“BARIŞ SÜRECİ” DENİLEN GİDİŞAT
Başımızdaki yürütme erkinin küçük ortağının Genel Başkanı, tuttu, mecliste bir harekette bulundu. O harekete yüklenen anlam, anlık olmaktan çıktı; ardı sıra da çok ses getiren bir konuşma ile ivme ve derinlik kazandığı görüldü.
Konu üzerine çeşitli yorumlar sıralandı. Geçmişte yaşanan, başka benzer harekete, göndermeler yapılan yeni bir gündemimiz oldu.
Arkası da geldi; o günden sonra ülke gündemi hızla yeni bir boyuta evrildi.
Buzlar çözülüyor mu, havasından tutun da, çekilen onca acı ve sıkıntının artık sonuna gelindiğine ilişkin, iyimser yorumlar bile o kapsam içine sokuldu.
Yokluğu, yoksulluğu, geçim sıkıntısını başat sorun belleyip durur iken, yeni gündem özgül ağırlığı ile baskın çıktı; geçmişte kalan yakıcı, yıkıcı yanlı sorunlardan biri olarak, hak ettiği yerle, hepsinin de ötesine geçti; öncelikler sırasını altüst etti.
Sözde de olsa, bizim halkımızın, gelinen aşamadaki o temel geçim sıkıntısı, bir biçimde, sanki hal yoluna sokulmuş gibi, özellikle ötelenip arka sıralara çekildi; en azından, yürütme erki böyle düşünmüş, olsa gerek.
Gündem oluşturan boyutta ise, kimilerine göre, yol bile alınmaya başlandı.
İlgili heyetler kurulup oluşturuldu; gidildi, gelindi; konuşuldu, görüşüldü. Halen de bu geliş ve gidişler sürüyor.
Alınan kararlar da var…
Kuzey Irakta, temsili bile olsa, o silahlar teslim alınıp yakıldı.
Bir de, hele bir durun, ne olup bittiğini daha net görelim, diyenlerimiz yok değil.
Yapılana, edilene dudak büküp gülümsenirken, amaçlanan öngörüye pabuç bırakmak istemeyen bir kesimimiz de var. İşin içinde, gelecek seçime dönük bir yatırım olduğu kuşkusu yabana atılmıyor. Başı sıkışan yürütme erki bunu hiç de gizleyemiyor. Bu yüzden, işin meclis ayağında, sıkıntı yaşanacağı, işte asıl o zaman, dananın kuyruğunun kopabileceği öngörüleri yapılıyor.
Ülke içinde bu yöndeki yapısal hareketlenmelerin, aslında dış etken kaynaklı olduğunu düşünenlerimiz haksız da sayılmazlar. Aslında ben de onlardan biriyim. Komşumuz Suriye’de olup bitenler neyin nesidir? Orayla bir bağlantı kurulmasa olabilir mi? Orayla hiç ilgisi olmadığını kim söyleyebilir? Oradaki varılan aşamayı, yerli yerinde izlemiş olanlarımız hangi yargıya varmışlardır acaba?
Kim ne derse desin, onca olup bitenlerden, bir sonuç çıkartamamak, körlükten başka bir nitelemeyle tanımlanamaz. O tür bir körlük, büyük saflık olur. Dünya, gün gün, yeniden kurulup duruluyor.
Elbet günün gerekleri de değişiyor.
İçtenlikten uzak, gerçeklik yanı olmayan; göz boyama(!) türünden bir algı yaratılma çabasından söz eden, al, ver, kurgu, kuşkucusu, olanlarımız da var. Ne var ki, işin şaka götürür yanı da hiç yok. Orası bir kere kesin.
Ülke iç barışımızı sağlama konusunda, varılacak sonuç kerte ise meclistir. İşin o ayağında ise, yürütme erkinin elinin güçlü olup olmadığı açıkça görülecektir.
İçeride(!) haksız, hukuksuz yere tutuklu yatırıldığı ileri sürülen, onca seçilmiş ve Gezi Eylemcisi varken bir uzlaşıya varılamayacağı da öngörülemez değildir.
Kısaca, başat açmazımız, kusurlu demokrasimiz oluyor. Yürütme erki, bu tutum ve tavırlarda iken, Meclis Başkanımızın görev üstlenerek, işin üstesinden gelebileceğini düşünen kaç kişi vardır, merak ederim.
Hal böyleyken, başat hedef seçilen İBB Başkanı’na ne yapılacağı konusu ise belirsizliğini koruyor.
Yürütme erkinin ve küçük ortağının bir gidişat tıkanıklığı sonucu bu yola girdiğini düşünenlerimizin sayısının az olmadığı kanısındayım. Bunlardan biri de yine ben olduğumu belirtmek isterim.
Herkese iyi haftalar…





















