Ortalık, o büyük deprem yıkımıyla da, siyaseten de hiç olmadığı kadar toz duman…
Ülke olarak yaşadığımız büyük deprem yıkımı gündemimize tüm ağırlığıyla, dizbağlarımızı çözercesine oturması yetmiyormuş gibi üstüne üstlük, seçim süreci odaklı olarak, bir de siyasî deprem yaşamaktayız.
Aslında bu boyut ulusal basının konularıdır. O yüzden de, bize düşen, olayların yerelde bize yansımalarından söz etmektir. Öylesi daha yerinde olacaktır.
Kalabalık ortamlı, bir çember oluşturarak, birlikte yaptığımız söyleşilerimizde memleket gidişatına sıklıkla değiniriz. O yeni anayasal düzenleme ile, tek kişi belirleyiciliğine olanak sağlayan Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği Genel Seçimleri sürecine girilmişken, büyük deprem yıkımı etkisinin yanı sıra o boyuta ilişkin söz edilmeden de duruluverilmiyor.
Bahriye Üçok Halk Evi’mizin açık alanında, ortamızda yer alan masanın çevresindeki o geniş halka oluşturarak yaptığımız söyleşilerimizde dile getirilen gidişatımıza ilişkin söylemlerde, ben, iyimserliğimi korurken, konuşmacı arkadaşlarımızdan bazıları, özellikle kaygılı olduklarından söz etmeden duramamışlardı. Hemen hepsiyle de aynı yaş kuşağının insanlarıydık. Deneyimleri, donanımları çoktu.
İçimizden bazılarımız, yine de eski tutumlarındaydılar. Seçimlerin yapılmayabileceğinden tutun da, yürütmenin başındaki zihniyetin işi yokuşa sürebileceği kaygılarını taşıdıklarını dillendiriyorlardı.
Bir yere kadar kendilerine hak vermiyor da değildim. Çünkü bu zihniyet, her ne kadar gözü kara olarak hareket etse bile yine de eşyanın doğasına aykırı davranamayacağı öngörüm vardı. İçimizdeki kötümser, karamsar olan arkadaşlarımızdan biri, zaman zaman birbirimize çarşı-pazarda denk gelerek ayaküstü yapıverdiğimiz söyleşilerimizdeki gibi daha önce de seçimlerin yapılmayabileceği öngörüsünü yinelemeye yeltendiklerinde, ben, hemen tepki verip “Aklınızdan bile geçirmeyin.” demeyi yeğliyordum.
Ne var ki bu gözü kara zihniyet, beni de iki kez, o öngörülerimde yanıltarak, “Yapamazlar, o kadarına kalkışamazlar.” dediklerimi, yapmaktan geri duruvermediler, bildiklerini okumayı sürdürdüler. O hareketlerinde ne kadar da gözü kara olduklarını göstermişlerdi.
Karamsar, kötümser arkadaşımızın, öne sürdükleri, gerçek olmamışsa da, benim öngörülerimden önemli olan ikisi için, başkalarınca kendilerinden umulanı yapmışlardı. O iki önemli aşama ise şunlardı: birincisi “İstanbul seçimini yenileyemezler.” demiştim; yenilediler. İkincisi ise davamızın başarılı “İstanbul bayan il başkanımızı(!) seçimler öncesi siyaset yasaklısı yapamazlar.” demiş bulundum; anılan zamanda bal gibi de yaptılar(*). Demek gözü kara zihniyet olmak böyle bir noyut imiş.
O Halk Evi’mizdeki kalabalık ortamlı söyleşimizde de davamızın önde gelen genel başkanımızın Cumhurbaşkanlğına adaylığı yolunda gider, açıklanmasında bir sakatlık olmaz, öngörümde de yanılmayacağımı düşünmekteydim. Bazı arkadaşlarımız ise kaygılıydılar. Zamanında arka çıkıp iş birliği yaptığımız genel başkan ve kurmay heyetine güvenilemeyeceği yönünde sözler de edilmişti. Davamızda, sola, özellikle de mecliste üçüncü büyüklüğe sahip ve hakkında kapatma kararı çıkartılmaya çalışılan kesimin katılacağı bir güç birlikteliğine kapıyı sürekli kapatan bir önceki seçim iş birliği yaptığımız o genel başkanın bir halt yiyebileceği dillendiriliyordu. Ben de, o genel başkanın, sandığa seçmenlerini topluca götürüp dilediği yönde oy kullandırmakta sıkıntısının olabileceğini söylemekteydim.
Hiç kıvırtmadan belirteyim ki, bu kez o kaygısı olan arkadaşlarımız haklı çıktılar.
Altılı Masa Bileşenleri’nden biri olan Bayan Genel Başkan’ın ağzından çıkıp dökülen sözler de, ülkemizde yaşanan büyük yıkıcı deprem sonrası, siyaset alanında da bir deprem etkisi yarattı. Yapılan açıklamalar ile ülkemizde halkımızı acıya boğan o büyük yıkım sanki ikincil bir gündeme itiliverilmişti.
* * *
Umutlarımız yeniden yeşerdi. Bulut arkasından çıkan güneş parlak oluyor(**).
Umut kırıcı açıklamaların ardından, çoklu bir merak oluşmuştu. Hemen her kafadan ses çıkıyor; yorum üstüne yorumlar yapılıyordu. Herkes tv. canlı yorum ve tartışma programlarına kilitlenmişlerdi.
Ben de, tüm o boyuttaki açıklamaları izliyor, internet ortamından ise, olacakları öngörmeye, okumaya çalışıyordum. Etkili olabileceğim internet ortamlı paylaşımlardaki yapılmış ve yapılacak olan eleştirilerde incelikli bir dil kullanılmasını salık veriyordum. Açıkçası, umutsuzluğa pabuç bırakmak istemiyordum.
Gelinen aşamada ise, artık, çok daha umudumuz var. Umutlarımız, yeniden ivme kazandı; kaldığımız yerden ileri taşınmak üzere hareketlendi.
Beni bitireceklerdi, im dadıma Genel Başkan yetişti; bize on beş vekil verdiler, diyen Genel Başkan, sürece destek vermeye yeniden yöneldiler; şahlanacak olan Genel Başkan ve kurmaylarına, omuz vermek üzere, Altılı Masa Bileşenleri’ne döndüler. Gecenin ileri saatlerinde de umulan sonuçlara varılmıştı. Yabancı basın başlıkları da hoş ve ilginti.
Öngörmek, gidişatı doğru okumak işi, herkesin harcı değildir.
Herkese iyi haftalar…
_____________
(*) Yanılmıyorsam o dava üst yargıdan dönerek düşmüştü.
(**) Brezilya atasözü.





















