Hafta içinde, memleketlim; elli yıldan çok bir geçmişe sahip arkadaşım ve eşi konuğumuzdular. Onlar bize komşu ilçe olan Çameli‘ndeki bir başka dost-arkadaşlarının yanından çıkıp gelmişlerdi. Antalya‘da da oğulları vardı. O oğullarının yanında bir süreliğine kalmaya geldiklerinde de bizim gibi görece yakınlarda bulunan eski dostlara uğramayı akıl etmişlerdi. Buraları öğrenmişlerdi; kendileri Ramazan ayında da konuğumuzdular.
Komşu ilçe Çameli‘nin belediye başkanlığının ne yönde olan birilerince kazanıldığını konuyla ilgili olanlarımız hemen bileceklerdir.
Yerel Genel Seçimlerin yapıldığı tarihten hemen sonraları kendileriyle birlikte kahvaltı ettiğimiz Yayla’daki ev sahiplerimiz, belirli aralıklarla Denizli Pamukkale Üniversitesi Hastanesi‘ne Çameli üzerinden gidip gelmekteydiler. O nedenle her nasılsa söyleşimize konu oluvermişti. Ev sahibimiz bey, Çameli Belediye Başkanlığı’nı da Fethiye’mizde olduğu gibi CHP’nin kazandığını söylediğinde, benim inanasım gelmemiş, kuşkuyla karşılamıştım. Sonra da eşimin akıllı telefonuyla internete girip işin doğrusunu öğrenmeye yönelmiştik. Gerçek hiç de öyle, söylendiği gibi değildi. Sizlerin hemen de anlayacağınız gibi o ara ben de hayal kırıklığı yaşamıştım.
Elli yıllık arkadaşım ve eşi, bize konuk olmazdan önce Çameli‘nde olan dost-arkadaşlarında kalmış olduklarından orayla ilgili konuşmalarımız da söyleşimiz içinde yer alıyordu. Oranın belediye seçimlerini ülke yönetimini elinde bulunduran kesim, çok yüksek bir oy oranıyla kazanmış. İç kesimlerin bilinen tutumunun öyle olduğu kanıksanmış bir sonuçtu. Yine de konunun bu boyutunu ele alıp ileri geri tartışmadan da edemiyoruz.
Arkadaşım, bizim o gençlik dönemlerimizde aşırı sağ uçta yer almış birisidir. Şimdilerde de ülke yöneticilerine ve onlara payanda olan eski partisine veryansın edip eleştiriyor.
Karı-Koca olarak, CHP’yi ve İstanbul Büyükkent Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu‘nu da dillerinden düşürmüyorlardı. Kapalı giyimli eş, aileden tutucu bir çevreden gekmekteymiş. Namaz niyaz, yakarı konuları sıkça ağızlarında yer alıyor. Arkadaşım öğretmen emeklisidir. Söylemlerinde de inanç boyutuna sıkça gönderme yapıyor. O taraklarda bezi olduğu çok belirgin. Okuduğu kitaplar arasında da, ülke gündemimize gelmedikleri gün neredeyse olmayan o tarikatların karanlık iç yüzlerini deşifre edenler başta yer alıyorlar. O yüzden de, ortak düşüncede buluşmamız ancak ülke yönetime karşıt olmakla kalıyor; ben, başat sorun geçimdir; gidişatı belirleyen de o boyuttur, diyorum. O ise ille de inanç boyutuna sözü getirerek, takıntılı bir tavırla hareket etmekte üsteliyor. İlahiyet konusunda akademik biri olup CHP’den meclis üyeliğine de seçilen, zaman içinde ayrı bir parti de kurmuş olan, tv.lere çıktığında, yobazlara verip veriştiren, bilinen doğruları yerle bir ederek gündem oluşturan rahmetli Yaşar Nuri Öztürk‘ün, canlı yayımlanan meclis konuşmalarına çıkmasına engel olunduğundan söz ediyor. Hatta daha ötesi de var; arkadaşımın edindiği bilgilere göre, CHP, o konuda, baskın konumundaki yönetimde olan partiyle de işbirliği(!) yapmış. Siz gelin de inanın!
Sizler de bilirsiniz ki, benim, o tür söylemlere hiç pabuç bırakasım yoktur. Arkadaşım ve eşi, ülke halkımızın inanç boyutunda tutucu davrandığını, tabularla hareket ettiğini üsteleyerek belirtmekten geri durmadılar. Ben de, “bu yönetim, yaşadığımız her parasal odaklı sıkıntılı, bunalımlı dönemlerde yapılan seçimlerde büyük oy kayıplarına uğradı” diyerek, “temel sorunumuz geçim boyutludur” savında direttim de direttim.
Başlığa da taşımış olduğum komşu ilçe Çameli‘ye elbet yine döneceğim.
Hani geçen haftalar içinde İlçe Kadın Kolumuzun düzenlemiş olduğu Kahvaltımız vardı ya, işte o sabah bazı konuşmalara tanık oldum; bozuldum. İçimizden bazıları o kahvaltımızda arkadaşlarıyla karşılaştıklarında, kaplıcaya gitmekten, daha önce de gittikleri gibi, birlikte gezilere çıkmaktan, bir arkaşımız da kışı yurt dışında bir ülkede geçireceğinden söz ettiler. Bu konuşmalar yakınımda yapılmışlardı. Sanırsınız dünya umurlarında değil.
Ben, bir dava adamı olarak(!) sizlerin düşünce tarzınızdan ayrışırım; öylesi kahvaltılarımızın da Kordon gibi hoş bir deniz kıyısında olmasından çok, halkımızın da bir araya gelişimizden etkileneceği, hatta onlardan katılımların da olabileceği daha iç kesimlerde, taşra sayılabilecek yerlerde yapılmasından yanayımdır.
Madem ki, bir dava için hareket ediliyor; Çameli gibi yönetimin büyük oy desteğine sahip olduğu komşu ilçe halkına etki edilebileceği hesap edilerek oralara da yönelinmesi gerekir, diye düşünürüm. Hem oralarda pazar alışverişi yapılır, hem de tutucu olan halkla bir biçimde iletişim kurularak yönetime verdikleri o yüksek oy desteğinin kırılmasına çalışılır. Kolay değildir, biliyorum ama “başlamak bitirmenin yarısıdır”, ilkesiyle hareket edilirse yol alınır.
Katılırsınız, katılmazsınız; o boyut zaten tartışmaya açıktır; orası sizlere kalmış; ben, kıyısından köşesinden de olsa komşu ilçe halklarıyla buluşulup kendi davamız yönünde kazanılmaya çalışılmasını önemsiyorum. Onların kendi hallerinde bırakılıp, ne halleri varsa görsünler, denilerek uzak durma tutumunu hiçbir biçimde onaylayamam.
İyi haftalar…
___________
Not; Halk Evi’mizde, masalarda “BirGün” gazetesini bolca görüp hoşnut olduk.






















