KIRSALIN BÜYÜSÜ
Mayıs ayındaydık. Dostlarımızdan çok gezmiş bir arkadaşımız bize bir öneri getirdi. Üç hemşehri aile birlik olup yola düştük.
Bizleri ilk kez öyle bir yere götürmüştü ki, çevrenin hoşluğundan ağzım açık kalakaldı desem yalan olmaz. Yeşermiş doğa ile birlikte coğrafî konum bana oldukça ilginç gelmişti. Başınızın üstünde yüksek bir dağın çıplak doruğu… Onun yamaçlarında, ta aşağıdaki bizim de bulunduğumuz düzlüğe kadar inen çam ormanı… Dağın dip yaptığı yere dek uzanan ve de yemyeşil görünen ova… En çok da belli bir yerden görünüveren bu derin düzlüğü hoş bulmuş, ilgimi oraya yoğunlaştırmıştım. Gittiğimiz asfalt yol da orada ovadan yukarıya uzanıyor, düz bir doğrultu çiziyordu. İleride bir tek yapı gözümüze ilişmişti. Oranın yabancısı oldukları çok açıktı.
Durup araçlarımızdan indiğimiz yerin sağında bir cami, karşısında, yolun solunda da öğrenci ve eğitimcileri artık kalmamış eski bir okul vardı. Cami ne kadar özenle ele alınmış ise okul da onun tersine konumundaydı. Ot bürümüş geniş bahçesinin zamanında kıyılarına dikilmiş serviler gelişmişler, ortamı hüzünlü kılıyorlardı. Köşede su kuyusu, üzerinde de artık çalışmayan tulumbası vardı. Gül benzeri çiçekler bakımsız olarak yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Yeşile bürünmüş ortalık yerde bu iki yapıdan başkası da yok.
O geniş bahçede semaverle çay demleyip içerken yiyeceklerimizi yedik. Çevrede yer alan toprak bir yolda dairesel bir yürüyüş de yaptık. Eşlerimiz, yeni olgunlaşan kirazlar topladı. Ortamı biraz daha tanıdık. Ben yine bir taş yapı görüp bayıldım. Onu bir güzel de inceledim. Resimlerini de çektik. Hoş bir gezi oldu.
Toplumsal iletişim ağında çekilen resimlerden birini de sayfama kapak yaptım.
Sonraları orası hiç aklımdan çıkmaz oldu.
Orada gördüğümüz, atıl kaldığından terk olunan, o yüzden de tuğla duvarları artık erimeye başlamış okulun, ayakta tutulup yeni bir alanda hizmete sokulabilmesi için, arayışlara girdim. İlimize yolum düştüğünde ilgilenebileceğini düşündüğüm Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda o sıra bulabildiğim ilk yetkili kişi olan Başkan yardımcısına konuyu açtım. İl Milli Eğitim Müdürlüğü İnşaat Şube Müdürüne çıktım. İki dernek, eski bir belediye başkanının kulağına kar suyu kaçırdım. İlçemizin ilgili Milli Eğitim Şube Müdürlükleri’ne yeniden yeniden çıktım; görüştüm. Bu işlerin peşini bırakmazsanız o hayaliniz, tasarınız öylelikle gerçekleşir.
Düşündüm ki, orası yöreye gelmiş yürüyüş grupları için… derneklerin, eğitsel, kamp amaçlı hareketleri için… siyasî partilerin örgüt içi, kitlesel açık alan eğitim çalışmaları için… biçilmiş bir kaftandır.
Yapıyı elden geçirip baştan aşağı onarmak için bir veya birkaç kuruluş omuz verebilir.
O nedenle iki kez daha oralara yolumu düşürdüm.
* * *
Çıkıp geldiğimiz ilçemizde de benzer hayaller kurardım. Orada merkeze pek uzak sayılmayan hoş yerlerimiz vardır. Dere kıyılarımız da az değildir. Ben, dere kıyılarından çok, ilçemizin kuzeyinde kalan kırsalda, tek tük yapıların yer aldığı cep gibi düzlüklere gitmemizi önerir, bunu da onaylatırdım.
Dört aileydik. Ben, oralara ilişkin hayallerimi anlatırdım.
Ortak da olsa bir kır evi yaptırtabileceğimizi dile getirirdim. Hatta o konuda bir arkadaşımızın tanıdığından bize arazi hibe etmek bile önerildi. İnşaat işleriyle bayağı bir uğraşmış arkadaşımız, bir takım hesaplardan sonra onay veremeceyeğimiz bir tablo önümüze koyunca diğer iki arkadaşımız dudak bükmüşlerdi. Ben de üstlerine daha çok varamadım.
Gidip görünüz ki, şimdi orada iki ayrı nitelikte koca bir mahalle oluştu. İlki için halk “Kerizkent” der.
O sözünü ettiğim arkadaşlarımdan biri de oradan konut edindi. İkinci yer ise ilçenin en seçkin, öngörülü yapılmış bir köşk topluluğu olup çıktı. Beğeni sahibi ve gelir sorunu olmayan seçkinler, oraya kapak attılar. Sizin burada altı yıl görev yapan, yüksek mevkideki yargıcımız da orada mülk sahibidir.
Norveçli yazar Knut Hamsun’un, güçlü başat kişiliği ve kırsalı konualan bir romanı vardır: “Toprak Yeşerince” diye. O romanı çok önemserim. Gençliğimde onu keyifle de okumuşumdur. O roman beni bir güzel büyülemiş ve de etkilemişti. Kırsala ilişkin hayal ettiklerimi sanki o çalışmada buluvermiştim.
Anlayacağınız kırsala ilgim dünden bugünden değildir; hep vardır. O yüzden bir ayağımın da orada olmasını isterim.
İyi haftalar.





















