HELÂL GIDA…
Sevgili okurlar yazımıza, bizi adam etmeye çalışırken neredeyse kahrından ölen Ata’ mızla başlayalım.
Atamızın, Uğur Mumcu Parkı’ ındaki Kent Meydanı’nda bulunan heykelinin rengi ilk açıldığında da iyi değildi ama şimdilerde daha da fena olmuş.
Heykelin boyası yer yer aşınmış, silinmiş. Hoş olmayan bir görüntü ortaya çıkmış. Bize hiç mi hiç yakışmıyor. İlgililerin en kısa zamanda görüntüdeki bozukluğu gidereceğini umut ediyoruz.
Gazi, bizi adam etmeye çalıştı ama olmadı, olmadık.
Olmayız da zaten…
Eldeki malzeme bu kadar, yapacak bir şey yok.
O da kahrından öldü gitti.
Ama yüzünün akıyla öldü…
Bizi evrensel uygarlığa doğru yol alan trene bindirdi ama…
Trende duran kim?
Şu çarşı pazardaki, sokaktaki insanımızın yapısına bir bakar mısınız? Politikacılarımızın sözlerine bir kulak verir misiniz?
Tam bir Orta Doğu halkı olup çıktık…
Aklı başında bir toplumun şu kadar kısa sürede nasıl Orta Doğu halkı olup çıktığının örneğini yaşıyoruz.
Şimdilik Cumhuriyetin kırıntılarıyla idare ediyoruz da, bu gidişle beş on yıl sonra Arapları bile sollarız biz.
Cumhuriyet toplum mühendisliği yapıyor diyen şaşkınlar neredesiniz?
Konuşsanız ya. Sizi gidi… (çok şey söyleyeceğim ama yakışık olmayacak)
**********
Uğur Mumcu Parkı demişken devam edelim.
Bu parktaki ağaçların bir kısmı kurudu. Bazıları da yatık hale geldi.
Ağacın yatığı, insanın yamuğundan kötü oluyor.
Umut ediyoruz ki Fethiye Belediyesi, yatık ağaçları daha fazla büyümeden bir destek ile dik duruma getirir. Bizler dik durmayı unuttuk ya, hiç olmaz ise ağaçlarımız dik dursun.
Parktaki fidan-ağaç eksiğini de gidermeyi de unutmayalım lütfen…
(Bu arada küçük bir not: Bizim yazıları okuyan yoktur da, belki bir şekilde ilgililere ulaşır diye yazıyoruz)
Bazı okurlarımızın “Neyimiz doğru ki parktaki ağacımız doğru dursun” dediğini duyar gibiyiz.
Siz de haklısınız.
Fethiye yaz mevsimini çok sıcak yaşayan, kışın da “nemli” bir coğrafya. Bu nedenle Fethiye’ mizi kışın yapraklarını döken, yazın da bir o kadar koyu gölgesi olan bir ağaç türüyle donatmamız gerekiyor. Uzun ömürlü bir çeşit olan çınar ağacı, tam Fethiye’ye göre. Hem, çocuklarımıza yadigar kalır. Ne dersiniz?
**********
Park demişken, bir kez daha devam edelim. Bu parkta zaman zaman bekletilen bir araç var. Çok iyi bir uygulama…
Aracın üzerinde “Hasta nakil ambulansı” yazıyor.
Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı sözlüğe baktım.
“Ambulans” sözcüğü için yapılan açıklama şöyle: Hastayı en yakın sağlık kurumuna taşıyan araç.
Şimdi “ambulans” eğer hasta nakil aracı demek ise, o sözcüğün önündeki “hasta nakil” sözcükleri ne işe yarıyor? Bu haliyle aracın adı, Hasta nakil Hasta Nakil Aracı mı oluyor?
Eğer bu açıklamamız doğru ise, bu işlerden sorumlu görevliler ne işe yararlar?
Okuyanımız da yazanımız da güzel Türkçe’ mizin kaşını gözünü yararak gidiyoruz.
Bu Türkçe, bizim neremize batıyor bilmem ki?
**********
Bir de “Helal gıda” sözü var, kafama takılan.
Nedir bu helal gıda?
Helal olan nedir?
Haram olan nedir?
Kim biliyor bu işleri?
Kim veriyor bu fetvaları Tanrı aşkına?
Gıda, gıdadır. Helali haramı niçin olsun?
İsteyen istediği gıdayı yer, içer.
Varsa bunun bir sorgusu yanıtını da verir.
Bu işler yakın zamana kadar yok idi.
Son yıllarda mantar gibi sözde din bilgini! türedi.
Hep bunların başının altından çıkıyor bu zırvalıklar!
Bu toplumun kafasını iyice “benzetmek” zorunda mıyız kardeşim?






















