KİTAPLA RANDEVULAŞ
“Kitap okuyamıyorum, yardım edin” çığlığımı duyan bir arkadaşım, “hani sen kitapları severdin. Ne oldu?” der demez, başımdan geçen kitap maceramı anlatıp “Artık kitapların ekseninde düşünmeden hayatımı idame etmenin yolunu bulacağım” diyecektim ki “sen kitapla randevulaş, sen sözünde duran dakik bir adamsın. En iyisi kitapla randevum var de ve okuma eylemine devam et.” dedi.
Kitapla randevulaşmak fikri, çok da hoştu. Hakikaten randevulaşırsam o kitap benim elimden kurtulamazdı. Hadi o zaman kitapla randevulaşayım. İçinde bulunduğum arayışlardan kitap ile kurtulmalı ve en iyi arkadaşları bulmalı idim. Ama o tüpçünün dediği “her yerde var olanı anlamak için uğraşma. Sana anlatılanı anladığın kadar anla yeter. Öyleyse anlamak için kitaplar değil anlatılanlar yeter…” dediği bu sözün yanına maişet kavgası de eklenince insan donup kalıyor.
Oysa kafamdan bunu atmalıyım. “Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter” atasözü ile Allah’ın (c.c.) her canlıyı rızkı ile birlikte yarattığını ve çalışıp çabalayanın rızkını bulacağını düşünüp kendimi kitaplara vermeliyim. Ben en iyisi, iyi bildiğim kitaplara döneyim. Kitap, benim sadık dostlarım.
Onlarla artık randevum olduğunu bilmeli ve her hafta ya da on beş günde bir, kitabın dibini bulmalıyım. Bulduklarımı da “kitabın dibi”nden yeniden okumalarla yenilemeliyim. Hazır şimdi elimde olan daha önce de okuduğum Kuyucaklı Yusuf ile başlamalıyım. Ya da bu aralar milletin direnişi ile püskürtülen ve yerle bir olan darbenin (darbe teşebbüsünde bulunan, yardım ve yataklık edenlerin Allah belasını versin) daha önceki darbeleri anlatan darbe romanlarını mı okumalı bilemiyorum. Sayın Hocam, Alaattin Karaca’nın 25.07.2016 tarihli Karar gazetesindeki “Darbe ve Şair” başlıklı yazısında önerdiği şu darbe romanlarıyla başlamalıyım aslında:
“Hazindir, 1960’ta darbeyi alkışlayanlar, 12 Mart’ta silahlar bu kez kendilerine döndüğünde, darbenin gerçek yüzünü gördüler. Bir Düğün Gecesi, Yarın Yarın, Her Gece Bodrum, Yaralısın, Şafak vb. romanlarda, işkenceleri, baskıları anlattılar.”
Karaca’nın aynı yazısındaki sonuç bölümünde değindiği şu cümleler önemli:
“Artık anlamalıyız: Bizim veya sizin darbe diye bir ayırım yok! Tüm darbeler, şiddet, kan ve baskı içerir, kime, kim tarafından yapılırsa yapılsın. Ve şiir, özü gereği her türlü darbeye karşıdır; çünkü sivil bir etkinliktir ve “muvazzaf şairler”in devri kapanmıştır!..”
İkra / Oku. İslam’ın ilk emri olduğuna göre bizi kurtaracak olanın okumak olduğuna yeniden göz kırpıp “kitapla randevulaş” diyerek yeniden akşamın kızıllığını kelimelerin gizemli anlam dünyalarında bulup kitabın dibini görmeliyim.
İşte bulunmaz bir fırsat. Zamanın varken, işin gücün yokken, zihninde iş teorileri üretirken en iyisi “kitapla randevulaş.” Sakın ola “Boş zamanlarımda kitap okuyorum” deme. Çünkü kitap boşlukta değil ayaklar yere basarken okunmalı.
Hayatının en kaliteli zaman dilimini yakala ve kendi benliğine anlamlı birkaç kelime ekle diyorum kendi kendime ve ekliyorum: “Oku.” Çünkü randevun var hem de kitapla. Şimdi kitapla olan randevuma geç kalmamalıyım. Yoksa Kuyucaklı Yusuf kızar. Eğer o romanı okuduysanız bilirsiniz. Yusuf haksızlığa gelmez ve haksızlık karşısında cezasını kendi vermeye kalkar. Gerisi “kitabın dibi”nde.
Aydın Adnan GÜMÜŞ





















