FETHİYE’NİN CİĞERLERİ YANDI – EBRU OĞUZHAN YETER
Fethiye’nin tam kalbinde, evimizin balkonundan baktığımızda içimizi açan o güzelim tepenin alev alev yanışını izledik.
İtfaiye ekiplerinin, orman işçilerinin ve halkın büyük mücadelesiyle yangın kontrol altına alındı. “İnsan can kaybı”mız yok, çok şükür ama o tepede barınan, sesini duyamadığımız milyonlarca canlı kül oldu. İçimiz yanıyor.Yangının çıktığı yer, kentin tam göbeğinde, hani o her önünden geçildiğinde “Buraya ne güzel manzara yolları yapılır, ne güzel villalar kurulur” diye birilerinin iştahını kabartacak türden bir konumda.
Hal böyle olunca, alevlerin dumanı henüz tüterken hepimizin aklına aynı soru düşüyor: Kasıt mı, ihmal mi, yoksa doğrudan bir rant kapısı mı?
Toplum olarak hafızamız yorgun ve yaralı. Ama yine de ne zaman bir orman yansa, arkasından o yasal güvenceyi hatırlıyoruz.
“Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca yanan alanlar kesinlikle imara açılamaz, derhal ağaçlandırılır.”
Kağıt üzerindeki bu metin çok nettir, altına hepimiz imzamızı atarız. Ancak sokaktaki vatandaşın, toprağına sahip çıkan köylünün hafızasındaki karşılığı ne yazık ki çok farklı. Bizler bugüne kadar “kamu yararı”, “turizm teşvik” ya da “maden sahası” adı altında, yangına bile gerek kalmadan yürürlüğe giren ara yasalarla, torba yasalarla ormanlarımızın nasıl parsel parsel eksildiğini gördük.
Yangınların ardından yükselen betonları izledik. Dolayısıyla bugün Fethiye’nin göbeğindeki o tepe için endişelenmek, “Yarın burayı imara açarlar mı?” diye korkmak bir kuruntu değil, bu ülkenin vatandaşlık hassasiyetidir.
Bu ülkenin vatandaşları ve bu şehrin sakinleri olarak, gözümüzün önünde yanan o tepe ve Muğla genelinde ranta kurban gitmesinden korktuğumuz diğer tüm alanlar için resmi makamların duyarlı olmasını umut ediyoruz.
Bu alanların derhal ve eksiksiz bir şekilde ağaçlandırma programına alınıp alınmadığını resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz. Yüzlerce binlerce fidan dikmek için de hazırız.
Yanan her alanın metrekaresinin takipçisi olacağız.
Çünkü biliyoruz ki, ormanlarımızı koruyan şey sadece kanun maddeleri değildir; ormanlarımızı koruyan şey, o yangının dumanını içine çekmiş halkın bitmeyen öfkesi, haklı şüpheciliği ve inatçı takibidir.
Fethiye’nin bu muhteşem tepesini betona teslim etmemek, o küllerin arasından binlerce canı yeşertmek bizim bu toprağa olan borcumuzdur.
Gözümüz o tepenin üzerinde.
Bakalım Anayasa’nın sözü mü tutulacak, yoksa hafızamız bizi yine haklı mı çıkaracak?
Hep birlikte göreceğiz, o tepede fidanlar mı yeşerecek, havuzlu villalar mı, siteler mi, toki’ler mi…??






















