DAVUT FEN-TEPEDE SINIR MI VAR? DİP, İLLE DE SINIR İSTİYOR İŞTE
Ülkemizde kuruluştan başlayarak yaşama geçirilen “Karma Ekonomi” ve öngörülü kalkınma dönemimizden köklü biçimde ilk büyük sapmanın ne zaman öncelendiği bellidir. Demirel Döneminin 24 Ocak Kararları bu büyük değişim ve dönüşümün çıkış noktasıdır.
Ülke halkımız ve emekçi kesimi o kararların uygulanması sürecinde çok ağır bir bedel ödemiştir.
O kararlar sonrası yüksek seyreden pahalılık ve sözde yokluk birden ortadan çekilivermiştir. Ülkede yıldırı amaçlı kargaşa ve karışıklığın 12 Eylül 1980 günü Askerin, Yönetime el koymasıyla nasıl bıçak keser gibi(!) kesildiyse yokluklar da işte öylece ortadan kalkıvermişti.
Bakkallarda tezgâh gerisinde ve altında olan tüketim mallarının saklanmasına, gizlenmesine son verilmiştir.
Gazetelerin iç sayfalarında yer alan parasal boyut, arka sayfalarda çok renkli olarak verilen spor sayfalarıyla yarışacak nitelik kazanmışlardı. Artık Borsa diye bir yatırım seçeneğimiz dr olmuştu.
Kamu kesimi çalışanı 5 yıllık kıdemi sonrası yararlandığı Emekli Sandığı’ndan iki maaş tutarında borç para çekebilmesinin yanı sıra, bankaların aylık geri ödemeli yeni başlattığı tüketici borç vermeleri de vardı. Sanırım memleketimde o olanağı ilk kullanan kişi belki de ben olmuştum. O boyutta gelişmelerden, iyi bir gazete okuru olmakla zaten haberdardım. Borçlanmamın birini henüz bitirmeden bir de öteki bankadan da borçlanmış, iki ayağımı bir pabuca soktuğum bile olmuştu. Nasıl olmasın, gereksinimler çok, benim ise tek gelirim var, o da maaşım. Gereksinimlerimizi ötelememiz ise hiç de olucu değildi.
Bütün bunları elbet başat bir boyuta bağlayacağım için anlatıyorum.
Ülkemiz, o süreçle gözle görülür, elle tutulur biçimde serbest girişimciliğe geçiriliyordu.
Ülkede sıkıntı yaşandığını, yürütme erkinin askıya alınacağını sezinleyen para babaları, kayıt dışı gelir elde edenleri, güvenli liman arayışında ABD’yi yeğliyordu.
Bizim edindiğimiz bilgilerimize göre de ABD’ye akan o tür paralarla dünyanın en ucuz borç parasıyla işletmeler büyüdükçe büyüyor, kazançlarına kazançlar katıyor, ülke kalkınması dev adımlarla ilerliyordu. Oradaki doyum noktası sonrası, şimdilerde de bu kez, o âlemi kendi silahıyla vurmaya yönelmiş Çin işin girmişti.
Nesnel büyüme göstergeleri, çarpıcı biçimde o tabloların artık ters yüz olduğunu ortaya koymaktadır. Gidişata ayak uydurmak ise o kadar da kolay değil işte.
Kim ne derse desin, bütün onca parasal işvesine, cilvesine, egemen belirleyici konumuna karşın, göz ardı edilemeyen bir seçenek de var ki, o da dev oylumlu eleştirel bir çalışma olan Karl Marks’ın Kapital’idir.
Hani şu asgari ücret konuşulup duruyor, bir türlü de belirlenmiyor ya, işte o boyut, bu parasal büyüklük etki çekişmesi içinde kalabilmek ile sıkı sıkıya ilişkili. O yüzden, her bir yatırımcının mal ve hizmet üretiminde, emek payı oranı başat yerini hep koruya geldiğinden, bedel değerlenme oranı özellikle düşük tutulması hedeflemesine hiç de şaşılmasa gerektir.
Ben bu kadarını söylemiş olayım.
Herkese iyi haftalar…





















