İŞÇİLER ARASINDA İKİ ÜNİVERSİTELİ
kendimi, elimde ses aygıtı, öylece, bir anda öğrencilere sesleniyorken bulmuştum.
Yıllar öncesiydi. O sıra, okullarda, eğitim öğretim dönemi yeni başlıyordu. Bir araya gelmiş, Fethiye Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri topluca karşımdaydılar. Müdür Yardımcımız, beni öğrencilere tanıttıktan sonra bir konuşma yapmam için, o ses aygıtını elime tutuşturuvermişlerdi ve ben, işte o ara onlara seslendim. Öyle bir öngörü hazırlığı yapılmış da değildi.
Şöyle seslenmiştim: “Sevgili öğrenciler, böyle bir okul seçiminde bulunduğunuz için, ben, sizlerle gurur duyuyorum… Sizler okulunuzu bitirdiğinizde diğer lise öğrencilerinin düştüğü duruma düşmeyeceksiniz. Onların yaşadığı düş kırıklığına uğramayacaksınız. Üniversitelere girmek gibi bir derdiniz, takınınız olmayacak!”
Küçük oğlumun da okuyacağı okul öğrencilerine, o yönde, başat öz içerik seçimli, kısa bir konuşma yaptığım, daha dün gibi aklımdadır.
Seydikemer ilçemizde de yıllar öncesi, önümde ses aygıtı, okul bahçesindeki velilere konuşma yaptığım olmuştu.
Fethiye’dekinde orada bulunuş nedenim ise, Okul Aile Birliği Başkanı olmam özelliğimdendi. Müdür Yardımcımız, o ara, benim, orada bulunuşumu fırsat bilip başat veli olarak, öğrencilere, seslenmemin, yerinde olacağını düşünmüş olsalar gerekti.
Ben de zaten, elbet, su götürmez nitelikte, kararlı, bir dava adamı oluşumu iyi yansıtmış olacağım ki, idareciler de, benim, o yanımı, daha en başta hemen sezinleyip keşfedivermişlerdi.
O ara, bize, Karaçulha öğrencilerinin sabahları on beş dakika geç geldikleri sorunu iletilmişti.
Hemen çözüm odaklı hareket ettik. İlgili Belediye Başkanlığı’na sorunu iletip çözümünü istedik. Sorun da giderilmişti.
Boş olan okul müdürlüğüne yenisi de atandı.
Boyutun bu kadarını özellikle dile getiriyorum ki, şimdi vereceğim, iç sızlatan, yürek burkan örneğimle, o, kindar-dindar eğitim amaçlı zihniyettin(!), ne denli çuvalladığına azıcık da olsa değinmiş olayım istedim.
Burada, memleketimde, araç bakımım için, işim sanayi çarşısına düşmüştü. İşim görülürken, ben de o ara ortalığı gözlem amaçlı kolaçan edeyim dedim.
Sanayi çarşının bazı yerleri araç gömütlüğüne dönüşmüş. Örneğin beş-altı çeşit traktör artık kullanılamaz olmuş, bir köşeye çekilmişler. Yığınla hurda araç parçası bolluğu var. Akıl edilip onlardan müze vari türde sergi bile kurulabilir. İlginç de olur hani!
Düzlüğü kadar yamaçlığı da olan sanayimizin üst başı olduğu gibi kayalıktır. Dev boyutlu kayalar vardır. Oralardan bir resim karesi çekmek istedim, yukarılara yürüdüm. Karşıma bir kimya tesisi çıktı. İçeridekilerin yanına vardım. Söyleştik. Çaylarını içtim. Genç biriyle konuştum. Ön lisans eğitimliymiş. Babası ise yapı ustasıymış. Güncel konulara girdik. Açmazlarımıza değiniverdik. Benden genç iki kişi artık ilçenin genel zihniyetinden de ayrışmışlar!
Genç olanın o yapı ustası olan babası yanında on kadar işçi çalıştırıyormuş. Bazıları emekliler olurken, içlerinden ikisi ise üniversite bitirmiş gençlermiş(!).
O ustanın oğlu sanat okul çıkışlı imiş. O da hafta sonlarında iki günü babasının yanında çalışıp günlük yevmiye olarak üç bin lira alıp geliyormuş. Sanat okullu olan arkadaşlarının hiçbiri de boşta değillermiş. Asıl sözü getirmek istediği yer de zaten burasıydı.
Herkese iyi haftalar…























