Hoşgeldiniz  
................................................ ..........................................................

KÖŞE YAZISI DAVUT FEN KANI KILCAL DAMARLARINDAN ÇEKİLMİŞ ÜLKEM!

Erkan Ilik | 11 Ağustos 2022 | Genel, Güncel A- A+

KANI KILCAL DAMARLARINDAN ÇEKİLMİŞ ÜLKEM!

Yakın geçmişte kaybettiğimiz Teknisyen Veteriner arkadaşlarımla, memlekette eşlerimiz birlikte otururlarken, biz de ikimiz, akşam akşam yapay sığır tohumlamasına gidiyoruz. Ben arkadaşıma yoldaş oluyorum. Bizimkisi öyle denk gelmiş olmalı.

Arkadaşım gerekli donanımıyla yola çıkıyor. Ben de yanındayım. Köylerimizden birindeki sığır üreticisinin, zamanı gelmiş hayvanı tohumlanacak. Arkadaşım beni o ara uyarıyor. “Sen istersen uzak dur. Bu ahırların havası ağır olur.” Ben de, “Olur.” deyip ıssız köy sokağının köşe bir yerine varıp dikiliyorum.

O ara karanlıkta sokak lambası öte bir yerde ortalığı tek başına aydınlatıyor. Karşımda bomboş kalakalkımış bir hane var. Nedense oradan bakışlarımı çekip alamıyorum. Üst katının iki ayrı penceresi kararmış, öylece uzaklara bakar bir konumda sanki. Daha çok da kurukafanın göz boşlukları gibiler. Canlılığı geçmişte kalmış yaşanmışlık izlerini andırıyorlar. Gözlerimi ayıramadığım o kurukafayı andıran hane, durduk yerde, giderek içimi burktu. Çünkü yalnızca o hane değil, koca köy ıssızlaşmış; göç vermiş.

Memleketimde yarım düzineyi geçen oranda köye adım attım. Eşimle de kısa zamanlı gezintiler yapıp bu sayıyı çoğalttık. Yok, o gittiğim köylerimizde de, uğradığımız yerlerde de canlılık yok!

Kendi köyümüz komşularından birinin etkinliğine gittiğimizde, yaşıtım olan köylümüz, karşımızda yer alan ardıçlı, pırnallı, meşeli koca dağın, sırtlarını, yamaçlarını eliyle göstererek, “Bir zamanlar, şu karşılarda, on bin hayvan yayılırdı. Şimdi ise üçyüz koyun, keçi yok.” diyerek, geçmişteki köylülerimizin canlılığına göndermede bulunmuştu. O öyle bir tanımlamada bulununca içimden kabaca bir hesaplama yapmaya girişmiştim. Yetmiş, hane kadar olan o zamanlardaki köyümüzde, her bir hane sahiplerinin yüz, yüz elli hayvanı olduğunu kabul etsek, hesap kabaca doğru çıkıyordu. Şimdilerde, o eski yaşantıyı görmüş geçirmiş hane sahiplerinden geriye çok az sayıda köylerinde kalmışlardı. İçlerinde de en genci sayılacak kişiler, ellili yıllarda dünyaya gelmiş kişiler oluyorlar.

Geçenlerde de Belediye’ye yakın parkta köylü biriyle bakışlarımız kesişiyor. O beni tanıdık buluyor, ben de onu. Geçip gitsek olmayacak. Onu birilerine o denli benzetiyorum ki artık konuşmamız kaçınılmaz oluyor. O da gülümseyerek “Sen, Şevket değil misin?” diyerek çok da yanılmadığını gösteriyor. “Yok, ben Davut.” diye düzeltiyorum. Şevket, yakın zaman önce kaybettiğimiz ağabeyim olurlar. Köye gitmek için araç kolluyor olsa da oturup biraz söyleşiyoruz. Genç yaşta köyden bizim gibi ayrılanlardan. Neyse ki artık geri dönmüş. Benim yaşımda. Benim köyde bir taş hane edinmek istediğimden de haberi var. O konuyu da kısaca ele alıveriyoruz. O da yapı ustası. Benim her bir parmağımı doğrulttuğum taş hanenin yıkılıp gitmeyip ayağa kaldırıldığına da değiniveriyoruz. İlgi artmış. Köye geri dönen sayılı birkaç haneden birilerinin yanı sıra, benim de parmak doğrultmam sanki etkili olmuş. Birileri daha geri dönecekmiş. Hem de kırklı yaşlarındaymış. “Köyün en genci o olacak ha!” diyerek aramızda gülüşüveriyoruz.

İstasyon Mahallesi’nde eski okul yıllar öncesi terk olunmuş durumda. Bir başka yere büyük ölçeklisi yapılıp çevre köylerin çocuklarına taşımalı olarak eğitim öğretim kapısı açılmış idi. Gelinen aşamada o koca yapı da atıl kalakalmış. Her bir köyden iki, üç çocuk taşımalı olarak ilçe merkezine getirilip götürülüyormuş. İstasyon’a yakın köylerden büyücek olan birine, eşim ve kardeşini de alarak, araç sürüp gezintiye çıkınca, bir tek kişiye rast gelip azıcık çene çalabildik. O kişi de Bandırma ilçemize kalkıp gidenlerden. Zamanında beş yüzleri bulan sayıda hayvancılık yaparlarmış. Veresiye satıp geçmiş. Üç baş  sığırını da yıllar önce veresiye satmışmış. Halen de parasını alabilmiş değilmiş. İlgili kişiyi hayvan pazarlarken araçlarından görüverince, eşi, “Sür şunun üstüne de, ez!” bile demekten kendini alamamış.

Geçmişin o şaşalı döneminde, köyde yeni açılan okulda iki öğretmen görev yapmışken, şimdi koca köyde üç çocuk bile okula ancak gidiyormuş. Olup olan o kadarmış.

Benim kendi köyümde ve yakın komşu köyde zaten hiç çocuk yok.

Yazımı sonuca bağlayacak olursam, diyeceğim, başlığa taşıdığım gibi olacaktır. Bizim daha henüz köylerimizdeykenki ülke nüfusumuzun kentli, köylü oranı karşılaştırması: % 80-90 köylü, % 10-20 kentli, kasabalı idi. Gelinen aşamada o oranlar tam tersidir. Hatta her açıklamasına dudak bükülen TÜİK verilerine göre de % 93,5 oranının üzerinde bir kentli nüfusa sahipmişimiz de, haberimiz yokmuş. Sancılı bir yaşantımızın oluşunun temelinde yatan gerçeklik büsbütün de odur. Kanı Kılcal Damarlarından Çekilmiş Ülkem, derken benim kastım da o yüzdendir.

Yetkili makam ve mevkide birilerine şöyle bir tasarıyı düşünmelerini önermek isterim: Her bir ıssızlaşmış, terk olunmuş köylerimizde yer, yurt satın alınmalı; gönüllü ya da, yönlendirilmiş, görece genç aileler bulup onlar oralara yerleştirilmelidirler. Öylesi ailelerin, kentli deneğimleriyle kırsalda daha bir başarılı olmalarına omuz vermek, güdülen kalkınma anlayışına da denk düşecektir. O başlangıçtan sonra, gerisinin de geleceğine, benim, hiç kuşkum yoktur.

Kişiler, kitleler, aileler, çıkış arayışındadırlar; o boyutun ayrımında olunmalı ve umutlar yeşertilmelidir.

Herkese iyi haftalar…

 

 

 

 

31 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2022 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle