uğramayacağım o yerleri resimlemek için sürekli açı arıyorum.
Neden sonra artık dönmem gerektiğini düşünüp bıraktığım eşyalarımı da almak üzere başladığım noktaya yöneliyorum.
Eşyalarımı alıp, sırt çantamı da omzuma atarken bir de baktım ki, geçeceğim yolumun üzerinde, bakışlarını üzerimde hissettiğim iki köpek görüyorum. Sanki “Sen nasıl olsa buradan geçeceksin; hele gel bakalım; bir görelim boyunu posunu” diyorlardı. O an elimdeki ince değneğe baktım, iş görecek gibi değildi. Çevreye bakındım; sağlam bir sopa aradım. Göremeyince de, “Acaba elime irice birkaç taş mı alsam” diye düşünmeden edemedim….
….
Hepsinden vazgeçtim. Yere çömelip kollarımı iki yana açtım; “Gelin bakalım, haydi” diye seslendim. İkisi birden nasıl da hızla üzerime doğru geliyorlardı bir görseniz! İnanın, bir an çağrı düşüncemden vazgeçmeyi düşündüm.
….
* * *
Sabahları erken uyandığımdan kırsaldaki konutumuzdan gün doğumuna yürüyüşe çıkmak amacıyla kapımızı sessizce açıp dingin güne başlıyorum. Yakınımızdan geçen asfalt yola kadar yüz yetmiş adım saydım birinde. Orada demir kapımız vardır. Asfalt yola çıktığımda kulaklıklarımı taktığım müzik çalarımı devreye sokarım. Bildik bir dairesel yürüyüş yolum var. Asfalttan içerilere giriyor, yeni açılmış bulunan ara yolların yeşilliği ve ağaçların dalları altında bir kır beş dakika yürüyor, yeniden asfalta çıkarak geri dönüyordum.
Ogün ise yürüyüşümü ovanın dip aşağısına kadar uzatmak aklıma geldi. Her zaman yolumu oralara saptırmayacağımı düşünerek de bayağı bir uzaklaştım. Gedre’nin, o dip ucundan Nif ovasının görünüverdiği sırta kadar da uzandım. Dönüşümü kısaltmak ve aşağıma doğru salınmış keçi sürülerinin sahipleriyle de karşılaşmamak için, sırttan yürüyerek dönmeyi düşündüm. Bir zaman da gittim. Önüm sıra bir iniş aşağı yerde küçük bir araziye rast geldim. Tel örgülerle ikiye bölünen yerin bir bölümüne ceviz dikilmiş, kestirme yoluma da engel oluşturmuştu. Ne yandan gideyim diye düşünürken bir de baktım tel örgü kapısında dürülü bir gazete sokulu duruyor. Açıp bakmadan edebilir miydim sanıyorsunuz? Üstelik, gerçekleri yansıtmaktan uzak, daha çok, uçuk kaçık, bay-bayan haberleri(!) bol bir gazeteydi. Sayfalarını çevirmeye koyulmuştum. Dönüş için epey de geciktiğimi düşünüyordum.
İşte o anda arkamda bir soluma hissettim. Başımı çevirmemle şaşırmam bir olmuştu. Çünkü arkamda kocaman bir köpekle göz göze gelivermiştim. Bir elimdeki ince değneğime baktım, bir de köpeğin iriliğine. Hiç iler tutar yanım yoktu. Sopa arayacak zaman aralığım da, eğilip elime taş geçirecek fırsatımın da olmadığını anlamam çok sürmedi.
Bildiğimi uygulamaya yöneldim: Eğilip çöktüm; iki kolumu yanlara açıp “Gel aslanım, haydi gel” dedim. Açık renk tüylere sahip köpek, önce duraksadı, benim üstelemem üzerine ağır yanıma yaklaştı.
….
* * *
İlk anlatımımdaki iki köpek açtığım kucağıma atıldılar. Önce biri, sonra diğeri; birbiri ardınca bana sarılıp durdular. Onları bir zaman durdurmadım.
İkinci yalnız iri ve açık renk tüylü köpekle de bir zaman sarmaş dolaş olduk. Sonra sessizce sürüsünün yanına gitmek için uzaklaştı.
* * *
İlk komşuluk ziyaretlerimizde de sürekli haylayıp duran ev sahiplerinin henüz yaşına girmemiş iri köpeklerini de yaklaşıp sevmiştim.
Daha sonraki gelişimizde o iletişimimizden yola çıkarak selamlaştık; seviştik. Ayrılırken de bizi yol ayrımına kadar gelip uğurlamıştı…
İyi haftalar.
__________
Not: Bu yazımı, düğün için gittiğimiz memleketim olan Balıkesir/Dursunbey’den yazdım.





















