İnsanın karnı nerde doyuyorsa memleketi de orasıdır demiş eskiler. Sahi öyle midir? Doğduğumuz yer değil, doyduğumuz yer midir memleketimiz? Ya da kaç memleketi vardır insanın? Doğduğumuz yer, doyduğumuz yer, büyüdüğümüz yer… Hangisi insanın gerçek memleketidir? Aslında kısacık ömrümüzde nereyi benimsediysek orasıdır bizim memleketimiz. Evimize nerde ekmek götürebiliyorsak orasıdır. Ailemiz nerdeyse bizim için orası memlekettir. Şehrin adının çok önemi yoktur bizim için. Doğu olmuş, batı olmuş fark etmez. Yeter ki aynı bayrak altında olsun. Eşyalarımızı toplar, hüzünlerimizi, mutluluklarımızı, umutlarımızı küçücük bavula sığdırmaya çalışıp vedalaşırız memleketimizle. Yeni memleketimize doğru koyuluruz yola. Evimiz bizim sırtımızdadır aslında. Kaplumbağa misalidir bizim gibiler. Bizim gibi babası polis olanlar…
Baban ne iş yapıyor sorusuna hep gururlanarak cevap verdim. Benim babam polis dedim. Ben polis kızıyım dedim göğsümü gererek. Hep hayranlık da duydum babamın mesleğine. Evet hayranlık duyulacak bir meslek doğru. Ama zor iş polis olmak. Biz sıcacık yataklarımızda uyurken, yağmur çamur, kar kış demeden, canı pahasına bizi bizden çok düşünmek zor iş. Daha gün aymadan işe gidip, gecenin kör karanlığından işten dönmek zor iş. Ailenden uzak göreve gitmek, siz yemeğe beni beklemeyin, benim ne zaman geleceğim belli olmaz demek zor iş. Polis olmak zor iş ama polis çocuğu olmak da zor. Polis eşi olmak da zor. Hayatın birilerinin dudaklarının arasından dökülecek iki kelimeye bakar. Gittiğin şehirlere alışmamaya çalışırsın. Çünkü bilirsin orası senin son memleketin değildir. Her sınıfı başka okulda okursun. Her yaşının arkadaşı da farklıdır. Dostlarını bavula koyup götüremezsin de gittiğin yere. Sadece toplayabildiklerimizi taşır amcalar. Kırmızı kamyonete eşyalarımız sığar ancak. Hüzünlerimizi, umutlarımızı, arkadaşlarımızı, öğretmenlerimizi arkamızda bırakmak zorunda kalırız. Bazen onların hatırası da silinir aklından. Hatırlayamayacak kadar az kalırsın bazı memleketlerde. Bazılarında ise ömürlük dost edinecek kadar çok. Hafızalardan silinmeyen tek şey kırmızı kamyonetin arkasından el sallayan, gözyaşı döken, birkaç çift göz. Her şehirden ayrılırken farklı insanlar, ama hep aynı duygular vardır o kamyonetin arkasında.
Ben çocukluk arkadaşı nedir bilmem. Doğduğun evde büyümek nedir, ilkokul arkadaşlarınla aynı liseye gitmek nedir bilmem. Babamın hafta sonu göreve gittiğini bilirim. İzin alamadığı için Bayramları evde geçirmeyi, annemin saatlerce camda babamı beklediğini bilirim. Beklemek ne zordur bilir misiniz? Ya da bir polis çocuğunun ve eşinin en iyi yaptığı şey nedir bilir misiniz? Dua etmek. Biz annemle en iyi bunu biliriz. Çünkü en sevdiğimiz için yapacak başka hiçbir şeyimiz yoktur. Ve ne acıdır bu bir bilseniz. İki elimiz bağlı beklemeyiz tabi. Avuçlarımız açılır semaya, gözyaşlarımız akar toprağa. Dudaklarımızda hep bir kıpırtı. Biz seni bekleriz. Biz seni, kapı ardında bekleriz benim kahraman babam
Bilmediğim çok şey olsa da babamın yirmi beş yıllık meslek hayatında bize hiç haram lokma yedirmediğini, dişini tırnağına takıp bizim için çalıştığını da çok iyi bilirim. Mesleğine olan sevgisini de saygısını da bilirim.
Ömrünü mesleğine adamış polislere ve ailesi için çalışan, tüm fedakâr babalara…




















