HEPİ TOPU TEK BİR ÇOCUK!
Bugünlerde bendenizden güncel gidişata, en azından şu bulaşıcı hastalık illetine ilişkin yazmam beklenir; bunun ayırdında ve bilincindeyim. Aşağıdaki yazım da şiirsel bir değişle bizim, “zülfü yaremize!” dokunan boyutlardandır; okuduğunuzda hak vereceksiniz.
Efendim, birkaç sene önce bizi telefonla arayan biri olmuştu. Telefonda konuşurken kendisinin tanıdık biri oluşundan söz ediyordu.
İlla ki, bir araya gelip buluşmamız söz konusu yapılmaktaydı. Neyi merak ediyorsam buluştuğumuzda hepsini anlatacakmış. İyi madem, deyip buluşmaya gittim.
Kendisini gördüğümde ise şaşkınlığım üzerimdeydi. Neden, derseniz birazcık olsun açıklama yapayım da sizler de anlayasınız.
Bir zamanlar genç bir kamu görevlisi olarak çalıyordum. 12 Eylül 1980 Askeri Yönetimi sürecinde, gözden ırak bir taşra örgütümüzde yedikleri haltları sonucu yerleri değiştirilen, mahkemeye verilen oranın çalışanlarının yerlerine yenileri görevlendirilmişlerdi. Öylesi yeni bir çalışan oluşumu sonucu da işin üstesinden gelecek, tez zamanda işi kavrayıp uyum sağlayacak kâtip-mutemet olarak ben göze kestirilmişim. Dosyası kısa sürede çok çabuk kabarmış birisi olmam İdareyi öylesi bir seçim yapmaya itmiş. Zaten de merkezden çıkartılıp yakın bir taşrada çalışıyorken, hep oraya gönderilip görevlendirilmem dokundurmaları yapılır durulurdu. Kendisi oranın mülki olarak bağlı olduğu, dağların öte yüzünden olan resmi giysiler içindeki bir görevliden o yönde bana takılmalar yapılıyordu. Başımızdaki kıdemli şefimiz de oralıydı. Sonunda işte o dedikleri gerçek oldu; yeni evli biri olarak beni oraya; kimselerin gitmek istemediği o dağ başına gönderdiler. Sıkı yönetim süreçlerinden olağan yaşama dönülünce bana da gün doğdu; o kasabamıza aynı görev üzerimde olarak dönebildim. Ne var ki, devletin konutunda iken bu kez kirada oturmam gerekmişti. Halbuki içinde bir köyü barındıracak çoklukta işletmemizin merkezi ısıtmalı devlet konutları vardı ama önce boş yer olacaktı. Sıra ve öncelik de söz konusuydu. O sert kış koşullarında merkezi ısıtma bizler için yaşantımıza girecek en değişik, rahat ortamdı. Öylesi bir yaşantı sanırım o zamanlar bir başka yer olan Ziraat Bankası ve aynı çatı altındaki Müdür konutunda vardı. Bizim müdürlükteki çalışma ortamımız da öyle ısıtıltılmaktaydı. Kısacası oraya kasaba halkı hep imrenirdi. Aynı iş kolunda olan ağabeyim de orada kalır olmuştu. Kıdemi benden önce geliyordu. Sonra bizim de sıramız gelmişti ama ağabeyimin üstü boştu yalnızca. O boyut aramızda sıkıntı oluşturdu. Biz de o güzelim yaşantının dışında kaldık. O konu içimizde, hele eşimin içinde çok üzüntü verici bir geçmiş zaman dilimidir.
İşte o beni telefonla arayan genç de o sıralar o konutlarda kalan iyi tanıdığım bir meslektaşımızın haşarı çocuğuydu. Kendisine başka kardeş de gelmemiş, el bebek gül bebek bir çocukluk yaşamıştı.
Onu karşımda koca adam olarak görmekten şaşkındım. Ta beni burada memleketin bir ucunda bulması boşuna değildi. İşleri sarpa sarmış. Ailesinin onaylamadığı bir evlilik yapmış. Eşi doğulu olup aile çevresi bir belaymış. Öykünün ayrıntısına girecek değilim. İşin o boyutu geride kalsın. İşte o koca adam ailesince dışlanmış; o tanıdığım birisiyle iyi de konuştuğum amcaları da arka çıkmamışlar.
Yahu olan biten, hepi topu tek bir çocuk!
Geçen gün de arada bir telefonla konuştuğumuz, bizim kuşak memleketlim olan arkadaşımla epey bir aradan sonra yeniden konuştuk. Bir dertli bir dertliydi ki, sormayın. Ben de üsteleyip içini dökmesini sağladım. Babasını yakın zaman önce kaybetmişti. Anasını hastanelerde bakıtmış, şimdi ise kendi evinden uzakta, memlekette, eşiyle birlikte başındalarmış. O ıssızlaşıp gitmiş, herkeslerin terk ettiği yerde can sıkıntısı içindeymiş. Kardeşi ise hiç oralı değilmiş. İşin içine hatunlar(!) girince gidişatın seyri değişiyor; çoğumuz da o sıkıntıları yaşayanlardanız. Daha daha derken oğlu söz konusu oldu. Oğul ailesininin onaylamadığı bir evlilik yapmış. Yedi çocuklu, Güneydoğulu bir Tır sürücüsüymüş dünürü. Oğul kendi başına hareket ederek üzerine olan mülkü satıp çocukluğunu yaşadığı o yurt dışına çıkmış. Araları sanırım hiç düzelmeyecek gibi.
Yine diyeceğim; hepi topu tek bir çocuk!
Arkadaşım da az bir feleğin çemberinden geçmişlerden değildir. Pekçok sıkıntılar yaşamıştır. Şimdiler varlıklı biri sayılır. Dahası bir de şiir kitabı çıkartmıştır. Rahmetli sanatçımız Neşet Ertaş üzerine de bir çalışma yaptığından söz etmektedir. O çalışmasının ileri aşamasında, benden de ilgilenme sözü almıştır.
Dostlar, şu yaşantımıza bakar mısınız; kalabalık birer aile çocukları iken ne zorlukları, ne sıkıtıları göğüsleyip geldik; şimdiler ise o orta yerdeki tek bir çocuk ailesinin sıkıntı kaynağı! Benim örneğim bir değil, iki…
Diyeceğim, o rahmetli, çok çocuklu analarımız, babalarımız kadar darda, sıkıntıda değiliz belki ama onların anlayışında, hoşgörüsünde olamadığımız da kesin.
İyi haftalar…
_______________
Not: Yazılarıma biraz ara verdiğimin farkındayım. İşte okuduğunuz gibi bir telefon konuşması da beni yazmaya itebiliyor.
























