GENÇ KALEMLER – 1
Tanzimat edebiyatında yeniliğin temsilcisi olan Ekrem, gençlerden gelen eserleri okuyarak onları kırmadan yazmaya özendirir. Gençler, Üsdat Ekrem’in kaleminden aldığı övgülerle yeni bir edebi dünyanın içine girer.
Edebiyat öğretmeni olduğumu duyan bazı bireyler/ öğrenciler yazdıkları karalamaları getirip değerlendirmemi veya yazdıkları bir metni tamamlamaları konusunda bilgi/ yardım isterler. İşte o an iki duygu belirir. Ya umursamadan başından savmak ya da yazılan bir metni bir eleştirmen titizliği ile ele almak. “Hayır” deme yeteneğimin az olmasından dolayı daha çok ikinci tercih benim peşimi bırakmaz.
Önce hızlıca göz gezdirdikten sonra dikkat çeken bir metin değilse biraz daha çalışmasını ve bazı eser/yazar ismi vererek kendini geliştirmesini söyleyip kendi kabuğuma çekilirim. Bazen de metin dikkat çekici olabilir. İşte o an, metnin sahibinden uzaklaşıp metinle baş başa kalmanın hazzını duyar ve bu hazla metin yeniden okunur.
Bu köşede bazen öğrencilerimizin yazılarını da paylaşarak yeniden okumayı ve onların değerli bir birey/ öğrenci olduklarının farkına varmalarını sağlamak istiyoruz.
İlkyazı ise bir deneme türüdür. Sorular soruları kovalarken kelimeler farklı bir seste kendine can bulur.
KÖR OLAN KALPLER
“Görmek isteyince görüyor insan. Doğada hiçbir şey tek başına değil… Kuşa bakıyorsun arkadaşları olunca gökyüzünü süslüyor. Karınca ise tek başına yaptıkları göze gözükmese bile milyonlarcasınla çömlekçilerin bile yapmakta zorlandığı toprakla bütün engellerden korunmayı sağlıyor.
Hayattaki her şey, bir makine dişlileri gibi uyum içinde… Kalbin soluk boruna, soluk borun karaciğere, karaciğerin akciğere bir bağ ile bağlanıp vazifesini eksiksiz yapması ve hepsinin birbirine uyumlu olması… Peki, sen bunların kaç tanesini görebiliyorsun?
Üzgünüm ama bütün canlılar kardeşçe yaşamayı bilseler bile insanların kendilerine ait olmayan o egoları, o benlikleri yüzünden “hep benim olsun” arzusuyla kendini değil kalbini kör ediyor. İnsan, çevresindeki en yakın dostuna bile çıkarları yüzünden ihanet edebiliyor.
İnsanlar genelde sinirlenince etrafını bile görmeden kaba tabirler kullanabiliyor. Bazen hayvan kelimesini uygun görüyorlar ama bu söz onlara hakaret değil de bence iltifat olmalı.
Niye mi? Onlar, yeri gelince kendinden zayıf olanı korumasını biliyor. Sen hiç borç için kendi cinsini öldüren bir köpek gördün mü ya da eşini öldüresiye döven bir aslan?..
Bu sorular belki komik geliyor ama düşününce ağlamamız gereken bir durum. Bu kelimeler hayvanlara değil de insanlara yakışıyor.
Şimdi beraber sorgulayalım kendimizi. Hangimiz hayvanlar kadar olabildik ya da kaç tanemiz onlar kadar dostça yaşayabildik? İnsanlardan değil de hayvanlardan almalıyız insan olmak için gereken dersleri.”
İrem ÇOBANOĞLU
Fethiye Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi
11/ C Sınıfı Öğrencisi





















