Dilsiz Kullar
Bugün galiba kuşlar, otlar ve böcekler süsleyecek metnin göstergesini. Bu göstergeyi anlayabilmek için Ronald Barthes’in“GöstergebilimselSerüven”ini( YKY, Çev. Mehmet Fırat- Sema Fırat, İst. 1998) okuyup, özümseyip gösterilen ile gösteren arasındaki ilişkiyi çözebilmek için İlhanBerk’in “Şifalı Otlar Kitabı”na (YKY, İst.2007) bakmak gerekecek.
İnsan, otların dilsiz birer kul olarak dağıttığı şifaları tadınca/okuyunca anlıyor yaşamın sırrını. Otlar diyarına dalıp gündelik kavgalardan, hırslardan, çekişmelerden, gammazlama özgürlüğünün tadını zafer sarhoşluğu içinde tatmadan, etrafta dolaşan teröristlerden, “-mış gibi” yapılan işlerden uzaklaşıp kendi öz benliğinin doğrularını yakalıyor. Bazen bugüne kadar doğru bildiği değerleri bazen de doğru diye bildiği dini kavramları yeniden yorumlama ihtiyacı hissettiriyor otun kokusu yayılınca bağdaş kurmuş oturan beynin kıvrımlarına.
Gönlünce uzanabilmeli insan çimenlerin üzerine ve gönlünce koşabilmeli küheylanların izleri üzerine. Ardından ikiyüzlü dünyanın iki yüzle bezendiği âleminden, sıyrılmalı sessizce ses çıkardığını sanan kuşlar ve böceklerin arasından. ( Bu paragrafta şiir gibi oldu be” diyor iç ses. “Ne de olsa serde şairlik var. Eh birkaç mısra alt alta koyduğumuz olmuştur. Yukarıdaki son cümleleri de alt alta koyunca bak şiir oluverir ey sevgili okuyucu/yazıcı/bakıcı/sorgulamada kabul edici”)
Ey sevgili!
İnsan,
Gönlünce uzanabilmeli
Çimenlerin üzerine.
Ve gönlünce koşabilmeli
Küheylanların izleri üzerine.
Ardından ikiyüzlü dünyanın
İki yüzle bezendiği âleminden sıyrılmalı.
Sessizce, sesçıkardığını sanan
Kuşlar ve böceklerin arasından.
Bak, “Ey sevgili okuyucu/yazıcı/bakıcı/sorgulamada kabul edici…” bir şey bir anda birden fazla güzelliğe dönüştü. Kelimelerin ardı ardına sıraladığı anlam diyarı mısraların dilinde yeni bir anlam kazandı. Sen hangisinden ne anladın?
İşte günün hengâmesini bu tekrarlar oluşturuyor. “A ben bunu seksenlerde yaşadım./Seksenler dizisinde gördüm. Adam da aynısını yapıyordu. Ama değişen metinde olduğu gibi sözün gücünün etkisi.Oysa metinlerarasılık hâlâ devam ediyor.
Ses
Zamana karışır.
Zaman
Üç şekerli demli çayda erir.
Doldur be usta içelim
Akşamın kızıllığına karşı
Şöyle semaverden demlenmiş demli bir anı.
Otların kokusu şairlik damarımı kabarttı. Oysa ben hikâyeler yazıp hikâyeler içinde yaşamak istemiştim. Şairlikte nerden çıktı. Hem de zor bir uğraşken.
Otların kokusuna, kuşların cıvıltıları eklenince böcekler bir başka görünüyor. Kafka’nın “Değişim”ini(künyesini yazmayacağım. Şimdi bilgisayarın başından kalkıp rafların arasından onu aramak için değişim yaşamam gerekecek; ey sevgili okuyucu/yazıcı/bakıcı/sorgulamada kabul edici!…) okuyup böceklerle dolu dünyadan böceklerin iç dünyasındaki sesi duymak isterdim.
Şifalı otlar kadar hepsi birer dilsiz kul mudur? Zikir mi eder, fikir mi verir yoksa kendi varlığının gizemine şükür mü eder? Ey sevgili okuyucu/yazıcı/bakıcı/sorgulamada kabul edici…
Aydın Adnan GÜMÜŞ





















