BİRER YANKESİCİ ENSELEMİŞLER GİBİ!
Geçiğimiz Çarşamba günü CHP’nin başını çektiği İstanbul-Gaziosmanpaşa’da, karşıt kesim kitlesel eylemi vardı. Besleme yandaş tv. kanalları dışındakiler, eylemi canlı verilmişlerdi.
Adı geçen yeri kabaca bilirim. Bizim yaş kuşağımız, okumuş, tanış memleketli İstanbul’dakilerin, aylar öncesinden belirledikleri hoş gün için, Bursa çıkışlı arkadaşımla buluşup orada kalıveriyorduk. Ahım şahım bir konut değildi. Kentsel dönüşüm alanı içinde, ötesi, berisi de iyi bakım isteyen, bir yapıydı. Sahipliği bile güçtü. Daha açıkçası, hiç tekin bir yer değildi. Orada kalmak bizi olmadık masraftan alıkoyuyordu.
Genel Başkan’ın, yürütmeye karşı eylemlilik olarak nitelediği o akşamki kitlesel etkinlikte, bir başka tür konuşma yapılmıştı. Elbet, öncekiler gibi duyarlı bir kalabalık yine oradaydı.
Bir halt yiyip yine kulaklarının üstüne yatmış olan karşıdevrimci kesim, bu kez irkilmişti. Kastı aşan sert sözler, hedefi on ikiden vurmuştu.
O söyleme neden olan olayı bilmeyen, duymayan kaldıysa, kısa açılımını yapıvereyim.
Kendileriyle ilgili konularda, bilgisi alınmak üzere savcılık çağrısı yapıldığında geleceğinden kuşku bile duyulmayacak, seçilmiş, sayılı kişiler vardır. Onlar, erken saatlerde, gözaltına alınmışlardır. Sonrasında da sözde kaçma, kanıt karartma kuşkusuna karşı, tutuklama önlemi de işin içine girmiştir. Onunda yolu yordamı vardır. Kişinin hasta olup olmadığı göz önüne alınır. O nedenle de sağlık kurumu devreye sokulur. O işlemin de hukuksal ilkesi, kuralı bellidir.
Sen gel, ona yakın sayıdaki, seçilmiş saygın kişileri art arda sırala. İki yanlarında iki kolluk görevlisiyle bir çukurdan yukarı doğru, tutuklu olarak yürüt. O ara birde çekim yap; yandaş tv. kanallarına dağıtımı yaptırt; yayınlanmasını sağla.
Sanırsınız, kolluk güçleri, yerli yerinde hareket etmişler de o sayılı kişileri, yankesicilerin suçüstü hali türü enselemiş, ele geçirmişlerdir.
İşin aslı öğle değil işte!
O tutuklu kişilerin, sonuçta, üzerlerine atılı olan suçlamalar altında kalacak olsalar bile, yasal hakları vardır. O hak da yargı, ileri sürülen kanıtlar gereği, kesin kararını verdiğinde biter. Kısıtlılık hali, keyfi olamaz; yargı kesinleşmesiyle başlar.
Oysaki bir üst akılla çekimi yapılıp yayınlanan o görüntülere bakıldığında yaman bir çelişki hemen göze çarpar. Daha işin başında, kararın verildiği; o tutuklu kişilerin zaten hiç kaçar, kurtulur yanlarının (!) olmadığı izlenimi verilmek istendiği çok açıktır.
Evrensel tutuklu kişilik hakları da neymiş, denilse gerek.
Gözü karalık(!) almış, yürümüş işte.
Karşıt kesime göre, bıçak kemiğe dayanmış değil; kemiktedir. Bu, yanlı, yansız kesimlerce de öyledir.
Genel Başkan, yürütmeye apaçık uyarıda bulunup bayağı bir efelenirken, yerden göğe(!) haklıdır.
Olağan çekişme boyutu mu kaldı? Seçilmiş olmak da seçim süreçleri de, halk istenci de çokça örselendi.
Yürütmenin başının, eşit koşul ilkesini hiçe sayıp onca çabaya karşın kazanamadıkları ve eldekilerden de kaybettikler büyük belediyeler vardır. Çok borçlu o belediyeler için, ilgili bakanına, Silkeleyin bunları, buyurduğu, akıl tutulmasından sayılabilecek, o yersiz, hadsiz, tavırları nasıl olur da sineye çekilir?
Şu aralar, Düşman hukuku, diye bir söylem boşuna mı ediliyor sanıyorsunuz?
Herkese iyi haftalar…





















