Fetö İle Mücadele
Bu yazının başlığını alışılmamış bağdaştırma yoluyla “gammazlama özgürlüğü” koyacaktım. Ancak reyting korkusu, köşe yazarlığı yaptığım gazetenin hala yazarlar sınıfına girememem, yazımın haftanın ilk günü SON DAKİKA olarak verilip bir daha ortalarda olmaması nedeniyle güncel bir konuyu başlık olarak yaptım. Metnin geri kalanını “FETÖ ile mücadelede gammazlama özgürlüğü” şeklinde gösterge evreni içinde bütünlersek anlam birliği sağlanacaktır.
İnsanların günlük olayları farklı açılardan yorumladığı, hiç kimsenin aklına gelmeyen bilgilerin/ dedikoduların dillerde şehir efsanelerine dönüştüğü yaşan alanlarınen önemlilerinden biri berberdiğeri de kahvehanelerdir. Tabii kişilere göre başka başka alan/grup/sosyal aktivite vs. ile bu alan genişleyebilir.
Bunlardan kahvelerde şöyle doyasıya okey döndüğüm; gırgır ve şamata içerisinde okey taşının sesinin arasında şen şakrak kahkahaları duyduğum oldu ama ev, okul, tez üçlüsünden dolayı bu kahkahalara eşlik etmişliğim hiç olmadı. Yalnız bu aralar okul ve tez ikilisinden kurtulunca boşta kaldım. Aranıza dördüncü ararsanız yukarıdaki maile bir tık yetecektir. Buralarda okey taşının arasında öyle muhabbetler, öyle ironiler konuşulur ki eğer sen oranın müdavimlerinden değilsen konuşulan dile yabancı kalırsın. Her rengin her sayının bir imgesi vardır.
Günlük olayların yorumlandığı diğer bir mekan ise berber dükkanlarıdır. (Berber deyince insanın da aklına hemen “bir berber bir berbere…” diye başlayan tekerleme geliyor.) Her insanın alıştığı bir berber vardır. Hiç kimse onun gibi kesemez. Mahalleden taşınırsın. O uzak mahalleden eski mahallendeki berbere gelirsin.
Ahmet Usta’nın berber koltuğundan mıdır nedir bilinmez kayyulemi yapıp gelsem o koltuğa oturunca kısa bir tıraş olacak olsam bile şekerleme yapmadan o koktuktan kalmam. Bu rahat koltuğa berberin bir de nazik muhabbeti ve sırada oturanların diyalogları eklenince geçen zamanın tadına doyum olmaz.
Ahmet Usta’nın elindeki makas sesi bir ninni nakaratı gibi sallanırken oturan müşterilerden biri elindeki gazeteyi okuyup bitirdikten sonra geriye yaslanıp berbere;
-Ahmet, senin adaş var ya…/ -Eee…/ -FETÖ’den yakalanmış. /-Yok canım onun FETÖ ile ne işi var. Adam cumaya bile zor gider. Nerdeyse ayık gezdiği yok. / -Valla bilemen adamı FETÖ’den içeri almışlar mı? Ben onu bilirim.
Başındaki kasketini çıkarmadan oturan diğer müşteri lafa karışır.
-İçeri alındığı doğru. Ama işin içinde başka bir iş var.
Etrafı bir anda bir merak kaplar. Gözler kasketli adama çevrilir. Adam dikkatleri celp etmenin hazzı ile önce bir kasılır ve ardından şu olayı anlatır.
“Bu sizin Ahmet dediğiniz çocuğun hanımını yıllar önce okul yıllarında, okul yollarında hep bekleyen bir sevgilisi varmış. Onun çay karası gözlerine vurulmuş. Onun için sınıfta herkesin duyabileceği bir şekilde Aşık Veysel’in ‘Güzelliğin on pare etmez/ Bu bendeki aşk olmasa’ ve başka başka şiirler okumuş, onun ayak izlerini takip etmiş. O karda yürürken oluşan ayak izlerini incitmemek için yanından geçermiş. Aşkını yüzüne karşı da ilan etmiş ama kız hiç yüz vermemiş. Kız da bir yandan popüleritesini arttırmakla da gizliden gizliye mutlu oluyormuş. Gel zaman git zaman okul sonu yaklaşmış. Oğlan, kızın karşısına dikilip çay karası gözlerinin içine bakıp evlenme teklifi etmiş. Kız kendi çevresinin bu haylaz oğlanı kabul etmeyeceğini düşündüğünden kalbinden evet demek istese de dudaklarından hayır çıkıvermiş. Oğlan kızın gözlerindeki “evet”i hissetmiş ama kulaklarının duyduğu söz oradan uzaklaşıp bir ağacın dibinde gözyaşları dökmesine neden olmuş.”
-Abi ya, sen bize Leyla ile Mecnun’u anlatmaya başladın! Bunun FETÖ ile ne ilgisi var? Bir başkası;
-Arkadaş acele etme öyle! Yemek hemen oluyo mu? Önce malzemeyi hazırlacan.
Adam sözünün kesilmesinden memnun bir şekilde önce nefes alır ve eliyle acele etme der gibi işaret edip söze devam eder.
“Nerde kalmıştık? Gel zaman git zaman bu kız, sizin Ahmet ile evlenir. FETÖ olayları ortaya çıkınca da okul yılların da peşinden koşan çocuk bunları FETÖ’cü diye ihbar eder. Bunun üzerine Ahmet ve hanımı FETÖ’ye yardım ve yataklık yapmaktan içeri girer.”
-Allah Allah!.. / Yapma be!.. … … gibi sesler ağızlardan dökülürken diğer müşteri konuşmak için atılır.
“Bende buna benzer bir olay duydum. Ama aslı var mı bilmem. Ben bu kasketli amca gibi ‘çaykarası gözleri varmış, gözleri konuşurmuş’ gibi sözlerle anlatamam. Kadının biri sevdiğine kavuşamamış. Her ikisi de farklı yuva kurmuşlar. Kendi kızı ile o adamın oğlunuevlendirmiş. Bu FETÖ ortaya çıkınca damadını, dünürünü FETÖ’cü diye gammazlamış.”
Kasketli adam bilmiş bir eda ile araya girip “FETÖ ile anlatılan bu şehir efsaneleri en çok kimin işine gelir. Kazan kazan mantığı ile baktığımızda işi bu kadar sulandırmak FETÖ’cülerin işine yarar. O yüzden FETÖ ile mücadele titizlikle yürütülmeli, at izi it izine karıştırılmadan, kurunun yanında yaşın yanmaması için “Yurtta Sulh Konseyi” olarak kendini niteleyen darbecilerle mücadele ciddiyetle yürütülmedir.”
Kasketli adam son noktayı koyarken ben berbere teşekkür edip on liraya heybemi doldurmuştum.
Aydın Adnan GÜMÜŞ





















